Alone: The Arctic,
altıncı sezon yarışmacıları,
kaynak: The Captain’s Log
Peyderpey
Alone: The Arctic
ve Etik

Her ne kadar kanaldan kanala atlamak ya da zapping yapmak televizyona özgü bir davranış olarak görülse de, insan bunun gibi bazı alışkanlıkları online izleme platformlarına taşıyor. Yine böyle bir anda, Netflix’teki yeni reality show’lara ya da yeni tabirle mini-dizi belgesellere1 bakarken daha evvel hiç adını duymadığım bir programla karşılaştım. Merakla tıkladığım Alone: The Arctic, sürpriz bir şekilde kendini ‘zaplatmadı’. Programı izledikçe de yayıncılık etiği ilgili sorularım arttı.

History Channel’ın2 yapımcısı olduğu program, farklı ülkelerde televizyonda yayımlandığı gibi Netflix dahil çeşitli dijital platformlarda yer alıyor. Aslında Alone: The Arctic 2015 yılından bu yana devam eden Alone serisinin altıncı sezonu. Sezonu özel yapan ise yarışmacıların ilk kez Arktik daire içine yer alan bir bölgede yarışması. Her sezon, yarışmacılar kendi seçtikleri on eşyayla doğada kimsenin olmadığı bir yere bırakılıyor. Zorlu şartlara en uzun dayanan yarışmacı beş yüz bin dolar kazanıyor. Daha evvel Vancouver Adası, Patagonya ve Moğolistan’da yapılan yarışmanın altıncı ve yedinci sezonları Kanada’da kutup dairesindeki Great Slave Gölü’nde çekilmiş. Yarışma tarihi boyunca format sadece iki sezon için değişmiş. Dördüncü sezonda iki kişilik takımlar hâlinde birbirine karşı yarışmış. Şu an Amerika Birleşik Devletleri’nde yayımlanan yedinci sezonda ise yarışmada kazanmak için bölgede en uzun kalan olmak yetmiyor. Kazananın Arktik’te yüz gün geçirmesi lazım. 

Tercih edilen bölgelerde zorlu iklim ve yabani hayvan tehdidiyle beraber yiyecek bulma sıkıntısı yarışmacıları zorlayan önemli faktörler. Zaman ilerledikçe açlığın yanında yalnızlık ve geride bıraktıkları sevdiklerine duydukları özlem öne çıkıyor. Format gereği aktivitelerini kendileri kameraya alan yarışmacıların maceralarına biz izleyiciler de tanık oluyoruz.

İlk bakışta çok orijinal bir format değil elbette bu. Daniel Defoe’nun Robinson Crusoe romanı gibi hayatta kalma hikâyeleri tarih boyunca ilgi çekmiş. Türkiye’de ve dünyanın pek çok yerinde popüler olan televizyon programı Survivor bu ilginin günümüze yansıması. Hatta Survivor’a ilham veren İsveç formatının adı Expedition Robinson, aynı metne bir atıf.3 Bear Gryllis’in hayatta kalma dersi niteliğindeki programları ile Serdar Kılıç’ın Doğada Tek Başına’sı hayatta kalma fikrinden beslenen daha bireysel örnekler.

Alone: The Arctic, altıncı sezon,
Barry Karcher
Alone: The Arctic, altıncı sezon,
Woniya Dawn Thibeault

History Channel’ın özünde bir belgesel kanalı olmasının etkisiyle Alone: The Arctic, Survivor’dan daha yavaş ve sakin bir program. Onu çok daha yüksek reyting alan ve farklı şekilde hayatta kalma fikrine odaklanan reality show’lara yaklaştıran ne estetik ne de konu. Ortada daha ziyade yarışmacıların deneyimlerinin etik açıdan problemli olması gibi benzerlik var.

Hem reality TV hem de belgesel tarihindeki etik problemleri inceleyen çeşitli çalışmalar var.4 Bu tür çalışmalarda yer verilen ekranda kimin nasıl gösterildiği, bunun gösterilen için neye mal olduğu ve içeriği üretenin durumdan nasıl faydalandığı sorularının cevapları, geçmişte yaşanan istismar ve güç eşitsizliklerini ortaya koyuyor. Örneklerin sayısını çoğaltmak mümkün ama aklıma ilk gelen, yetenek yarışmalarında performans öncesi yarışmacılara hayatlarındaki zorlukların anlattırıldığı formatlar. Melodramatik bir müzikle, yarışmacıların veya yanlarındaki yakınlarının ağladığı böyle programlar hepimiz için oldukça tanıdık. 

