Ben bu metni yazarken Amerika Birleşik Devletleri’nde taraflar nefesini tutmuş seçim sonuçlarını bekliyor. “Siz bu yazıyı okurken sonuçlar belli olmuştur” diyemiyorum, çünkü sonuçlar çok kolay belli olamayacak gibi. Federal devlet yapısının 18. yüzyıldaki ihtiyaçlarına göre tasarlanan seçim sistemi,1 eyaletlerin sonraki iki yüzyılda birbirinden bağımsız gelişen eyalet yasalarıyla birleşince ortaya çetrefil bir seçim süreci çıkmış. Pandeminin hâlihazırdaki kurallarda sebep olduğu değişiklikler ve adayların yakın oy oranları, zaten çetrefil olan süreci iyice gergin bir duruma getirdi. Bu nedenle, kaybedenin itirazının mahkemeye taşınması ihtimalinin yüksek sesle dile getirildiği 2020 seçimi kimsenin unutmayacağı bir seçim2 olacak gibi.
Devam eden belirsizliğin yanı sıra seçimi unutulmaz kılacak medyayla alakalı başka konular da var: Gitgide kutuplaşan kablolu televizyondaki haber kanallarına duyulan güvensizlik, sosyal medyanın ve internetin artan –ama her zaman güvenilirliği garantilemeyen– önemi ve tabii popüler kültür ile medyanın seçime giden süreçteki etkisi. Söz konusu siyaset olunca, medyanın konuyla ilişkisi çoğu zaman haber ve habercilik üzerinden ilerliyor.
Halbuki kurgu yapımların, farklı görüşlerin algılanmasına etkisi büyük. Kısa ömürlü Geena Davis dizisi Commander in Chief (2005–2006), ülkeyi kadın bir başkana hazırlama projesi olarak görülmüştü. Bir zamanların popüler dizisi 24’ün başkanı David Palmer’ın (Dennis Haysbert), Obama’nın seçilmesinde etkisi olduğunu düşünenler var.
Beyaz Saray hikâyeleri bazı dönemlerde daha popüler olmakla beraber ekranı hiç boş bırakmıyor.3 Güncel bazı örneklerinin arasında House of Cards (2013–2018), Veep4 (2012–2019), Madame Secretary (2014–2019) ve Designated Survivor (2016–2019) gibi dizilerin yer aldığı bu hikâyeler, çevrimiçi izleme platformları, kablolu kanallar ve ana akım yayın yapan televizyon kanallarında yer alarak her kitleye hitap edebildiklerini kanıtlıyor.
Bu dizilerin en meşhurlarından biri olan The West Wing, geçtiğimiz günlerde seçim vesilesiyle sürpriz bir şekilde gündeme geldi. Dizinin son bölümüyle ekranda en son 2006’da beraber görülen ekip, HBO Max için hazırlanan bir senaryo okuması için tekrar bir araya geldi. Başkan Bartlet rolündeki ünlü oyuncu Martin Sheen’e, yakın ekibindekileri canlandıran Allison Janney (C.J.), Bradley Whitford (Josh), Rob Lowe (Sam), Richard Schiff (Toby), Dulé Hill (Charlie) ve Joshua Malina (Will) eşlik etti. Leo McGarry’yi canlandıran John Spencer dizinin sonlarına doğru hayatını kaybettiği için o karakteri son yılların popüler oyuncusu Steling K. Brown canlandırdı.
Başkan ve ekibinin Beyaz Saray’daki maceralarını işleyen ve 1999–2006 yılları arasında NBC’de yayımlanan dizi, yaratıcısı Aaron Sorkin ile anılan bir proje. Daha önce hatırı sayılır oyun ve film yazarlığı deneyimleri olan Sorkin’in The American President (1995) filminin başarısı Beyaz Saray’da geçen bir televizyon dizisine ilham olmuş. Sorkin, kanalla çeşitli gerginliklerden sonra diziden ayrılsa da sektördeki yerini korumayı başaran bir yazar. Sıklıkla beraber çalıştığı prodüksiyon ortağı Thomas Schlamme ile geliştirdiği diğer diziler Sports Night (1998–2000) ve Studio 60 on the Sunset Strip (2006–07), tıpkı The West Wing gibi kalabalık ve gürültülü kadroları olan, oyuncuların hem yürüyüp hem konuştukları, televizyon için hareketli sayılabilecek projeler. İzleyenlere bir bakışta “Sorkin dizisi” dedirten bu ritim.
