Perry Mason, HBO,
karede: Gayle Rankin,
“Chapter Two”, 2020,
kaynak: IMDb
Peyderpey
Perry Mason’ın
Los Angeles’ı

Game of Thrones’un bitişi sonrası HBO’nun kitlelere hitap edecek içerik arayışı görünür şekilde devam ediyor. Aynı büyüklükte bir hayran kitlesi edinmeleri zor olsa da tanınırlık bakımından marka için önemli birkaç dizi var: Sadık ve görünür bir izleyici kitlesine sahip olan Westworld, eleştirmenlerin büyük övgüyle söz ettiği Watchmen ile I May Destroy You ve yeni HBO dizisi Perry Mason. İlk bölümü 1,7 milyon izleyiciyle buluşunca ikinci sezonu garantileyen Perry Mason, popüler polisiye türünü HBO stiliyle buluşturan ve uzun ömürlü olması mümkün bir proje.

Aslında bu Mason’un izleyicilerle ilk buluşması değil. Yazar Erle Stanley Gardner’ın yarattığı Perry Mason karakterinin öyküleri daha evvel film ve radyo uyarlamalarıyla kendine sağlam bir hayran kitlesi edinmiş. En meşhur uyarlama ise 1957–1962 yılları arasında CBS kanalında yayımlanan aynı isimli dizi. Arada ses getirmeyen birkaç yeni uyarlama denemesi de olmakla birlikte, belleklerde kalan bu versiyonda Mason’ı canlandıran isim, karakterle özdeşleştirilen Raymond Burr.

HBO’nun 2020’de yayına giren –ve spoiler vermeden hakkında konuşmanın pek mümkün olmadığı– dizisi ise Perry Mason’ın avukat olmadan önceki hayatına ışık tutan bir başlangıç hikâyesi. Mason’ı önce bir avukata yardım eden özel dedektif rolünde görüyoruz. Rhys’ın canlandırdığı Mason, daha sonra suçsuz olduğuna inandığı şüphelinin savunma avukatlığını üstlenmek zorunda kalıyor ve bizi avukat Perry Mason’ın gelecekteki maceralarına hazırlıyor.

Rolin Jones ve Ron Fitzgerald’ın geliştirdiği dizinin yapımcıları Susan Downey ve Robert Downey Jr. Beş bölümünü Timothy Van Patten’ın, üç bölümünü Deniz Gamze Ergüven’in yönettiği yapımı izleyince, yapımcıların hemen hemen hiçbir konuda ucuza kaçmadığı görülüyor. Oyuncu kadrosu, set tasarımı ve kostümler diziye yapılan yatırımı gösteriyor; fakat hikâyenin asıl ilgi çekici yanı prodüksiyon kalitesinden ziyade Mason’ın öyküsüyle beraber Los Angeles’ta mekân ve zamanın ruhunun ekrana detaylarıyla yansıtılması.

Şehri ve zamanı anlatmaya gösterilen bu özen sayesinde, 1930’larde geçen dizinin her bir bölümünde Perry Mason’ı da Los Angeles’ı da yavaş yavaş tanıyoruz. Mason, Birinci Dünya Savaşı’ndan hem psikolojisi hem de itibarı zedelenmiş şekilde dönmüş. Anne babasından kalan, iflasın eşiğindeki çiftlikte yalnız yaşıyor. Ayrıldığı eşi ve oğlundan uzakta, ufak tefek dedektiflik işleriyle günlerini geçiriyor.

Los Angeles’ın ruhu da Mason’ınki kadar çalkantılı. Savaşın ve ekonomik çöküntünün yaralarını sarmaya çalışan Hollywood halkı oyalıyor gibi gözükse de şehir her an gergin. Patlamaya hazır bir bomba olan bu şehri çok büyük bir karmaşanın eşiğine getiren ise fidye için kaçırılan ve ailesine geri teslim edilmeden evvel hayatını kaybeden bebek Charlie Dodson’ın davası. Charlie’nin babası Matthew (Nate Corddry) ve annesi Emily Dodson (Gayle Rankin) için Dodsonların mensup olduğu kilise tarafından tutulan avukat E.B. Jonathan, Mason’dan yardım istiyor. Mason’ın başta pek de ilgi duymadığı dava gitgide çetrefilleşiyor ve karakterin dedektiflikten avukata dönüşümü başlıyor.

