The Green Knight, 2021, kaynak: IMDb
Peyderpey
The Green Knight

COVID’in sinemalara olan etkisi devam ederken, pek çok film izleyicilerle sadece sinema salonlarında buluşmuyor. Başlarda sektörün tepkisi daha negatif olsa da filmlerin artık Amazon Prime, Google Play, Vudu ve YouTube gibi platformlarda sinemadakiyle yakın zamanda vizyona girmesine alışıldı. Yaz aylarının sonlarında aynı rotayı izleyen filmlerden biri, David Lowery’nin yazıp yönettiği The Green Knight. Üstelik yapım şirketi A24, sinemadaki gösterim ve çevrimiçi izleme opsiyonları arasındaki kısa sürede kendi sitesi üzerinden özel bir çevrimiçi gösterim yaparak, aracısız olarak seyircilerle erişti. Yine pandemi nedeniyle İngiltere’deki salon gösterimi gecikince, yapım şirketi filmin aynı anda hem salonlarda hem de Amazon Prime’da izleyicilere sunulmasını kabul etti.

Başrolünde İngiliz oyuncu Dev Patel’in1 olduğu film, İngilizlerin meşhur Kral Arthur ve Yuvarlak Masa Şövalyeleri efsanelerinden biri olan Sir Gawain ve Yeşil Şövalye’ye dayanıyor. Sir Gawain ve Yeşil Şövalye’nin en eski yazılı nüshası, 14. yüzyıldan kalan bir şiir. Filmi yazan, yöneten ve hatta montajını yapan David Lowery ise 2013 yılında Sundance’te ödül kazanan Ain't Them Bodies Saint’le tanınıyor. Projede yer alan bir diğer ünlü oyuncu da Alicia Vikander. 

Oyunculuk performansları ve sinematografi konusunda övgü alan film, Arthur’un yeğeni olan Gawain’in bir Noel gününe uyanmasıyla başlıyor. Önce sevgilisi Essel (Alicia Vikander) ile sonra annesi Morgan Le Fey (Sarita Choudry) ile gördüğümüz Gawain, daha sonra Arthur ve şövalyelerinin Noel kutlamasına gidiyor. Henüz şövalye olamamış Gawain’in annesi ona katılmak yerine kaderini belirleyecek bir büyü yapmaya başlıyor. Kutlamaya ansızın katılan gizemli yeşil bir yaratık, Arthur’a oyun ve meydan okuma arası bir teklifle geliyor ve “Biri başımı kesmeyi deneyecek ve başarırsa baltamı ona vereceğim. Karşılığında ise bir sene sonra o benim yanıma gelip başını almama izin verecek” diyor. Kendini kanıtlayıp şövalye olma arzusu ve annesinin efsunlarının etkisiyle Gawain, bu Yeşil Şövalye’nin (Ralph Ineson) karşısına çıkmayı kabul ediyor. Filmin geri kalan tam bir yıl sonra verdiği sözle ilgili ne yapacağı üzerine.

Kral Arthur ve Yuvarlak Masa Şövalyeleri film, dizi ve kitap olarak pek çok kez işlenen efsanelerden. Lowery’nin yaptığı değişiklikleri anlamak için orijinal öyküyü ya da en azından karakterlerle ilgili genel özellikleri bilmek gerekli. Yapımcı A24 de bunu anlamış olmalı ki Gawain ve Yuvarlak Masa Şövalyeleri’nden söz eden kısa bir tanıtım hazırlamışlar. Böylece özellikle Arthur ve şövalyeleri hakkındaki hikâyeleri bilmeyen muhtemel izleyiciler filme hazırlanmak istenmiş.

Gawain’in bir yıl sonra Green Knight ile buluşmak üzere çıktığı yolculukta ise “Onurlu olmak nedir ve ne gerektirir?” sorularıyla karşılaştığını görüyoruz. Bu, orijinal efsanenin de ana konusu. Fakat Gawain’in yolcuğu devam ettikçe karşısına çıkan engellerin temsil ettikleri karmaşıklaşıyor.

