Sürprizbozan içerir.
Variety’nin haberine göre online izleme platformlarındaki içerikler arasından ocak ayının en popüleri Disney+’ın yeni dizisi WandaVision olmuş. Platformlar izleme rakamlarını düzenli ve açık bir şekilde paylaşmadığı için başta Neilsen olmak üzere büyüklü küçüklü pek çok şirket online izleme sayılarını belirleme peşinde. Zaman zaman sosyal medyadaki görünürlük ve etki konularında ölçümler de bu çabalara ekleniyor. Tıpkı televizyon reytinglerinde olduğu gibi böyle ilgiyi sayıya dökme girişimlerinin ne kadar güvenilir olduğu tartışılır. Üstelik çok izlenmek çok beğenilmek anlamına da gelmiyor her zaman. Ancak WandaVision’ın son zamanlarda en çok konuşulan dizilerden olduğunu söylemek için sosyal medyaya ve medya hakkında yayın yapan mecralara bakmak yeterli.
Peki Marvel Comics dünyasının filmlerinde kendilerine ufak yer bulan Wanda ve Vision’ın hikâyesini böylesi cazip kılan ne?
Disney’in film üstüne film yaptığı ve çok yüksek izlenme oranlarını yakaladığı Marvel serisinin sıkı takipçisi olmayanları bile meraka düşüren dizinin bu kadar konuşulmasındaki en büyük sebep, biraz sıra dışı olan stili. Aslında söz konusu stil hakkında yorumlar internette karşıma çıkmıştı, ama süper kahraman türüne ilgisizliğimden dolayı diziye bakma ihtiyacını hissetmedim. Zaten çok konuşuldu diye merak edip bakayım dediğim rakip süper kahraman serisi DC Comics’in Wonder Woman 1984 filmi, türün bendeki son kredisini tüketmişti; fakat öğrencilerimden biri, derste konuştuğumuz bazı konularla çok alakalı olduğunu söyleyince WandaVision benim gündemime girdi.
Dizinin televizyon eleştirmenleri, televizyon konusunda çalışan akademisyenler ve sadık televizyon izleyicilerini aynı ölçüde heyecanlandıran stilinin özgünlüğü, ilk üç bölümde Wanda ve Vision’ın maceralarını klasik Amerikan komedileri1 estetiğinde göstermesi. Söz konusu dizilerin setlerini andıran set, kostüm ve karakterle beraber Wanda ve Vision ile karşılaşıyoruz. Marvel dünyasından tanıdık Wanda’nın hikâyesini dizi içinde bir dizi gibi izliyoruz. I Love Lucy ve The Dick van Dyke Show’u anımsatan siyah-beyaz bir genç evli çift komedisi olarak başlıyor hikâye. Elizabeth Olsen’ın canlandırdığı psişik güçleri olan Wanda2 ve Paul Bettany’nin canlandırdığı android ya da synthezoid Vision ile karşılaşmamız Westview isimli kasabada gerçekleşiyor. Bu karşılaşmanın hemen ardından Vision’ın patronu ve eşi ile çiftin komşuları Agnes (Kathryn Hahn) dahil oluyor hemen. Çiftin maceraları devam ederken yine aynı dönem estetiğine uygun çekilmiş televizyon reklamları görüyoruz.
Daha sonra 1950’lerin dizilerinden 1960’ların ve 1970’lerin dizilerini anımsatan bir stile geçiliyor. Siyah-beyaz başlayan öykü renkleniyor. Dizi dünyasından çıkılırken Monica Rambeau (Teyonah Parris), Jimmy Woo (Randall Park) ve Darcy Lewis (Kat Dennings) karakterleri öyküye dahil oluyor.
Üçüncü bölümden sonraki bölümlerde, dizi dünyasının dışında yaşananların gösterilmesine karşın öyküyü aktarırken televizyon estetiğini kullanma tercihi son bölüme kadar devam ediyor. Üstelik her bölümde günümüz tarihine biraz daha yaklaşıyor bu estetik. Aynı zamanda Wanda’nın dünyasında yolunda gitmeyen bir şeyler olduğu netleşiyor. Dizi, Wanda’nın hayatı boyunca yaşadığı kayıp ve travmaların izinden giderek, güçlerinin kökeni ve Marvel evreninin geleceği hakkında ipuçları veriyor.
Dizi içinde dizi, film içinde film ilk kez karşımıza çıkan bir tercih değil elbette. Zaman zaman dizilerin geçmiş dizilere atıfta bulunan bölümleri olabiliyor. House M.D.’nin “Bombshells” bölümü böyle örneklerden; fakat WandaVision gibi tüm bir diziyi bu şekilde kurmak alışılagelenin dışında bir tercih.
Medyaya bakılırsa bu yerinde bir tercih olmuş. Kevin Tran’ın dile getirdiği gibi Mandolarian’dan başka çok popüler içeriği olmayan Disney+, WandaVision’la ikinci bir başarı göstermiş. Dizi, Disney+’ın Marvel dünyasından kendisine film yapılmayacak olan bazı karakterlerin hikâyelerini değerlendirmek için hazırladığı projenin ilk örneği. Jeremy Renner’lı Hawkeye ve Tom Hiddleston’lı Loki yakında yayımlanacak olan diğer örneklerden.
Aslında Disney kendi platformunu kurmadan evvel Marvel dizilerini Netflix’te test etme imkânı bulmuştu. Netflix’te yayımlanan Daredevil, Jessica Jones, Luke Cage ve The Punisher’ın dışında televizyon kanalı ABC’de yayımlanan Marvel’s Agents of S.H.I.E.L.D., Marvel evreninin dizi formunda işlenmeye hazır olduğunu gösterdi. WandaVision ve onu takip edecek yeni dizileri önceki örneklerden ayıran ise çok daha yüksek bütçelerle ve daha ünlü oyuncularla çekiliyor olmaları.
