Jordan Belson, Samadhi, 1967,
kaynak: Matthew Marks Gallery
Mutlak Film
Üzerine Tezler

1. Film imgesi ışığın zamandaki hareketinin ifadesidir. Bu imgenin zaman-mekânsallığını var edip tanımlayan şey ise hareket hâlindeki ışıktan başka bir şey değildir. Bu ışığın kapsadığı her şey hem kendi payına hem de topluca mutlaktır. Bundan kasıt, bir bütün hâlinde filmin son kertede bu ışıktan başka bir şey olmamasıdır.

2. Film, onu olduğu hâliyle oluşturan veçhelere indirgenebilmenin yanı sıra, bu veçheleri doğrudan yansıtabilme özelliğini de haizdir. Filmin mutlaklığını kuran, onu göreli (yani dolaylı) kılan işlemleri askıya alabilme imkânında gizlidir. Kurucu bileşenlerinin kalıbını alıp dolaysız bir modül olarak sunduğunda film mutlaklaşır (yani direktleşir). Film kendi maddiliğini görünür kılacak formlar ürettiğinde mutlaklık niteliğiyle bezelidir.

3. Mutlak filmin formu, en nihayetinde filmden başka hiçbir şeyi göstermez [signify]. Görünür kıldığı bir şey değil, bir şey olarak filmdir. Mutlak film filmden değil filmi gösterir. Gösterdiği, in cuerpo filmi gösterecek formları göstermektir. Diğer bir deyişle, film formlarını filmin formunu açığa çıkaracak şekilde işlemektir. Mutlak filmde gösteren de [signifier] gösterilen de [signified] filmdir. Filmin filmi sağlayan koşulları dışavuracak şekilde (gösterilenin dolaylılığını çözen anlamında) tasarlandığı [design] film, mutlak filmdir.

4. Mutlak film ne simge [sign] ne de sembol [symbol] üretir; yani ne temsil eder ne de temsil edilemezi imler. Daha ziyade, (bir başka şey tarafından) temsil edilebilir ile (kendinde) temsil edilemez arasında bir köprü görevi görür. Ve böylelikle filmin temsille işini ve ilişiğini keser. Film, kendinden başka bir şeyi yansıtmadığında, temsili bir program olarak lağveder. Mutlak film, işaret ötesi bir avatar’a sahiptir; zira ne reel ne de kurgusaldır, ama idealdir. Bir idea olarak film imgesinin saflığını belirtir [manifestation]. Mutlak filmde görülen, filmin görünürlüğünü tanımlayan toplamın kendisidir. Film olarak film (yani yapısal film) değil film için filmdir (yani saf filmdir).

5. Mutlak filmde olan [being] ile oluşan [becoming] birbirinden ayrılamaz. Film imgesini tanımlayan özellikler, mutlak filmde bileşik bir form olarak açığa çıkar. Hareket, ışık, zaman, mekân ve imge bir arada formel bir senteze tabi tutulduğunda, bir bütün hâlinde film imgesi verili mutlaklığını bu dolaysızlaştırıcı form aracılığında ve içinden sergiler hâle gelir. Bu anlamda mutlak film, saf filmdir; zira filmi mümkün kılan maddi belirlenimlerin kendi payına serimlenişinin ifadesidir.

6. Mutlak filmin saflığı, bir şey olarak filmi bir olay [event] hâline getirişinde temellenir. Mutlak filmde filmi belirleyen koşullar figüratif değil modüler bir sunuma tabi olduğundan dolayı bu böyledir. Filmde filmin doğasının yasalarına bağlı şeyler olup biter. Mutlak filmde ise olup biten bu yasaların kendi oluşudur. Filmi ne oluşturuyorsa mutlak filmde olup biten de tam olarak odur. Mutlak filmde imgeselleşen, filmin varlığı olarak filmin oluşudur. Diğer bir deyişle, filmin film-oluşudur.

7. Mutlak filmi tanımlayan olay saftır. Mutlak film saf olayla tanımlanır. Bu olay ki ne anlatısal [narrational] ne de anlatımsaldır [representational]. Ve birer kategori olarak ne özneye ne de nesneye dayanır. Daha ziyade, supra-nesneldir. Mutlak film, özniteliği soyut (yani hikâye ve temsil aşırı) filmdir. Kendi dışında hiçbir gerçekliği imlemez çünkü gerçekliği kendindedir. Mutlak filmde gerçeklik, filminkidir. Bu düzeyde ise filmin çerçevesi ne pencere ne de perdedir, ama portaldır; bir başka gerçekliğe açılır.

8. Mutlak filmin soyutluğu, somutluğu koşullayan özellikleri somutluğa göndermeksizin [referment] yansıtmasından ileri gelir. Mutlak filmin soyutluğu, somutluğa aşkın [transcendent] değil aşkınsal [transcendental] olmasından kaynaklıdır. Mutlak film somut şeyleri göstermez, daha ziyade bu şeyleri somutlayan öğeleri yani türlü filmsel niteliği gösterir. Mutlak film, soyut bir varoluşu haiz olması itibarıyla, bir düzlem olarak somutun ötesinde değil üstündedir (ve bir bakıma da derinliklerindedir). Mutlak filmde filmin nitelikleri, izleyiciyi bu niteliklere karşı uyaracak [stimulation] bir form altında deneyimlenir; yani filmsel anlamda özsel bir form filmin kendisiyle benzeştirilir [simulation]. Mutlak filmde deneyimlenen, basitçe, filmdir. Filmin cevheri, nüvesidir.