Mason ve arkadaşlarının Charlie Dodson’un katilini arayarak başladığı macera kısa sürede Charlie’nin haksız yere suçlanan annesini idam cezasından kurtarma çabasına dönüyor. Gerçek katile adım adım yaklaşılırken polis, mafya ve din tüccarları arasındaki ilişkiler ortaya çıkıyor. Amerika’da özellikle son yıllarda görünürlüğü artan polis şiddeti ve bu konuda büyüyen tepkiler düşünülünce Samantha Nelson’ın dediği gibi masumları bozuk adalet sistemine karşı savunan bir avukat karakterinin zamanlaması çok iyi.

Perry Mason, HBO,
karede: Matthew Rhys ve Juliet Rylance, “Chapter Eight”, 2020,
kaynak: IMDb
Perry Mason, HBO, karede: Matthew Rhys, “Chapter One”, 2020, kaynak: IMDb

Zamanlama dışında oyuncu kadrosu diziyi öne çıkaran faktörlerden. Önce film olarak düşünülüp sonra diziye dönüşen projede hem kadro hem de oyunculuk performansları çok kuvvetli. Başrolde Perry Mason olarak The Americans ile sektördeki yerini sağlamlaştıran Matthew Rhys var. Orphan Black’ten tanıdığımız Tatiana Maslany, davayla bağlantısı olan Los Angeles’ın en popüler kilisesini önde gelen figürlerinden Sister Alice rolünde. Mason’un patronu E.B. Jonathan’ı John Lithgow canlandırıyor. Daha az tanınan ama önemli rollerde yer alan Chris Chalk (Paul Drake), Shea Wigham (Pete), Juliet Rylance (Della Street), Veronica Falcon (Lupe Gibbs) ve Andrew Howard (Joe Ennis) gibi diğer isimlerin performansları da başarılı.

Üstelik çok klişe olabilecek polisiye bir hikâyede 1930’lar Los Angeles’ına gerçekçi bir bakış açısıyla yaklaşılması büyük bir artı. Büyük Buhran devam ederken şehirde işsizlik ve fakirlik hüküm sürüyor. Bu zorlu günlerde çareyi Los Angeleslıların bazıları suçta, bazıları dinde, bazıları da her ikisinde arıyor. Irkçılığın hayatın akışını belirlediği şehirde adaletsizlik her alanı etkiliyor. Tıpkı ırk gibi, cinsiyet ve cinsel yönelim ayrımcılığı da had safhada. Kadınlar ve LGBTİ+’ler her an sistem tarafından ezilme tehdidi altında.

Dizide kentin güç hiyerarşilerinin gösterilmesi bence boş yere değil. Biraz yakından bakınca davanın çözülmesi yolunda en büyük yardımı yine şehrin ‘ezilenlerinin’ sağladığını görüyoruz. Örneğin davadan sorumlu dedektiflerin ırkçı saldırılarına maruz kalan genç polis Paul (Chris Chalk), gerçek suçlunun bulunmasına çok büyük katkıda bulunuyor. Yine karakolda benzer şekilde ırkçılığa maruz kalan Miss Nina (Stacie Greenwell), Charlie’nin ölümünü araştırırken Paul’ün gittiği otelde ona yardımcı olan İspanyolca konuşan çalışan ve Mason’a bilgi veren Asyalı seks işçisi gerçeğin ortaya çıkması için mühim belge ve bilgileri paylaşıyor. Yani şehrin görmeyi reddettiği kişiler, şehirde olanları gördüklerini ispat edercesine kanıtlar sunuyor.

Bence projeyi başarılı kılan bu farkındalık. Karakterler bir yerden bir yere giderken gösterilen tarım işçileri ile barlarda, dükkânlarda, otellerde ve genelevlerde karşımıza çıkan yüzler Los Angeles’ın kozmopolit ve bir o kadar da ayrımcı dünyasını ekrana taşımış. Üstelik 1930’larda çizilen bu resim günümüz Los Angeles’ını da çok güzel anlatıyor. Bir blokta değişen dünyalar, dünyanın her yerinden gelen insanları görüp hiçbir Siyahi görmeyeceğiniz alışveriş merkezleri, dışarıda ne ile karşılaşacaklarını bilemediklerinden mahallesinde çıkmadan yaşayanlar, geçmişin tohumlarının bugünkü meyveleri.