Alone: The Arctic format olarak reality show ve belgesel arasında salınırken aynı problemlerden kaçamamış. Yarışmada kimlere yer verildiğinden tutun da yarışmacıların aldığı risklere kadar pek çok konuda güç hiyerarşileri devreye giriyor. Aslında etik sorular, yarışmacıların deneyimleri konusuyla sınırlı değil. Yarışmacıların avladıkları hayvanlarla ilgili etik sorular sorabiliriz. Yine yerli geleneklerinden beslenen hayatta kalma tekniklerinin gösteriliş ve kullanılışı başka etik soruları akla getiriyor.

Yarışmacıların aldığı risklere dönersek, en başta ciddi bir ölüm riskiyle beraber kalıcı sağlık sorunlarının ihtimal dahilinde olduğunu söylemek gerek. Tehlikenin farkında olan yapımcılar bu tehlikelere karşı bazı önlemler almış. Yarışmacıların yapımcılarla haberleşmesi ve bulundukları koordinatları paylaşması mümkün. Tabii bunu yapmak yarışmadan çıkmaya sebep oluyor. Yarışmacılara verilen ilkyardım malzemeleri ve zaman zaman yapılan sağlık kontrolleri diğer önlemler arasında. Belli bir kilonun altına düşen ya da başka sağlık sorunları yaşayanlar, bazen kendileri istemese bile eleniyor; fakat bu önlemler ciddi yaralanma ve hayat kaybı riskini tamamen ortadan kaldırmıyor. Üstelik bazı yarışmacılar, devam etmek için sağlık durumlarını yapımcılardan mümkün mertebe gizlemeye çalışıyor, çünkü beş yüz bin dolar hepsi için çok büyük bir meblağ.

Alone: The Arctic yarışmacılarının bir kısmı hayatta kalma dersleri veren profesyoneller. Bir kısmı, geçimini tamamen bu şekilde kazanmasa da avcılık ve toplayıcılık konularında deneyimli. Çoğunun hedefi, kendine arazi almak ve ev sahibi olmak. Program ilerledikçe yarışmacılar arasında başka bir benzerlik görünür oluyor. Pek çoğu, çocukluğunda ailesinin maddi durumu nedeniyle hayatta kalmak için avcılık ve toplayıcılık yaptığını anlatıyor. Bazıları kendilerini ve ailelerini hâlâ ekonomik olarak güvende hissetmediklerini ifade ediyorlar. Ortada, popüler reality show’larda görmeye alıştığımız bir duygu sömürüsü yok. Yarışmacıların hayatları ile paylaşımları melodramatik stil yerine belgesel gerçekçilik stilinde veriliyor ama stil paylaşımların içeriğini değiştirmiyor.

Yarışmacılar hedeflerinden söz ederken geçmişlerinden bahsettikçe olay adım adım açlık oyunlarına dönüyor. Kimin daha çok paraya ihtiyacı var? Kim istemediği hâlde açlığa dayanmayı öğrenmiş? Kim daha evvel karnını doyurmak için zorlu şartlarla baş etmiş? Kim bedenine verebileceği kalıcı hasarı göze alıp devam etmek istiyor? Kim kendini ailesi için devam etmek zorunda hissediyor? Kim beş yüz bin dolar için devam etmektense ailesine ve evine dönmeyi tercih ediyor?

Bu soruların cevapları Alone: The Arctic’e katılanların sosyoekonomik sınıflarını ve kendilerini zorlamaya ne kadar hazır olduklarını hemen ele veriyor. Ancak her zaman bu hazır olma durumu kazananı belirlemiyor. Şans ve kişinin bedensel limitleri önemli faktörler. Fakat yarışmayı kazanan her kim olursa olsun, her bir yarışanın kişisel deneyimleri yapımcıların ve yayıncıların hizmetine sunulmuş oluyor. Sosyoekonomik sınıfları nedeniyle aldıkları riskler, reyting garantisi hâline geliyor. Sonuçta yarışmacıların, yarışma öncesi ve sonrasındaki deneyimleri, daha doğrusu bedensel ve duygusal ıstırapları metalaştırılıyor. Yarışmacılar Arktik’te tükenirken, ekran karşısındaki izleyiciler de onları tüketiyor.

1. İngilizce katalogda docuseries olarak geçiyor.

2. Bir süredir marka, kendisini The History Channel yerine History diye tanıtıyor ama eski ada pek çok mecrada rastlamak mümkün.

3. Robinson Crusoe dışında İsviçreli Robinson Ailesi isminde benzer bir roman da olduğunu belirtmeli.

4. Reality televizyonculuğuna odaklanan böyle bir örnek için: “The Dark Side of Reality TV”, Belgesel ve etik konusunda benzer bir kaynak için: “On Ethics and Documentary: A Real and Actual Truth

Alone, dizi, Netflix, Peyderpey, reality TV, Şebnem Baran