Peyderpey
Eurovision Amerika’da

2000’li yıllarda televizyondaki format uyarlamalarına hepimiz alıştık. Yarışma ve dizilerin farklı ülkelerdeki uyarlamaları artık pek şaşırtıcı değil. Ancak Avrupalılık kimliği etrafında şekillenen ismiyle müsemma Eurovision’ın Amerika’ya uyarlanması, şaşırtıcılık faktörü pek yadsınamaz bir örnek. İlk bölümü 21 Mart’ta yayınlanan American Song Contest, Eurovision’ın ülkeler arasındaki rekabete dayanan formatını alıp eyaletler arası olmak üzere uyarlamış. Eyaletlerle beraber federal sistemin farklı statüdeki alt birimlerinden başkent Washington, D.C. ve Amerikan Samoası, Guam, Kuzey Mariana Adaları, Porto Riko ve Virgin Adaları yarışmada temsil ediliyor.

Yarışmanın Eurovision’dan uyarlanmış olmasından programı tanıtan reklamlarda bol bol bahsediliyor. Yani bu zaman zaman karşılaştığımız lisansız ilhamlardan ya da uyarlama olduğu mümkün mertebe gizlenmeye çalışan uyarlamalardan değil. Kuşkusuz bunun ardında, Eurovision’ın Amerika’da artan ününden faydalanma arzusu var.

Eurovision daha önceki yıllarda çeşitli kanallarda1 yayınlamış olsa da Amerika’daki son zamanlardaki görünürlüğünü geçen seneki Peacock yayınına borçlu. NBCUniversal, Disney ve CBSViacom gibi diğer geleneksel yayıncıların yolundan gidip kendine özgü bir çevrimiçi izleme platformu yaratmıştı. Şirket hem Netflix’ten hem Hulu’dan bazı içeriklerini çekip kendi platformuna yatırım yapmaya devam ediyor. COVID krizinin tüm hızıyla devam ettiği 2021 baharındaki Eurovision yayını da söz konusu yatırımlardan biriydi. Altmış beşinci kez gerçekleşen yarışma son yılların en çok ilgi çeken Eurovision’larından olunca, NBCUniversal’ın yatırımı boşa çıkmadı. Yarışma tüm dünyada sosyal medyada konuşulurken Amerika Birleşik Devletleri’ndeki izleyiciler de gecenin kazananı İtalyan grup Måneskin’i keşfetmiş oldu. Eurovision gecesi sosyal medyada gruba gösterilen ilgi o günle sınırlı kalmadı. Måneskin, Eurovision başarısı sonrası 2021’de Amerikan Müzik ödüllerinde ve 2022’de Saturday Night Live programlarında yer aldı.

Måneskin, Eurovision birincisinin Amerikan pazarında şöhret oluşunun ilk örneği elbette değil. Yolu Eurovision’dan geçip sonra dünyada tanınırlık kazananlar daha evvel de oldu. ABBA aklıma ilk gelenlerden. Fakat yarışmanın son yıllarda hiçbir müzisyen için benzer ölçüde bir tanınırlığa sebep olmadığı ortada. O yüzden Måneskin son döneme bakınca istisna. Bu istisnai etkinin yarışmanın ABD’ye uyarlanma süresince muhakkak avantajı olmuştur.

American Song Contest’in sunucuları Snoop Dog ve Kelly Clarkson, kaynak: NBC Insider

Ünlü rapçi Snoop Dog ve kendisi de bir yarışmayla2 şöhret olan Kelly Clarkson’ın sunduğu yarışmanın kazananına tıpkı Eurovision gibi jüri ve izleyici oyları beraber karar veriyor. Farklı müzik türlerinden orijinal şarkılarla yarışan yarışmacılara NBC’nin internet sitesinden, uygulamasından ve TikTok’tan oy verilebiliyor. Yarışmacıların çoğunun hâlihazırda belli bir dinleyici kitleleri var. Yani profesyonel ve yarı profesyonel olarak müzikle ilgileniyorlar. 

