Çifte Sarmal
Metal (ya da heavy metal), takriben 60’lı yıllardan itibaren aktif olarak var olan bir müzik. Black Sabbath, Led Zeppelin, Deep Purple vesaire gibi gruplar ise bu müziğe karşılık geldiği düşünülebilecek olan sesselliği ilk sağlayanlardan. Aslında metal müzik ya da kısaca metal, rock müziğin bir türü olarak görülüyor en başında. Sonraları ise rock müzikten direkt olarak ayrılan ve ayırt edilen, hatta rock müzikle hiçbir bağlantısı olmadığı ya da olsa olsa asgari bir bağlantısı olduğu düşünülen bir müzik hâlini alıyor. Kısacası, başlı başına müzikal bir mevcudiyete sahip olmaya başlıyor.
Metal müziği kendini önceleyen rock’tan ve rock’ı da önceleyen blues’dan ayıran en temelde iki faktör var: Bir, bu müziğin sessel ve yapısal niteliği ve iki, bu müziğin üretmiş olduğu göstergesel ve sosyal aura. İlkin metal, biçimsel olarak, rock’tan içermiş olduğu distortion1 katsayısının fazlalığı, enstrümantal soloların2 (özellikle de gitar sololarının) başatlığı, bas ve davulun yoğun ve proaktif kullanımı, yazılan parçaların uzunluğu gibi faktörlerle ayrılıyor ve rock’a ayrıksı bir hâl alıyor. İkinci olarak ise metal, rock’ın pop müzikle olan simgesel bağını (rock müziğin tavırsal, giyimsel ve varoluşsal popluğunu) tahrip ederek kendine has simgeler üretiyor: uzun saçlı erkekler, müziğe kafa sallayan3 dinleyiciler, uğuldayan gitarlar, çığlıklı vokaller, over the top maçoluk, aşırıya kaçan tavır ve hareketler, siyah (ve deri) giyinme vesaire. Bütün bunlar in a nutshell, heavy metali (ya da bugünün perspektifinden adlandıracak olursak, arkaik metali) özetler nitelikte. Bu açıdan metalin pek tabii rock’ın bir mutasyonundan türediğini söylemek mümkün, tıpkı rock’ın da blues’un bir mutasyonundan türemesi hâlinde olduğu gibi.
Bugün anladığımız ve sınıflandırdığımız hâliyle heavy metalin 60’lı yıllar ile 80’li yıllar arasında var olan bir müzik olduğunu söylemek olası. Heavy metal, öte yandan, rock’ın bir tür müzikal hicreti olarak, yerinde de saymıyor tabii ki. Her ne kadar bu yıllar arasında rock müzikten anlaşılan şeyi büyük oranda tanımlamış ve nitelendirmiş bir müzik olsa da –neredeyse yirmi yıllık bir süre boyunca rock’ın genel müzikal çehresini belirlemiş olsa da yani– 90’lı yıllara doğru, hatta 80’li yılların başlarından itibaren, etkinliğini ve etkililiğini yavaş yavaş yitirmeye başlıyor. Ama bu etkinliği ve etkililiği, diyelim ki aktif ve reaktif etki alanını yitirmesinin nedeni de tamamen yok olmaya yüz tutması değil, daha ziyade kendince bir başkalaşıma uğraması aslında. Diğer bir deyişle, yeni tipte bir metalin, metal müziğin doğumunu mümkün kılacak koşulları sağlaması ve bir bakıma –tarihsel açından– ona evrilmesi söz konusu heavy metalin. Heavy metalin evrimleşip oluşturduğu bu metale bugün basitçe ekstrem metal (extreme metal) diyoruz.
Aslına bakılırsa ekstrem metal, metalin 80’lerdeki kırılımını genel itibarıyla ifade eden bir tabir. Kendinde pek bir anlamı yok dolayısıyla. Bu açıdan ekstrem metalin şu ya da bu müzik olduğunu, öyle ya da şöyle bir müziğe karşılık geldiğini söylemek vesaire mümkün değil doğrudan. Ekstrem metalin başlı başına bir müzik türü olduğunu iddia etmek olası değil kısacası. Ekstrem metal, daha ziyade, metalin heavy metal sonrası bir hâlini, diyelim ki post-heavy metalistic tanımlanamazlığını imliyor; yani metalin bir müzik olarak limitine itilişine işaret ediyor. Bir sıfat olarak ekstremin metal ismiyle olan bağı, bağlantısı da bundan kaynaklı. Metal bu raddede –basit (yani az bileşenli) bir müzik olmaktansa– kendini ekstremitesiyle yani total bir ekstremlikle tanımlıyor. Kendi sınırlarını arşınlıyor ve aşıyor diyelim.
