ve The Bear
Hulu’da FX markasıyla yayımlanan The Bear aslında radarıma bir aydan evvel girmişti. Hatta diziyi başka bir FX dizisi olan The Old Man ve AMC’nin Dark Winds isimli dizisi ile beraber yazın izlenebilecek az bölümlü içerikler olarak incelemek aklımdan geçmişti. Geçtiğimiz ay ufak bir Manifold molası alınca tavsiye için biraz geç kaldım ama The Bear ile ilgili düşünecek daha çok zamanım oldu.
Christopher Storer’ın projesi olan dizinin bölümlerinin çoğunu yöneten isim yine Storer.1 Shameless ile tanınan Jeremy Allen White, Carmen “Carmy” Berzatto rolüyle başrolde yer alıyor. Ağabeyinden kalan restoranın başına geçen Carmy ile çalışan ekipte ise Ebon Moss-Bachrach (Richie), Ayo Edebiri (Sydney), Lionel Boyce (Marcus) ve Liza Colón-Zayas (Tina) var. Jon Bernthal da Carmy’nin müteveffa ağabeyi Mikey rolünde kısa süre görülüyor.
Mikey’nin ölümü sonrası Carmy, Michelin yıldızlı bir önceki işinden ayrılıp doğup büyüdüğü Chicago’ya dönmüş. Genç şefin ilk sezonu sekiz bölüm süren macerası, Carmy’nin Mikey’den kalan sandviç dükkânını borçtan ve iflastan kurtarmaya çalışırken aynı anda ağabeyinin ölümüyle baş etme çabasını gösteriyor. Tabii onunla beraber ailesinin ve dükkânın diğer çalışanlarının sıkıntılarına tanık oluyoruz.
Dizi, komedi ve dramayı harmanlayarak son yıllarda popülerliği artan dramedy türünü anımsatıyor. Amerikan televizyonlarının yirmi dakikalık komedi ve kırk dakikalık drama ayrımını zorlayan, kablolu kanallar ve çevrimiçi yayın platformlarının sunduğu süre esnekliğiyle artan bu türün FX’teki bir diğer örneği Atlanta.
Yazarlığı, yönetmenliği, oyunculuk performanslarıyla dikkati çeken2 The Bear, geçtiğimiz günlerde ikinci sezon için onayı aldı. İlk sezonda Jon Bernthal, Joel McHale ve Molly Ringwald gibi oyuncuların kısa misafir rollerini kabul etmeleri ise projenin tasarım aşamasından itibaren dikkati çekip destek gördüğüne kanıt.
Dizi, bir seyirci olarak benim de izlemekten keyif aldığım ve orijinal bulduğum bir proje oldu. Hem karakterlerin hem de yaşadıkları şehrin dönüşümüne dair önemli ipuçları veren öyküden çok söz edip sürprizini bozmak istemiyorum. Ancak söyleyebilirim ki Jeremy Allen White ve Ayo Edebiri, rollerinin hakkını vermiş. Özellikle Storer’in yönettiği bölümlerde, yönetmenin kendine özgü stili ve vizyonu hissediliyor. Daha evvel yapımcılık ve yönetmenlik deneyimi olan Storer için yaratıcısı olduğu The Bear gerçek bir imza projesi olmuş. Kişisel deneyimlerinden esinlendiğini söyleyen Storer, bir röportajında aslında projeyi bir film olarak tasarladığına değinmiş. Aynı röportajda, kendi projesinden önceki başarısız şef filmlerinin yarattığı endişeden de bahsetmiş.
Sinema ekranında mutfak ve şeflikle ilgili filmler görmekle beraber televizyonda mutfak konusu bir süredir daha çok reality show tarzında programlarla karşımıza çıkıyor. Hell’s Kitchen, Iron Chef ve MasterChef bu tarz programlara örnek. Yetişkinleri hedef alan Bob’s Burgers dışında ise yakın zamana kadar aklımda kalan ve Amerika’da geçen bir mutfak dizisi yok. HBO Max’in dizisi Julia3 ile beraber FX’in Hulu’daki The Bear projesi, konuyu televizyon ekranlarında tekrar görebileceğimize işaret. Oysa çoğu çok başarılı olmamakla beraber zaman zaman sinemalarda Catherine Zeta Jones’lu No Reservations (2007), Jon Favreau’nun Chef (2014) filmi, Helen Mirren’lı The Hundred-Foot Journey (2014) ve BAFTA’da dikkat çeken Boiling Point (2021) gibi örneklerle karşılaşıyoruz.