Yıllar sonra bir televizyon seti yerine tiyatro sahnesinde bir araya gelen The West Wing ekibi Sorkin ve Schlamme’nin önderliğinde yine aynı ritmi tutturuyor. Ekip, dizinin “Hartsfield Landing” isimli bölümünün senaryo okumasını, karantina sürecinde alıştığımız Zoom üzerinde gerçekleşen okumalardan farklı olarak, hep birlikte kostümleriyle bir tiyatro sahnesinde gerçekleştirdi. Schlamme ve Sorkin’in tekrar beraber çalıştığı performans, minimalist sahne ve kostüm dizaynıyla Aaron Sorkin’in oyun yazarlığı geçmişini hissettiren bir hava yakalamış.
When We All Vote isimli sivil toplum kuruluşunu desteklemek için sahneye koyulan bu çalışma HBO Max’de yayımlanırken Michelle Obama, Bill Clinton, Elisabeth Moss, Lin-Manuel Miranda ve Janelle Monae gibi ünlü isimlerin izleyicileri oy vermeye teşvik eden küçük konuşmaları yayımlandı. Ödemeli üyelikle erişilen ve üst-orta sınıfa hitap eden HBO Max izleyicilerinin büyük bir çoğunluğunun oy verme teşvikine çok ihtiyacı olmamakla beraber, projenin When We All Vote çalışmalarını duyurmak ve maddi destek sağlamak konusunda faydası muhakkak olmuştur. Öte yandan özenli bir şekilde kaydedilip montajlanan performansın, dizinin eski izleyicisi olup bu uygulamayı merak edenler dışında yeni bir kitleye ulaştığını pek sanmıyorum.5 Sorkin’in HBO ile daha evvel bir başka dizisi The Newsroom (2012–2014) nedeniyle yakın çalışma deneyimi olduğu göz önünde bulundurunca yıllar sonra The West Wing’in orijinalde yayımlandığı kanal NBC yerine HBO Max üzerinden izleyiciyle buluşması biraz daha az şaşırtıcı oluyor.
İkinci yarısı Cumhuriyetçi Başkan George W. Bush döneminde geçen dizi, o dönemde rakip parti Demokratlar’ın hayalindeki başkanı resmeden bir fantezi olmakla eleştiriliyordu zaman zaman. Ülke bir başka Cumhuriyetçi başkanın yönetimindeyken, nostaljik The West Wing buluşması benzer düşünceleri akla getiriyor. Dizi üzerine yazanların çoğu6 Martin Sheen’in canlandırdığı Bartlet’in temsil ettiği başkan imajının ne kadar geride kaldığını üzülerek hatırlatmış. Hoş, zaten gün geçtikçe talepleri siyasi arenada görünürlük kazanan ve Demokrat Parti’nin dönüşümünde etkili olacak yeni nesil için Bartlet hayallerin başkanı değil. O yüzden 2024 seçiminde bu neslin hayalini temsil edecek başkanı tanımak için ancak bu seçimden sonra yazılacak Beyaz Saray hikâyelerine bakabiliriz. Tabii yeni diziler ve filmler çekilene kadar diğer popüler kültürün yayın organları bize aynı konuda küçük ipuçları veriyor. Seçimden tam bir hafta önce genç siyasetçi Alexandria Ocasio-Cortez’in Vanity Fair’e kapak olması bu ipuçlarından biri. Diğer ipuçlarını ise zaman gösterecek.
1. ABD’nin seçim sistemini merak edenler için sürecin her problemini değilse de önemli birkaçını esprili bir dille işleyen Mo Rocca’nın Electoral Dysfunction adlı belgeselini tavsiye ederim.
2. Black Lives Matter hareketi ve COVID-19’un da sürece etkisi büyük.
3. Liste severler için Beyaz Saray’da geçen bazı diziler: “25 TV shows set in the White House, Congress, the Supreme Court or on the campaign trail”.
4. Seçim sonrası Julia Louis-Dreyfus’un başrolünde olduğu Veep, beşinci sezonunda seçim sonucunun yine Nevada’ya kaldığı bir bölüm nedeniyle çok konuşuldu. Vox’ta dizinin söz konusu bölümü uzun uzun anlatılıyor.
5. Konuyla ilgili benzer bir tespit için: “‘The West Wing’ reunion shows us a world very, very far away”.
6. “‘West Wing’ Reunion Review”, Deadline ve “‘The West Wing’ reunion shows us a world very, very far away”, CNN.