Marvel’ın çizgi romanlarından ilham alan bu dünya o kadar geniş ve genişlemeye müsait ki, Disney yeni içerik üretmekte hiçbir fırsatı kaçırmıyor. Şirket aynı zamanda karakterin hayranını diğer karakterin filmine taşımak adına hikâyeler arasındaki bağlantıları kullanmaktan çekinmiyor. Böylece hayranlar her filmde ve hatta dizide, her detaya yapboz parçası gibi yaklaşarak bir sonraki filmde ne olacağını çözmeye çalışıyor. Sinerjiden faydalanan bu stratejinin pazarlama ve hayranlarla kurulan ilişki bakımından derinlemesine tartışıldığı ve Marvel evreninin başarısını açıklamak için kullanıldığı kaynaklar mevcut.3
Muhakkak WandaVision’un başarısında –daha doğrusu gördüğü ilgide– aynı stratejinin etkisi vardır. Yalnız bunun başarının ardındaki tek etken olduğunu düşünmüyorum. Dizinin popülerliğini bazı izleyiciler için Marvel evreninin popülerliği, bazıları için yapboz parçalarını birleştirmenin heyecanı, bazıları için ise eski dizilere yapılan atıfların nostaljik çekiciliğiyle açıklamak mümkün. Öte yandan tüm bunları aynı zamanda hisseden izleyiciler olmuş olabilir. COVID-19 şartlarının etkisi de yadsınamaz. Hâlihazırda evde geçirilen zamandan dolayı ekran başında geçirilen sürenin artmasının yanı sıra Jess Joho, Wanda’nın yas sürecinde hissettiği yalnızlıktan doğan hikâyesinin, pandemiden dolayı pek çokları için tanıdık olabileceğinden söz etmiş.
Tüm bunların ve hatta pandeminin ötesinde, bence pek çoklarını çeken, günlük hayatın yorgunluklarından olduğu kadar endişe, hüzün ve hatta büyük kayıp ve travmalardan televizyona sığınan bir karakter görmek ekranda. Uzun bir günün ardından televizyon –ve artık beraberinde çevrimiçi izleme platformlarını– izleyerek hayatın getirdiklerini biraz da olsun unutmaya çalışanların Wanda’yı anlaması çok da zor olmamış olsa gerek. Wanda’nın tek farkı, kendisine güven veren ya da en azından hayatındaki negatif şeyleri biraz olsun unutturan dizilere kendini entegre edebilmesi; yani televizyonu kaçış olarak kullanmaktansa direkt televizyona kaçması. Bugünlerde tüm dünyada pandemiyle beraber farklı yerlerde devam eden toplumsal krizler kaçış arzu ve ihtiyacını artırmış olabilir; fakat günümüzde şiddeti artan bu ihtiyaç çoktandır televizyonla ilişkimizin temelinde.
İşte WandaVision’ı özel kılan da izleyiciliğin hep bir köşesinde olan kaçma ihtiyacının böylesine açık işlenmesi ve televizyonla ilişkimizi sorgulamaya teşvik etmesi. Bazı içeriklerle olan nostaljik bağımızın ardındaki duygusal etkenler neler? Hangi diziler bize güvenli bir kaçış alanı sağlayarak günlük dertlerden uzaklaşmamızı sağlar? Dizi, sevdiklerini kaybeden Wanda’nın yas süreci üzerinden bazı “dersler” verirken bir yandan televizyonun sürece etkisine işaret ediyor; yani öykü, içerik ya da mesaj –siz hangi ifadeyi tercih ederseniz– bize aracın yani televizyonun kendisini işaret ediyor. O yüzden WandaVision, Marshall McLuhan’ın “Araç mesajdır” önermesine bir de “Mesaj araçtır” diye bakılabileceğini gösteriyor.
Dizi biterken Wanda, kaybıyla baş etmek için kurguladığı dizi evreninde istemeden zarar verdiği insanların kendisini asla affetmeyeceğini söylüyor. Onun gerçekle yüzleşip dizi dünyası dışına çıkmasında rolü olan Monica ise “Yerinde olsam ben de aynısını yapardım” diyor; yani beğenmediği sonu değiştirip, sevdikleriyle mutlu bir kurguda yaşamak konusunda tereddüdü olmadığını paylaşıyor. Süper güçleri olmayan biz fanilerin yani izleyicilerin pek çoğu için çeşitli zamanlarda geçerli olsa gerek bu his. Sonunun nasıl bittiğinden bağımsız4 –çünkü finali beğenmeyip hayal kırıklığına uğrayan izleyici sayısı hiç az değil–, Wanda’nın kurduğu televizyon düşüne ortak olma heyecanı bence bu yüzden. Ve tabii dizinin aynı histen doğan popülaritesi de.
1. ABD dizileri, başka ülkelere sıklıkla ihraç ediliyor olsa da dizilerle ilgili referansların farklı ülke izleyicileri için ne kadar tanıdık olduğu merak uyandıran bir soru. Aynı soru farklı yaş grupları için de sorulabilir. Elbette diziyi izledikten sonra diğer izleyici yorumlarından faydalanarak, referans verilen eski içeriklere internetten ulaşmak da bir ihtimal.
2. Wanda’nın güçlerinin gerçek kökeni dizide işlenen konulardan.
3. Söz konusu kaynaklardan biri: Make Ours Marvel
4. Farklı bakış açılarıyla dizinin farklı yönlerini değerlendirmek mümkün ama ben televizyonla kurulan ilişkiye değinmek istedim.
