İnternette uluslararası yayıncılık yapan platformların popülerliği arttıkça, farklı ülkelerin medya sektörleri için bu platformlara dizi satmak ya da teknik tabiriyle orijinal içerik üretmek daha sıklıkla konuşulur oldu. Söz konusu içerikler, aynı ülkelerin izleyicileri için de heyecan teşkil ediyor. Tabii diziden diziye bu heyecanın boyutu değişiyor. Netflix Türkiye’nin son dizisi Kulüp, daha evvelki “orijinallerden” sadece Bir Başkadır ile kıyaslanabilecek bir ilgi yarattı.
1950’lerde genel afla cezaevinden çıkan Matilda’nın (Gökçe Bahadır), yıllardır görmediği kızı Raşel (Asude Kelebek) ile yeni bir hayat kurma çabasını anlatan dizi, Matilda’nın çalışmak zorunda kaldığı Kulüp çerçevesinde başka karakterlerin maceralarını da ekrana getiriyor. Dizinin yayıncısı ve sektörün bilinen isimlerden oluşan ekibi, proje gösterime girmemişken izleyicilerin merakını artıran etkenlerden. Dizinin yayına girmesi sonrasında ise gayrimüslim toplulukların deneyimlerine ana akımda alışılagelen çoğu olumsuz stereotiplerden farklı şekilde ve zaman zaman Ladino dilinde diyaloglarla yer verdiğine değinen izleyici yorumları, merakı daha da artırdı.
Bir izleyici olarak beni meraklandıran etkenlerden biri de projenin, daha evvel tanışmış ve kurucusu olduğu ranini.tv için iki kere yazmış olduğum Rana Denizer’in hayatından ilhamla yaratılmış olmasıydı. Senaryo ekibinde de yer alan Denizer’in yani nam-ı diğer Ranini’nin sosyal medyadaki eski takipçilerinden biri olarak ailesiyle ilgili anı ve anekdotlarını hep merakla –ve bir gün daha uzun bir şekilde okuma fırsatı olur mu sorusuyla– okumuştum. Bu yüzden Kulüp ile ilgili ilk haberi gördüğümde meraklandım; çünkü dizinin karakterleri, Denizer’in tweet’lerinde ismi geçen aile üyelerini anımsatıyordu.
Gökçe Bahadır ve Asude Kelebek,
Kulüp’te (2021– ), Netflix, ekran görüntüsü, kaynak: Kulüp, resmi fragman
Kulüp, günümüzde geçen diğer diziler gibi oyunculuk, görsel stil ve kurgusal anlatım konularının yanı sıra başta Yahudi cemaatinin geçmişi ile ülke tarihinde (ve bugününde) marjinalize edilen diğer grupların deneyimleri çerçevesinde hem basında hem de izleyicilerin görüşlerini dile getirebildiği sosyal medya platformlarında çok konuşuldu. Kulüp, yerli ve yabancı, yeni ve eski dizilerle karşılaştırılırken kronoloji ve tarihsel temsil yönünden bolca tartışıldı. Diziyi ulus-devletleşme sürecinde “gayrimüslimsizleşme” bağlamında inceleyen Tayfun Atay’ın yazısı ve dizinin aldığı övgülerle beraber eleştirilere de değinen Foti Benlisoy’un makalesi, tarih konusuna değinen örneklerden. Şalom gazetesinin diziyle ilgili yazı ve haberleri özetleyen iki ayrı bölümlük listesi, ilgili yayınları detaylı incelemek isteyenler için işi kolaylaştıran bir kaynak.
İlk sezonunun ilk altı bölümünde yönetmen koltuğunda iki ünlü isim yer almış. Dört bölümü yöneten Zeynep Günay Tan, İstanbullu Gelin ve öncesinde Öyle Bir Geçer Zaman ki ile geniş izleyici kitlelerine ulaşan sektörün en başarılı yönetmenlerinden biri. Antalya Altın Portakal Film Festivali ödüllü yönetmen Seren Yüce diğer iki bölümü yönetmiş. Yüce, Berkun Oya’nın Masum dizisiyle film sektöründen online yayıncılık sektörüne adım atan ilk yönetmenlerden.
