Peyderpey
Under the Banner
of Heaven

Çevrimiçi izleme platformlarının gerçek suç hikâyelerine yatırımı tüm hızıyla devam ediyor. Geçtiğimiz haftalarda Hulu’da yayına giren Under the Banner of Heaven son örneklerden biri. 1980’lerde Utah’ta işlenen iki cinayeti anlatan dizi, türün örneklerinin sayısı artarken ortalamanın üstünde bir performans göstermeyi başarıyor.

Genç bir kadın ve bebeğinin cinayetiyle açılan dizi, ünlü yazar Jon Krakauer’in aynı isimli kitabından uyarlanmış. Krakauer yine kitabıyla aynı isimle sinemaya uyarlanan Into the Wild nedeniyle ekranlara yabancı bir yazar değil. Diziyi Krakauer’in kitabından uyarlayan ise Dustin Lance Black. Dedektif Jeb Pyre rolüyle başrolde 2022’de Tick, Tick… Boom! filmiyle En İyi Erkek Oyuncu dalında Oscar’a aday olan Andrew Garfield var. Dizinin başında öldürülen ama flashback’lerde bolca görünen Brenda Lafferty’yi Normal People dizisiyle Hollywood’un radarına giren ve kısa sürede çok fazla sayıda projede yer alan Daisy Edgar-Jones canlandırmış. Brenda’nın eşi Allen rolünde Billy Howle yer alırken, Allen’ın ağabeylerinden Dan rolünde Goldie Hawn ve Kurt Russell’ın oğlu Wyatt Russell var. Allen’ın en büyük ağabeyi ise Avatar ile tanınan Sam Worthington.1

Gil Birmingham ve Andrew Garfield Under the Banner of Heaven’da, “Rightful Place”, 2022, kaynak: IMDb

Krakauer’in kitabı, Brenda ve küçük kızı Erica’nın başlarına gelenlerden yola çıkıp Mormon Kilisesi’nin geçmişine değinen ve aynı anda kilisenin radikalleşen gruplarının2 dahil olduğu başka suç olaylarına bakan bir kitap. Krakauer kitabında ele aldığı suç vakasını, Mormon dininin ve insanlarının şiddetle ilişkisiyle beraber incelemiş.

Dustin Lance Black’in bir röportajında dile getirdiği gibi Krakauer’in araştırmalarına dayanan kitabı kurgusal bir öykü olarak ekrana uyarlama süreci önemli değişiklikler gerektirmiş. En büyük problem ise Krakauer’in araştırmacı anlatıcılığına bir alternatif yaratmak. Kendisi de Mormon bir ailede büyüyüp kiliseden ayrılan Dustin Lance Black, tam olarak aynı olmasa da Andrew Garfield’ın canlandırdığı Mormon dedektif Jen Pyre ve sorguladıkları arasındaki iletişimde benzer bir akış kurmaya çalışmış gibi. Özellikle Allen Lafferty ve kardeşleri, geçmişleri ve deneyimlerinden söz ederken Mormon inançları ve kilise tarihine bolca atıfta bulunuyor. Hatta bunların bir kısmını ekranda flashback’ler olarak görüyoruz. Cinayet sonrası Pyre’ın yürüttüğü soruşturma, Brenda’nın Laffertylerin hayatına girişi ve Mormon dininin ilk lideri Joseph Smith Jr.’in hikâyesi şeklinde üç ayrı zaman akışında geçiyor dizi. Başta Pyre ve Lafftery’lerin dini inanç ve sorgulamaları üzerinden, Mormon diniyle ilgili Krakauer’in kitabındaki perspektife yakın bir pencere açılıyor.

Bana biraz True Detective stilini anımsatan bu yaklaşım başarısız olmamakla beraber tam amacına ulaşabildiğini söyleyemiyorum. İlk iki bölümde Allen’ın sorgu esnasında uzun uzun aile geçmişlerini anlatması dizinin ritmini yavaşlatmış. Elbette ilerleyen bölümlerde durum değişebilir.

Ritim sorununa karşın, karakterlerin Mormon inancıyla ilgili sorgulamaları ilgi çekici. Bunda diziyi ekrana uyarlayan ve daha evvel HBO’nun çokeşli Mormon hayatlarına bakan dizisi Big Love kadrosunda yazan Dustin Lance Black’in3 Mormon kilisesindeki kendi deneyimlerinin etkisi çok büyük. 

Dizinin en başından beri Mormonluk inancının Salt Lake şehrindeki kamusal hayata etkisi çok net belirtilmiş. Aynı etki Brenda ve kızının cinayetinin çözülmesi sürecini etkiliyor. İlk iki bölüme bakınca bu süreçte en büyük değişimi yaşayacak olan Dedektif Pyre gibi görünüyor.

