Çifte Sarmal
Üzerine Tezler
1. Her film, özelinde dünyada, genelinde ise evrende bulunmuş imgeler aracılığıyla kompoze edilir; yani her film, bulunabilir olan imgeleri kendi içerisinde çeşitler. Bu yönüyle film, bulunan imgelerin kompozisyonudur.
2. Öte yandan filmin özsel bulunmuşluğu, onun maddeselliğinden yani tipik materyalitesinden ileri gelir. Her film –ister mikro (filmin kareleri ve planları) isterse de makro (filmin sahneleri, sekansları ve montajı) ölçekte olsun– bir kayıttır. Kaydın ta kendisi şeyi yani filmi buluntusal kılar. Kayıt, buluntudur.
3. Kaydetme edimi en başta, kaydedilen şeyin bulunmuşluğunu imler. Ama bu aynı zamanda şey olarak kaydın da kendisini ifade eder. Bulunabilirlik bu açıdan, saklanabilirlikle alakalıdır. Kaydedilen şey ile şey olarak kayıt arasındaki göreli farksızlık, buluntusallıktır.
4. O hâlde temelde kaydı niteleyen şey onun imgesel halesidir; yani filmsel imgenin gerçek(çi)liği, özünde kaydın kendisinden başka bir şey değildir. Kayıt, şey ile onun temsilini bir arada sunup yakınsar. Dolayısıyla kayıt, tanık(lık)tır.
5. Bu açıdan kayıt, hem şey hem de şeyleştirmedir [reification]. Şeydir, çünkü imgesel bir kap işlevi görür; yani şeyleri saklayan bir kozadır. Şeyleştirmedir, çünkü imgesel bir kaplama işlevi görür; yani şeyleri imgesel hâle getirip modüle eden kinetik bir yapıdır.
6. Öyleyse her film imgesi özü gereği kaydın damgasını taşır; çünkü her film hem bir şey hem de bir şey(ler)in temsilidir. Hareketli yazı [inscription] ve yazılarak işlenen [process] harekettir. Kısacası, şeyleştiren bir şeydir. Buluntudur. Dolayısıyla buluntu imgenin kendisi, olduğu hâliyle filmdir. Şey ile onun temsili arasındaki belirsizliği imleyen imgesel virtüelitedir.
7. Filmin buluntu imgelerle var olması, onun özsel virtüelliğine gönderir [referment]. Bundan kasıt, hiçbir film imgesinin temelde kendi kendisine göndermekten başka bir şey yapmıyor oluşudur. Bu ise film imgesinin göndergeselliğinin [referentiality] içine girmiş olduğu imge dizisinden türetildiği anlamına gelir. Film imgesinin virtüelliği de bundan kaynaklanır. Film imgesinin mutlak bir anlamı ve duyumu değil, yalnızca göreli bir anlamı ve duyumu vardır.
8. Bu bağlamda filmin modu değil tözü buluntudur. Filmin modları, filmin tözünün belirli bir başkalaşımından türer. Kurgusal, deneysel, anlatısal vesaire film yoktur. Ya da daha doğrusu, ancak göreli olarak var olurlar. Görüden [vision] çok, dile aittirler.
9. Film olarak buluntu bir şey ise eğer, film türleri ve alt türleri onun gösterenleridir [signifier]. Ama şey de her zaman bir gösterendir ya da olmaya meyledebilir. Bundan kasıt, her filmin kendine has bir zaman-mekân ve imgesellik tasavvurunun olması, olabilmesidir. Filmlerin kategorik ayrımı, onların buluntu film değilmiş gibi gözükme şekillerinden yani özgül biçimlerinden çıkarsanır.
10. Bunun anlamı, buluntu filmin mümkün olmasını sağlayan cevherin her bir filmin içerisinde hâlihazırda bulunuyor oluşudur. Bu açıdan buluntu filmden evvel film olarak buluntu gelir; yani buluntu filmin öz-düşünümsel buluntusallığının mümkün olabilmesi için, ilkin filmin düşünümsel bir buluntusallığa sahip olması gerekir.
11. Dolayısıyla filmin buluntusallığı buluntunun filmselliğini önceler. Ama buluntunun filmselliği de filmin buluntusallığını kendince onar. Her filmin kendi payına bir buluntu film olması da bundandır. Her film(in) imgesi, kendi içinde ve dışında, varyasyonlanmaya açıktır. Var oluşları itibarıyla her biri virtüel bir remix’in nesnesidir. Filmin fraktal buluntusallığı da buradadır.
12. Belli ki iki tür buluntu film söz konusudur. Birincisi, buluntu olarak filmin kendisi yani film imgelerinin bulunmuşluğudur. İkicisi ise bu imgelerin bulunmuşluklarının kendi içlerindeki varyasyonudur. İlki buluntu filmin virtüelitesine tekabül ederken, ikincisi buluntu filmin aktüelitesine tekabül eder. İlki film, ikincisi ise filmselliktir. İlki çekirdekse eğer, ikinci kabuktur.
13. İlk hâlinde film kendisini serimlerken ikinci hâlinde kendi üstüne kıvrılır. Diyelim ki kendinde ve kendi içinde kıvrımlanır. Artık söz konusu olan, imgeden ziyade imgelenmiş bir imgedir; yani yeniden imgelenen bir imgedir. Böylelikle de hareketin yalın imgesinin ötesindedir; zira hareketin imgesinin imgesidir. Hareket-imgeden çok, hareket-imgenin yeniden ve dolayısıyla farklanarak imgelenmesidir. Hareket-imgenin revizyonudur.
14. Bu raddede ise buluntu film, her filmin yani her hareketsel ve imgesel, diyelim ki her hareket-imgesel kompozisyonunun yaptığı şeyi ikiler. Hareket-imgenin düşüncesini yani hareketli düşünceyi düşünür. Ve böylece hareketin içerisinden onda henüz düşünülememiş olanı, virtüel hareketi çekip çıkartır. Kısacası, filmi düşünsel-hareketsel bir matruşka hâline getirir.
15. En nihayetinde buluntu film, filmin dolayımlılığının dolayımlanmasıdır. Ya daha doğrusu, dolayımlılığının olumlanmasıdır. Bu açıdan her buluntu film, filmin özsel virtüelitesiyle oynar. Filmin kendisini –hareketten hareket türetilen– bir oyun kılar. İmgelerin verili kompozisyonunu yani belirli bir hareketin halesiyle kuşanmış ve kodlanmış imgeleri yapısöküme uğratır; çünkü onları başka türlü bir dolaşıma, sessel-imgesel bir varyanta sokup yeniden imgeselleştirir. Onları başkalaşmış bir duyarlılığın ve anlamlılığın halesiyle kaplar. Diyelim ki hareketin duyarlılığını ve anlamlılığını dönüştürür. Bu ise her filmin kendi payına yaptığı şeyin radikal ve kapalı devre bir ifadesinden başka bir şey değildir; zira kaydın başkalaşımı, her filmin özü ve ereğidir. Türlü imgeden oluşan bir makine olarak filmin yaptığı şeydir bu: Hareketi kiplendirmek ve yeniden kiplendirmektir. Onu sınırsızca modüle etmektir. Son kertede buluntu film, filmin kendi kendisini türlü türlü hâl ve koşulda düşünmesi olarak film düşüncesidir. Filmik düşüncenin en saf hâliyle billurlaşması, düşünce olarak filmin kristalizasyonudur.