Kapanış jeneriğinde gördüğümüz Zeynep Günay Tan ismi, dizinin yaratıcısı olarak da geçiyor. Rana Denizer orijinal hikâyenin sahibi olarak belirtilmiş. Senaryo grubundaki isimler Necati Şahin, Rana Denizer, Serkan Yörük, Ayşin Akbulut ve Bengü Üçüncü. Danışman kadrosunda da İsrael İzzet Bana, Mehmet Öznur Alkan, Gökhan Akçura, Forti Barokas ve Mois Gabay var.
Matilda rolündeki Gökçe Bahadır ve Raşel rolündeki Asude Kelebek ile beraber Fırat Tanış (Çelebi), Salih Bademci (Selim), Barış Arduç (İsmet) ve Metin Akdülger (Orhan) büyük rollerde karşımıza çıkan isimler. Başrollerdeki oyuncuların yanında şimdilik daha az ekran zamanı olan oyuncuların performansları da başarılı. Hacı rolündeki Sezer Arıçay, bu grupta dikkat çeken isimlerden. Fırat Tanış ile Gökçe Bahadır, televizyon ekranlarında görmeye alışık olduğumuz isimler olmalarına karşın, güçlü oyunculuklarıyla özgün bir performans yakalamışlar. Kulüp’ten sonra Tanış’a daha çeşitli rol teklifleri geleceğini düşünüyorum. Matilda’yı canlandıran Gökçe Bahadır ise son yıllarda izlediğim en başarılı performanslardan birini sergilemiş. Dizideki performansıyla şimdiye kadar oynadığı hiçbir rolü hatırlatmayan, sadece ama sadece Matilda’dan beslenen bir karakter yaratmış. Role hazırlanırken tiyatro oyuncusu ve yazar Forti Barokas’tan Ladino dersi alan Bahadır, karakteri adeta yaşamış. Yazarlık, yönetmenlik ve oyunculuk konularında gösterilen özen doğru danışmanlıkla birleşince ekranda etkileyiciliğin ötesinde sarsıcı bir Matilda gördüğümüzü söylemek mümkün.
Tarihi olaylara verilen referanslar nedeniyle, dizide gerçek hayattan ne kadar esinlenildiğine dair bir merak mevcut. Orijinal hikâyenin yaratıcısı Rana Denizer, Milliyet gazetesindeki röportajında dizinin kendi ailesinin gerçek hikâyesinden esinlenen bir anlatı olduğunu ama bazı şeylerin değiştirildiğini paylaşmış. Dönemin eğlence dünyasıyla ilgili kısımların öyküye sonradan eklenenlerden olduğunu söylemiş:
Dönemin eğlence dünyasının tam içine doğdum, elbette… Ancak Kulüp’te o dünyaya ait tanıklıklarımı anlatmadım çünkü asıl amacım bu iki kadının ve o çekirdek ailenin yolculuğuna odaklanmaktı. Dolayısıyla hikâyenin o kısmını Türkiye’nin eğlence tarihini kaynak alarak tamamen hayali karakterlerle örgülenmiş kurgusal bir dünya olarak kurduk ve anlattık.
Denizer’in tanıklıkla ilgili yorumu aslında öykünün ailesiyle ilgili kısmına dair. Ve bu kısımlar dünyaya gelmemiş olduğu günlerin hikâyesine ilham olmuş.
Sinemada –ve bazen de televizyonda– hikâye anlatıcıları aslında birinci elden tanık olmadıkları zamanlara rehberlik edebiliyor. Belki böyle durumların en orijinal örneklerinden biri Julie Dash’in Daughters of the Dust (1991) filmi. Dash’in filminin anlatıcısı, zaman zaman büyülü bir şekilde ekranda görülen henüz doğmamış bir çocuk: Öyküde yer alan Eula ve Eli’nin dünyaya gelmemiş kızları.
Elbette Dash’in filmi ve Kulüp içerik ve stil bakımından çok farklı eserler. Ancak, orijinal hikâyenin yaratıcısı Denizer’in röportajına bakınca Kulüp’teki rehberimizin henüz doğmamış başka bir bebek olduğunu anlıyoruz. Raşel ve İsmet’in kızı, Matilda’nın torunu anlatıcımız. Ve biz onun şahitliğinde kurgu dünyasına giriyoruz. Alışılagelen anlatıcıların aksine bu anlatıcının sesini ekranda duymuyoruz ama tıpkı dizide Çelebi’nin dediği gibi, annelerin kaderi kızlarına çeyiz oluyor. Matilda’dan Raşel’e kalan miras, Raşel’den kendi kızına kalıyor. O yüzden acının ve aşkın doğmamış vârisinin, kendisinden önceki günlere tanıklığı mümkün.