9. Mutlak film, nitelikleri filmler. Filmsel sıfatlara suret verir: Sıfatları, adları oluşturan nitelikleri, imgesel bir yüklem olarak kendi fiili kılar. Mutlak filmde somutluk soyutlanmaz. Tam tersine, soyutluk kendi içinde somutlanır. Mutlak filmin somutluğu, soyutun somutluğudur. Mutlak filmde görme fiili, somutluğunu soyutta bulur.

10. Mutlak filmin görüsü anonimdir. Mutlak filmde film imgesinden yansıyan ne öznenin ne de nesnenin perspektifidir, daha ziyade duru ve derin, meditatif bir bilincinkidir. Mutlak filminki, iç gözün, inner eye’ın doğası gereği içe dönük görüsünü cisimleştiren bir görümselliktir. Ve bu nedenle ne özneye ne de nesneye atanabilir. Adandığı, özne ve nesne dışı, amorf bir bakıştır. Hiçbir biçime aidiyeti olmayan biçimsiz bir akıştır. Mutlak filmin biçimi, fiili [actual] her biçimin ardındandır ve bu anlamda da pek tabii kuvve hâlindedir, sanaldır [virtual]. Mutlak film, izleyiciyi Kantçı anlamda fenomenale değil numenale ulaştırır. Mutlak film bağlamında film, ulaşılamazın dolayımlanmasıdır.

11. Mutlak film, biçimleri değil üst-biçimleri dışavurur. Kompozisyonel anlamda ya düzenli ya da düzensizdir. Formel bağlamda ya toplu ya da dağınıktır. Varoluşu bakımından ise ya nicel ya da niteldir. Ölçülebilir olan ve olmayan iki ayrı kutbu vardır. Kısacası ya geometrik ya da yeğinseldir [intensive]. Geometrik kutba John Whitney’in Permutations’ı ve Catalog’u, yeğinsel kutba Jordan Belson’ın Samadhi’si ve Momentum’u emsaldir. Mutlak filmin imgeselliği ya çizgi ve noktadan ya da hacim ve kütleden oluşur. Mutlak film, film imgesinin matematiksel veya yüce [sublime] kuvvetlerini açığa vurur.

12. Mutlak film, film imgesini ya biler ya da yoğurur. Bu anlamda mutlak filmin animasyonel bir tarafının olduğu kesinkes doğrudur. Gerçeklikteki hiçbir form tam simetrik veya tam asimetrik olmadığından, hiçbir form (Platoncu bir haleyle kaplı olarak) ideal bir biçimde algılanmaz. Diyelim ki olağanüstü alımlanmaz. Mutlak film, simetride de asimetride de azamiliği arar. Ve bu arayışı ister istemez tinsel kılar. Mutlak filmin animasyona dayanmasının temel nedeni de budur. Film formunu idealize etmenin yani filmi idealliğinde yansıtmanın animasyondan başka hiçbir yolu yoktur. Bu bağlamda ise animasyon bir formattan ziyade bir programdır, genel bir protokole dayalı belirli bir formdur; filmin saf kinetik gücüllüğünü tüm edimselliğiyle açığa çıkaran herhangi bir film formudur. Göz ile fikrin birleştiği, bileştiği yerde kelimenin tam anlamıyla ideal form bulunur ki bu, mutlak filmin konusudur.

13. Mutlak filmin animatifliği, film imgesinin soyut kuvvetlerini etkinleştirmesinden mütevellittir. Her animasyon mutlak değildir, ama her mutlak film animatiftir (ve tabii ki meditatiftir). Animasyon hem hareketi hem de canlılığı varsayar. Mutlak film de bu kinetik canlılığa duyarlı kılar. Bu canlılıkta ise ayrım yoktur; bu canlılık bloktur (ve yalnızca bu anlamda soyuttur). Mutlak filmde odak oluş hâlindeki varlıktadır. Diğer bir deyişle, kompleks hâlindeki, her bir öğesi bileşik varoluştadır.

14. Mutlak film anima’dır; zira asal film animasyondur; çünkü film en temelde hareketin (yine, yeni, yeniden) canlandırılmasıdır. Diyelim ki cana hareketin bir kez daha, bir başka şekilde, filmle katılmasıdır. Mutlak filmin ortaya çıkardığı şey filmin canıdır; filmdeki candır. Her hareket canlılığı varsayar. Canlılık ise her yönüyle hareket hâlindedir; etki eder ve etkilenir. Bu, ruhsal bir otomata değil tinsel bir telepata işaret eder; zira canlılık kendinde ilişkiseldir. Mutlak film, imgesinde bu ilişkiselliği onar. Evrendeki (mikro ve makro ve hatta nano boyutta) gözle görülmeyen birliktelik, bir arada oluş yani bütünsel ilişkisellik bu imgededir. Mutlak film, integral filmdir. Segmentleri birbirinden ayrık duyumsansa dahi birbiriyle ilişkilidir; zira varlığın türlü veçhesini imgesinde bileştirip (yani öz varlığında bireştirip) sindirir. Soyutluğu hâlihazırda tinseldir.

15. Mutlak film, hareketle çizmek, ışıkla boyamak, zamanla resmetmektir. Film mekânına bütün bir canlılığı gömmek, canlılığı kendi hâlinde imgelemektir. Anima kineticus.

Jordan Belson, Momentum, 1968,
kaynak: Matthew Marks Gallery
{fold içindeki imge: John Whitney, Permutations, 1968, film karesinden detay, kaynak: Arteinformado}

animasyon, film, form, hareket, Hasan Cem Çal, imge, ışık, John Whitney, Jordan Belson, medya (mecra), mekân, mutlak film, sinema, zaman, zaman-mekân