Söz konusu engeller şekil değiştirirken, en başta oğlu Gawain’in kendisine Yuvarlak Masa’da yer bulmasını sağlayacak maceraya gitmesini ve zarar gelmeden dönmesini istediğini gördüğümüz Morgan Le Fey’in motivasyonu zamanla belirsizleşiyor. Yine hikâyenin orijinalinde Gawain’in annesi değil teyzesi olan ve aslında Arthur’un şövalyelerini kötü duruma düşürmek isteyen Morgan La Fey karakterine bakınca bu motivasyon karışıklığı anlam kazanıyor. Aslında ortalığı karıştırmak için karıştıran karakter, Gawain’i maceraya zorlayan annesi olunca işler biraz değişmiş.

Film diğer epik kahramanlık öyküleriyle beraber Lord of the Rings ve Willow gibi tamamen birbirinden farklı fantastik kahramanlık filmleriyle karşılaştırılıyor. Karşılaştırmaların bir kısmını anlamakla beraber filmin biraz masalsı, biraz epik, biraz fantastik olan tonu bence nevi şahsına münhasır bir karışıklık içeriyor. The Green Knight’ı izleyince benim aklıma tonu hayli farklı olan ama doğayla ilgili benzer bir kaygı taşıyan Darren Aronofsky’nin filmi Mother! geldi. Her ne kadar The Green Knight, Mother! kadar şiddetli eleştirilmemişse de orijinal efsanedeki onur ve dürüstlük temalarıyla doğaya verilen zararla ilgili modernize edilmiş kaygının tam olarak kaynaşmadığını belirtmek lazım.

The Green Knight, 2021, kaynak: IMDb

Yönetmen Lowery bu tarihi öyküden yola çıkarak “Onurlu olmak ne demek?” sorusu etrafında daha doğa-insan ilişkisine değinen bir yorumda bulunmak istediğini söylemiş. Gawain’in Camelot dışında uzun uzun konuştuğu Scavanger (Barry Keoghan) Green ChapeI’i tarif ederken aslında bir binadan ziyade ormandan bahsediyor. Bu ilk ipucundan sonra Alicia Vikander’in filmde canlandırdığı ikinci karakter Lady Bertilak,2 şatoda “Green Knight”ın neden “Yeşil Şövalye” olarak adlandırıldığı konuşması esnasında uzun uzun yeşil doğanın insanla olan ilişkisinden söz ediyor.

Tüm bu referanslara rağmen Gawain’in yolculuğu ile yeşilin sembolize ettiği doğaya verilen zararın eleştirilmesi arasındaki ilişki bence yeteri kadar iyi işlenememiş. Film bana genel olarak yapmak istediğini yapamamış bir yönetmenin yine de kendi içinde tutarlı bir ürün çıkarma çabası hissi verdi. Lowery’nin beğenmediği ilk montaj sonrası uzun süre yeni versiyon üzerinden çalıştığını duyunca bendeki hissin nereden kaynaklandığını daha iyi anladım.

Onur ve doğa eksenlerinin tam entegre olamamasının ardındaki nedenlerden bir diğerinin, Hıristiyanlık ve pagan inanışları arasındaki çatışmanın fazla sembolik bırakılması olduğunu düşünüyorum. Morgan Le Fey ile Merlin’in sembolize ettiği ve doğadan güç alan pagan inancını neredeyse tamamen büyüye indirgeyen film, iktidar Hıristiyanlaşırken halkın aynı hızla dönüşmediğini göstermiş; ancak belki birinci versiyonu sonrasında epeyce kısaltılmasından dolayı doğanın ve onurun bu çatışmasının neresine düştüğü belirsiz kalıyor. Oysa “Sir Gawain and the Green Knight” şiirinde doğanın devlet düzenini bozan bir etken olduğunu iddia eden yorumların yanında, devlet düzeninin Hıristiyanlık etkisiyle doğadan kötü bir kopuşa yönelmesinin eleştirildiğini söyleyenler mevcut. Diğer bir deyişle farklı anlamlar barındıran zengin bir metin var. Filmdeki süre kaygısı ve sembolik anlatım, bu zenginliği daha az görünür kılmış.