2000’lerin başından hatırladığım televizyondan tek örnek ise Anthony Bourdain’in anılarını anlattığı kitabından uyarlanan Kitchen Confidential (2005). FOX’un hızlıca iptal ettiği, Türkiye’de ise CNBC-e kanalında yayımlanan dizi bence erken iptali hak etmemişti. Hoş, dizinin iptalinden birkaç yıl sonra Bradley Cooper, The Hangover (2009) ile televizyondan sinemaya başarılı bir geçiş yaptı. Cooper, şeflik yenilgisine doymamış olmalı ki Burnt (2015) adlı başka bir filmde yine şef olarak ekrana çıktı.
The Bear dizisinde Joel McHale tarafından canlandırılan ve çok kısa görülen Carmy’nin eski patronu televizyondaki reality show’lardan alıştığımız kızgın ve gergin şef modeline –bakınız Gordon Ramsay– bir örnek. Fakat, zaman zaman hataya düşse bile Carmy aynı sarmalı kendi mutfağında yaratmamaya özen gösteriyor.
Mutfak ve televizyondan söz ederken, tam da internet teknolojilerinin kültürel etkileşimi hızlandırdığı yıllardan 1999’da, New Yorker’da yayımlanan “Don’t Eat Before Reading This” başlıklı makalesi bir kuşağa restoran mutfaklarının kapısını açan Anthony Bourdain’den söz etmemek olmaz. Yemek sektörünün pek de hoş olmayan sırlarını ve acımasız yanlarını açıklayan esprili makalenin sonrasında Bourdain, kitabı Kitchen Confidential ve muhtelif televizyon programlarıyla yeni bir tarz şefi kitlelere tanıştırmıştı. Başta No Reservations (2005-2012) ve Parts Unknown (2013-2018) adlı programları Bourdain’i şeflikten medya yıldızlığına taşırken, televizyonda yemek tarifi veren programlardan alışık olduğumuz geleneksel şefler yerlerini star şeflere bırakmaya başlıyordu.
1990’larda kurulan Food Network ve 2000’lerde yayın hayatına başlayan Cooking Channel gibi özelleşmiş kablo kanalları yıllar geçtikçe çeşitli tarzda şefe görünürlük sağladı. Sosyal medya kullanımının artmasıyla yine pek çok amatör ya da profesyonel şefle beraber yemek konusuna odaklanan yayıncı markası ortaya çıktı.
Bu dönüşüme ana akım televizyon ekranlarında daha çok şeflik-restorancılık temalarına odaklanan reality show ve yarışmalar eşlik etti. Ama nedense Bradley Cooper’lı uzun ömürlü olmayan Kitchen Confidential (2005) sonrası bu seneye dek başarılı kurgu örnekler, ABD televizyonlarında yer bulmamıştı. Çok farklı tarzda iki mutfak dizisi olan Julia (2022) ve The Bear’ın (2022) çevrimiçi platformlarda yer alması belki konunun Amerikan sektörü için zamanının geldiğini gösteriyor.
Anthony Bourdain’den söz etmişken, Bourdain’i seven ve özleyenler için ise sayısı gitgide artan çevrimiçi platformlarına dağılan farklı belgesel dizilerini bulup izlemek bu aralar kolay değil. Ama o da başka bir yazının konusu.
1. Storer projenin yaratıcısı ama dizinin showrunner’lığını Joanna Calo ile paylaşıyor.
2. Genel olarak olumlu olan eleştirilerin yanında Soraya Roberts’ın diziye farklı yaklaşımını paylaşmak gerek: “‘The Bear’ Is Why We Must End The Reign Of TV’s Vibes Cartel”
3. Julia Child’ın kariyerine odaklanan bu diziden evvel Child’ın öyküsü sinemada Julie & Julia (2009) ile seyirciyle buluşmuştu.