Perry Mason, HBO, karede: Chris Chalk, “Chapter Three”, 2020, kaynak: IMDb

Tabii yine de dizinin biçime odaklanıp içerik açısından zayıf kaldığını ve ırkçılık ile polis şiddeti konularını fazla klişe bir bakışla incelediğini söyleyenlerin de var olduğunu eklemeli. Her iki nokta, HBO’nun hem daha geniş bir kitleye hitap edip hem de kendi kalite standartlarını koruma çabasından kaynaklanan hafif bir arada kalmışlıkla açıklanabilir. Benim ilgimi çeken ama üzerine daha az konuşulan nokta ise kadın dayanışması meselesi. Mason’ın detektiflikten avukatlığa geçmesinde çok önemli bir rol oynayan Della ve Sister Alice,* haksız yere suçlanan Emily Dodson’ı en baştan korumaya çalışıyor. Bu iki karakter, bebeği kaçırılıp öldürülen bir annenin olaya müdahil olan başka pek çok insan varken birden suçlu ilan edilmesi ve ahlaksızlıkla suçlanmasına karşı çıkıyor. Yöntemleri farklı olsa da her iki karakter, kadın olarak ataerkil düzenin şiddetine maruz kaldıklarından Emily’nin aynı düzene kurban edilmesini engellemenin peşinde. Ne yazık ki süreçte Emily kadar Alice’in de kaybetmeye ve kaybolmaya yakın olduğunu görüyoruz.

Perry Mason, HBO, karede: Gayle Rankin, Tatiana Maslany ve Lili Taylor,
“Chapter Two”, 2020, kaynak: IMDb

Bu yazıyı yazarken henüz sezonun son bölümünü görmediğim için dizinin sonunda kimin kaybettiğini söylemem mümkün değil; fakat en azından onaylanan ikinci sezonda bizi kimlerin beklediğini tahmin edebilirim. Dizinin CBS’teki eski versiyonunda Mason’a davalarda yardım eden Paul Drake ve Della Street karakterlerini kadroda görmemiz kuvvetle muhtemel. Sonlara doğru Della ile Los Angeles’ta LGBTİ+ olarak yaşamanın zorluğu üzerine konuşan Hamilton Burger, CBS versiyonunda Mason’ın sıklıkla karşısında yer alan savcı karakteriyle aynı adı paylaşıyor. Bu yüzden Hamilton Burger’ı canlandıran Justin Kirk’ü de kadroda göreceğimizi tahmin ediyorum.

Bu ufak tahminlerim dışında, ilk sezonu tek davaya ayırıp sadece iki yönetmenle tüm sezonu çekilen dizinin önümüzdeki sezonda ve hatta sezonlarda nasıl ilerleyeceği konusunda meraktayım. Online izleme platformları ve kablo TV kanalları için çekilen dizilerde bazı istisnalar olmasına karşın, tek bir sezonda iki yönetmenle çalışılması normalin dışında bir durum. Dizide biçimin içeriğin önüne geçmesi konusundaki eleştirilerde sanki biraz sekiz bölümden beşini Tim Van Patten’ın yönetmesiyle sağlanan görsel standardın payı var. Ancak Van Patten’ın yarattığı görsel istikrarı –Deniz Gamze Ergüven’in yönettiği bölümlerde ufak bir farklılık sezinlense de–, içeriğin önüne geçen değil onu destekleyen bir unsur olarak görmek mümkün. Önümüzdeki sezondaki yönetmen tercihlerini ve tercihlerin biçime –dolayısıyla diziye yöneltilen eleştirilere– etkilerini bu yüzden merakla bekliyorum.

* Tatiana Maslany’nin canlandırdığı Sister Alice, 1920’lerin ve 1930’ların popüler Evanjelist figürlerinden Aimee Semple McPherson’ı hatırlatıyor.

dizi, Perry Mason, Peyderpey, Şebnem Baran