Vanity Fair’den Joanna Robinson, anlam karmaşasını fark etmiş olmalı ki yazar ve yönetmen David Lowery’nin filmle ilgili açıklamalarından yola çıkarak hikâyenin sonunu ve sona gidene kadar karşımıza çıkan sembolleri incelemiş. Lowery, Kraliçe Guinevere (Kate Dickie) ile Kral Arthur’un (Sean Harris) Hıristiyanlığı temsil ettikleri ve hasta görünümleriyle sarayın çürümesini sembolize ettiklerini paylaşmış. Filmin sonunda Gawain muhtemel iktidarının sonuçlarını göz önünde bulundururken iktidarın bozucu etkisini görüyoruz. Ancak Hıristiyanlığın iktidar-doğa-onur ilişkisiyle bağlantısı öykünün genelinde zayıf kalıyor. “Sir Gawain and the Green Knight” efsanesinde yer almayan ama aynı topraklarda geçen başka bir efsanenin konusu olan Azize Winifred’in (Erin Kellyman) senaryodaki yeri benzer bir zayıflıkta. Önemli bir Hıristiyan figür olan Winifred, Gawain’i onurlu olmaya davet eden karakterlerden biri; fakat iktidar, din ve doğa ilişkisi temasına pek bir katkısı yok.

Film, özenli sinematografisi –bilgisayar efektiyle hazırlanan tilki hariç– ve başarılı müzikleriyle meditatif bir deneyim verme potansiyeline sahip. Ancak kurgu, semboller nedeniyle çetrefil hale geldikçe Gawain dışındaki karakterlerin amacı belirsizleşmiş. Seyahati boyunca cesareti, hakkaniyeti, sadakati ve dürüstlüğü sınanan Gawain’in yolculuğunda karşısına çıkan karakterlerin ona ders vermenin ve onu sınamanın ötesinde neyi temsil ettiği çok açık değil. Doğanın kendi başına bir karakter olarak kabul edilebilecek bir özerkliği ise söz konusu karmaşadan dolayı yok. Aynı karmaşa, izleyici olarak bizim yolculuğa dingin bir şekilde dahil olmamızı zorlaştırıyor. Bireysel arzu ve heveslerin bencil sonuçlarının diğer insanlara, toplumsal yaşama ve doğaya etkilerine dair mesajlar arada kendilerini gösterirken film, orijinal efsanenin ana eksenine etkileyici bir ekleme yapmıyor.

Çevreyle ilgili sorunların şiddeti günden güne artarken Lowery’nin doğa ve medeniyet arasındaki savaşa ısrarlar atıfta bulunmak istemesi anlaşılır. İlla da konuyu doğa ve insan ilişkisine bağlayacak olursak, Lowery’nin filmle ilgili açıklamaları ışığında ve öykünün bitişiyle ilgili büyük bir spoiler vermeden, yolculuğun sonunda Green Knight’ın Gawain’e kendisiyle önemli bir gerçeği gösterdiğini not düşebilirim. Lowery’nin belirttiği gibi Green Knight’ın doğayı temsil ettiğini kabul edersek, insan-doğa ilişkisinde sürece kim nasıl dahil olursa olsun doğanın her zaman gerçeği göstereceğini ama hikâyenin sonunu bizim kararlarımızın belirleyeceğini söylemek mümkün. İklim değişikliğiyle ilgili yaşanan afetlere bakarsak bu karar için çok geç kalmış olabiliriz. Lowery’nin telaşı da bu yüzden.

1. Hint asıllı İngiliz oyuncu Patel’in, Gawain rolüne seçilmesi, filmle ilgili basına düşen ilk detaylardan. Tarihi öykülerin ekran uyarlamalarında oyuncu seçimi ve ırk konusunda Patel’e de değinen kısa bir yazı için: “The Only ‘New’ Thing About Cross-Cultural Casting Is Who's Getting The Roles

2. Filmde sadece “Lady” olarak geçiyor ama efsanedeki karşılığı Lady Bertilak. Eşi Lord Bertilak ise filmde Joel Edgerton canlandırıyor.

Amazon Prime, film, Peyderpey, Şebnem Baran, sinema, The Green Knight