Bence diziyi başarılı kılan, tanıklık ve anlatıcılık arasındaki uyumla gerçek ve kurgu arasındaki denge. Denizer’in ailesinin öyküsünden yola çıkan proje, güçlü bir yazarlık ve yönetmenlikle alışılagelenden farklı enerjide bir ürün hâline gelmiş. Bu başarılı uyum akla dizinin yaratıcısı olarak geçen Zeynep Günay Tan’ı getiriyor.
Zeynep Günay Tan’ın Öyle Bir Geçer Zaman ki dizisi, Akarsu ailesinin en küçük oğlu Osman’ın gözünden hem aile hem de ülke tarihine ışık tutuyordu. Yönetmenin bu şahitlik deneyimini anlatıcılığa yansıtmasındaki başarı bence Kulüp’te de kendini göstermiş. Denizer’in hikâyesi ve senaryo grubundaki yazarların çalışmalarını bütünleyen Zeynep Günay Tan’ın yaratıcı vizyonu.
Altyazı’da yer alan bir söyleşide Zeynep Günay Tan öyküyü ilk duyduğundaki düşüncelerini şu şekilde özetlemiş:
Aslında aile kavramına tersten bakan bir hikâye olması çok ilgimi çekti. Yani aileyi kutsamak yerine aile içindeki kişilerin birbirine birey olarak yaklaşması ve yaşadıkları sürecin tamamı çok ilgimi çekmişti. Daha sonra o gerçek hikâyeyi yazar odamızla çalışmaya başladığımızda toplumda bir şekilde ayrımcılığa uğramış, kendini öteki hisseden insanların hikâyesini anlatma gibi bir çatı oluşturduk.
Diziyi izlerken, ailenin anlamını sorgulayan diyalog ve detayları görmemek imkânsız. Matilda kızı Raşel’e kendini kabul ettirmeye çalışırken Kulüp’ün yeni yıldızı Selim (Salih Bademci) ve sahibi Orhan’ın (Metin Akdülger) anneleriyle problemli ilişkilerini görüyoruz. Raşel’le iletişim kurmakta zorlanan Matilda bir kriz anında Selim’e destek olabiliyor. Aynı şekilde Orhan kendi annesinden duymayı istediği destek cümlelerini Selim’e söyleyebiliyor. Biyolojik bağların ötesinde aileler böyle oluşmaya başlıyor. Çelebi tarafından Kulüp’te çalışmaya zorlanan ve Raşel’in de arkadaşı olan Tasula’nın (Merve Şeyma Zengin) Matilda’ya dediği gibi zorluklarla (ve kötülükle) yalnızken mücadele etmek zor. Bazen benzer dertleri deneyimleyenler ya da geçmişte başkalarına yardım edemeyip bunu telafi etmek isteyenler, dayanışarak birbirinin seçilmiş ailesi olabiliyor.
Kenan Behzat Sharpe, Avlaremoz’daki diziyle ilgili yazısında sınıf, dini kimlikler ve cinsel yönelimler üzerinden dayanışma ve seçilmiş aile kavramlarını derinlemesine incelemiş. Tıpkı Sharpe gibi ben de aile temasına yapılan atıfların diziyi anlamak için önemli olduğunu düşünüyorum. Zaten Rana Denizer dizide Matilda ve Raşel’in ve “o çekirdek ailenin” yolculuğuna odaklanmak istediğini belirtmiş.
Dizinin bugün yarattığı ilgi ve geçmişe verdiği referanslar, siyasi ve tarihsel temsille ilgili pek çok soruyu beraberinde getirdi. En başta paylaştığım gibi diziye ilişkin metinlerin bir kısmı bunlara değiniyor. Kulüp bir zamanın, bir ülkenin, bir şehrin, sadece bir değil marjinalize edilmiş pek çok grubunun hikâyesi olarak görülebilir. Ama her şeyden önce iki kadının, Matilda ve Raşel’in, içine doğdukları aile ve kendilerine seçtikleri aileyle beraber yürüdükleri yolculuğun hikâyesi. Ve tabii o doğmamış anlatıcının da.