Brenda’nın eşi ve şehrin önde gelen ailelerinden birinin oğlu olan Allen Lafferty ile ilk görüşmesinde Dedektif Pyre gayet sakin ve itidalli. İyi bir Mormon olarak gördüğü Allen’ın vahşi cinayetleri işlemiş olacağına pek inanmayan Pyre’ın, Allen’ın kiliseyi terk ettiğini öğrendikten sonra sabrı görünür derecede azalıyor. Amerikan yerlisi ortağı Bill (Gil Birmingham) ise sık sık ayrımcılıkla karşılaştığı şehirde, Allen’a ve Mormon topluluğuna daha fazla şüpheyle yaklaşıyor.

Lafferty ailesinin geçmişini gösteren sahneler ise Pyre ile beraber biz izleyicilere Laffertylerin bölgedeki yüksek itibarlarının yanı sıra istismarcı aile dinamiklerini gösteriyor. Ailenin içindeki problemli ilişkiler, babaları Ammon’ın (Christopher Heyerdahl) şehirden ayrılışı ve sonrasında etkisini hissettiren ekonomik kriz etkisiyle daha problemli hâle geliyor.

Christopher Heyerdahl ve Billy Howle Under the Banner of Heaven’da, “Rightful Place”, 2022, kaynak: IMDb

Pyre’ın kafası ise Allen Lafferty ve ağabeyi Robin (Seth Numrich) ile konuştukça iyice karışıyor. Üstelik Pyre’ın kafa karışıklığı sadece cinayeti işleyenin kim olduğu konusunda değil. Allen, Pyre’ın zihninde inancıyla ilgili soru işaretleri yaratmayı başarıyor. Örneğin Pyre dinlerinin insana zarar vermeye karşı olduğunu söylediğinde hem Allen hem de Robin, Mormon kilisesinin ilk yıllarında düşmanlara karşı yapılan şiddet eylemlerinden bahsediyor. Öte yandan başka bir sahnede Allen, çocuk sahibi olduktan sonra kilisenin kız çocuklara yaklaşımından rahatsız olmaya başladığını söylüyor. İki kızı olan Dedektif Pyre görünüşte Allen’ı terslerken içindeki şüphe tohumları biraz daha belirginleşiyor.

Pyre’ı canlandıran Garfield, karakterin dava ve davanın inancıyla ilgili yarattığı şüpheden duyduğu rahatsızlığı görünür şekilde dramatikleştirmiş. İlk iki bölümde Pyre’ın gözleri –bazen kızgınlıktan, bazen üzüntüden– sık sık doluyor. Örümcek Adam ile popülerlik kazanan ve son yıllarda Hollywood’da portföyünü çeşitlendiren Garfield belki projenin en marka ismi. Ancak en güçlü oyuncusu değil. Allen’ın ağabeylerinden Dan rolündeki Wyatt Russell projenin sürpriz ismi. Aslında Russell daha evvel yer aldığı projelerde çok olumsuz eleştiriler almış bir isim değil. Fakat aynı şekilde çok büyük övgülerin odağı da değil Russell. Dizideki performansının bunu değiştireceğini ve Russell için yeni fırsatlar sağlayacağını düşünüyorum. Edgar-Jones, Worthington ve Birmingham ile beraber kadronun geri kalanı ilk iki bölüme bakınca gayet başarılı.

Brenda ve bebeği Erica’nın cinayeti ekseninde başlayan dizi ikinci bölümün sonuna doğru Lafferty ailesinin bazı üyelerinin nasıl radikalleştiği konusuna odaklanıyor. Pyre’ın kendi inancını sorgulaması, ilerleyen bölümlerde Laffertylerin radikalleşme öyküsünü öğrendikçe daha şiddetlenecek gibi. Söz konusu bir suç öyküsü olunca çok fazla sürprizbozan paylaşmak istemiyorum. Fakat hem Laffertylerin radikalleşmesinin hem dizide işlenen suçun odağında erkek-kadın ilişkilerinin var olduğunu söylemeden geçmek mümkün değil. O yüzden din, istismarcı aile dinamikleri ve hatta ekonomik krizle beraber birey-devlet ilişkisiyle ilgili noktalara değinen diziyi, bu suç hikâyesinin en temelde bir kadın cinayeti olduğunu hatırlayarak izlemek gerek.

1. 2017 The Shack filmi sonrası Worthington yine dinle ilgili başka bir dönüşüm hikâyesiyle ekranda.

2. The Church of Jesus Christ of Latter-day Saints (LDS Church) olarak bilinen Mormon kilisesinden ayrılıp radikalleşen kilise kollarından en bilineni the Fundamentalist Church of Jesus Christ of Latter-Day Saints (FLDS Church).

3. Black aynı zamanda 2009 yılında En İyi Senaryo dalında Oscar kazanan Milk filminin yazarı.

dedektif [detektif] hikâyesi, dijital kültür, dizi, gerçek suç, Hulu, Peyderpey, polisiye, popüler kültür, Şebnem Baran, televizyon, Under the Banner of Heaven