Bana ilginç gelen ise aralarında Michael Bolton, Jewel ve Macy Gray gibi tanıdık isimler olması. Belki söz konusu sanatçılar günümüzde eskisi kadar revaçta değiller ama yine de tanınan bilinen şarkıcılar. Yarışmayı kazanmak onlara çok itibar sağlamayacağı gibi kaybetmenin sonucu epey negatif olabilir. Bu sebeple yarışmadan tam ne umduklarını tahmin edemedim. Yalnız yarışmadaki müzikleri pazarlamak üzere anlaşma yapan Atlantic Records, Macy Gray’in ve Jewel’in bağlı olduğu müzik şirketi. Sanatçıları ikna ederken NBC ile beraber Atlantic Records’ın vaat ve teşvikleri etkili olmuş olabilir.

Bol tanıtımın etkisiyle ilk bölüm reytingleri ve sosyal medya etkileşimleri fena olmayan yarışmanın diğer bölüm reytingleri aynı başarıyı yakalayamamış. Programın en büyük rakibi ise Fox’ta yayınlanan bir başka müzik yarışması American Idol.

Son yıllarda izleyici ve yarışmacıların, yarışmayla dalga geçen üsluplarının etkisiyle kendisini daha az ciddiye almaya başlayan Eurovision’ın aksine, American Song Contest kendi kendisiyle dalga geçer bir hâlde değil. Esprili klipler ve sunumlar ile gösterişli sahne şovlarının eşlik ettiği formüllü pop şarkılarına karşın programın yarışma statüsüne gösterilen bir saygı var.

Yarışmacı tanıtımları ise eyaletler hakkındaki önyargı ve stereotipleri bolca kullanan ama bir yandan eleştiren klipler olarak hazırlanmış. Böylece Eurovision’daki farklı ülkeler arasındaki rekabet, ABD’ye uyarlanmaya çalışmış. Fakat “komşu ülkelere oy verme” söylemine tanıdık olmayan izleyiciler için Amerika içindeki rekabet, ülkeler arası rekabet dinamiklerini tam karşılamıyor. Ayrıca birkaç turlu elemesi nedeniyle her hafta yeni bölümleri devam eden yarışma, Eurovision yarı finali ve finali gibi çabuk bitmediği için canlı yayın enerjisini çok koruyamıyor. Bir grup şarkıcı çeşitli aşamalarda bir üst tura çıkarken geride kalanlara daha sonra seçilme şansı verildiği için eleme tansiyonu daha düşük hissediliyor.

Özetle American Song Contest, Eurovision formatını nevi şahsına münhasır tarihinden ve sosyokültürel ortamından çıkarıp az bölümlü canlı yayına odaklı yaklaşımından uzaklaşınca Eurovision’ın geçen sene yükselen enerjisini Amerikan televizyonuna taşıyamıyor. Bu yüzden, finalinin Eurovision finaliyle aynı haftaya gelmesi planlanan program pek uzun ömürlü olacağa benzemiyor. Tabii yine de Amerika’daki yayıncılar, onlarla işbirliği yapan müzik şirketi ve Eurovision’ın Avrupa’daki yayıncılarının nasıl bir planının olduğunu bilmek kolay değil. Farklı sektörleri ve farklı ülkeleri birbirine bağlayan küresel medya endüstrileri bazen taşı sıkıp suyunu çıkaracak türden sinerji stratejileriyle geliyor. Üstelik bu bağlantılara TikTok gibi sosyal medya platformları dahil olunca tahminler iyice zorlaşıyor. Kim bilir, belki sürece müdahil olan şirketler yarışmanın düşük reytinglerine rağmen kâr edecek bir şeyler bulabilir.

Yarışmanın geleceği belirsiz ama katılan yarışmacıların en azından bir kısmının daha geniş kitlelere adlarını duyurma konusunda kârlı çıkacağı kesin. Yarışmaya ilham veren Eurovision’ın geçen seneki görünürlüğünü koruyup koruyamadığını ise mayıs ayında göreceğiz. American Song Contest’in aksine, Eurovision’ın bir süre daha ekranda kalacağını tahmin etmek mümkün.

1. En bilinen örnek kablolu kanal Logo TV.

2. Clarkson, Türkiye’deki adıyla Pop Star’ın Amerikan versiyonunun ilk birincisi. 

ABD, American Song Contest, Eurovision, müzik, Peyderpey, popüler kültür, Şebnem Baran, streaming media, yarışma