Ekstrem metal en nihayetinde bir çatı terim, belki de her şeyden evvel bir çatı terim. Metalin, heavy metalin ötesinde kalan tüm yönelimlerini kendi içerisinde barındıran, derleyip toplayan, bunları anıştıran ve dışavuran bir deyim. Bu açıdan ilkin metalin çoğulluğuna gönderiyor [referment]. Öyle ki bu çoğulluktan yani metalin bir müzik olarak çokluğundan söz etmeksizin ekstrem metalden söz etmek de imkânsız; dolayısıyla ekstrem metalden bahsederken metalin tekliğinden değil çokluğundan bahsediyoruz özünde. Metalin heavy metal tarafından temsil edilen merkezi bir hâlinden değil, onun ekstrem metal adı altında keşfedilen marjlarından, bu marjların keşfinin görünür kılmış olduğu metale has çeşitlemelerden, metal varyantlarından söz ediyoruz yani. Ekstrem metalin ekstremliği de en temelde bununla ilgili zaten, metale özgü bir limit ya da bir tür limit-metal gibi işlev görüyor olmasıyla alakalı kısacası.
Bütün bunları hesaba katınca, ekstrem metalin heavy metalin fraktal (ya da viral) bir evresi olduğunu iddia etmek makul bir hâl alıyor; zira ekstrem metalle birlikte metal hem tek boyutlu bir tür olmayı bırakıp çokboyutlulaşıyor hem de üretmiş olduğu sesselliğin niteliğinin son kertede hemencecik kodlanamayacağı bir çevrime giriyor; yani metal hem biçimsel hem de biçemsel olarak değişip dönüşüyor. İçeriği kaotikleşirken yapısı da agresifleşiyor.
Metalin muhteviyatının bu kaotikliği, ekstrem metal söz konusu olduğunda, kendini bir metal alt türü bolluğunda ve bunların hem kendi içlerindeki hem de kendi aralarındaki müzikaliteyi zenginleştirmelerinde dışavuruyor ilkin. Hakikaten ekstrem metali heavy metalden ayıran en tipik özellik bu; metalin fizyon ve füzyonunun mümkün hâle gelmesi. O hâlde metali ekstremlikle niteleyen şey de aslen onun fizyonu (yani metalin türlü alt türe bölünerek çoğalması) ve füzyonu (yani metalin alt türlerinin alt türlerine bölünmesi ama ayrıca alt türlerinin de birbirleriyle eklemlenmesi, çaprazlama olarak ilişkilenmesi ve hatta metalin harici müziklerle birleşmesi) yani bir bakıma metalin müzikal olarak kendinden geçmesi. Metalin müzikolojik tadili diyelim buna. Türlü metal janrını jenere eden bir modifikasyon bu. Thrash metal, doom metal, death metal, black metal, speed metal ilk akla gelenler; ama aynı zamanda grindcore’dan, mathcore’dan, djent’ten vesaire söz edebiliyoruz. Füzyona dayalı türlü metal alt türü (stoner doom metal, blackened death metal, drone metal vesaire) ve ekstrem metalle ilişkili olarak türeyen türlü metal türevi de (avant-garde metal, post-metal, neoclassical metal vesaire) cabası. Bu açıdan metalin, ekstrem metal umbrella term’ü altında, önü alınamayan ve öngörülemeyen bir öz-üreme arz ettiği kesin.
Diğer taraftan ekstrem metalin bu özsel ve çoğul içeriği, ister istemez metalin müzikal özelliklerinin sürekli farklanan yapısal içerimleri devreye sokmasını da kaçınılmaz kılıyor; yani metal yalnızca alt türlere ve alt türlerin alt türlerine bölünmekle kalmıyor, aynı zamanda kendi duyumunu revize eden farklı ve farklanan metal müzik yapım anlayışlarını kapsayıp kuşatan bir nitelik taşır hâle geliyor. Sıklıkla sonik agresiflik ve tematik aşırılıkla nitelenen bu ekstrem metal türleri ve alt türleri, metalin bu hâline özgü olan sessel ve konusal ihlali de [transgression] kendince yorumluyor. Örneğin doom metal, metalle özdeşleştirilen hızlılığın karşısına tempodaki entegre bir yavaşlamayı geçiriyor; yani BPM’i4 yer yer 60’ın altına, hatta ekstrem örneklerde (bkz. Electric Wizard’ın ve Reverend Bizarre’ın kimi parçaları) daha da aşağıya çekiyor. Buna karşın speed metal (ekstrem bir örneği için bkz. Dragonforce) ve thrash metal (ekstrem bir örneği için bkz. Vektor) ise salt hızla, bir tür excess of speed’le tanımlanıyor. Tematik boyutta ise pagan ritüellerini, Hıristiyanlığı, büyüyü vesaire konu edinen bir black metalden (Immortal, Mayhem, Emperor vesaire) söz edebiliyorken, aynı zamanda işkenceyi, cinayeti, ölümü vesaire konu edinen bir death metalden (Death, Necrophagist, Gorguts vesaire) söz edebiliyoruz. Bunlar en tipik ve direkt örnekler, örnekleri çoğaltmak pek tabii mümkün. Ama kesin olan şu ki ekstrem metalde genetik olan şey her daim yalnızca ihlal, o kadar.
Ekstrem metale özgü bu sürekli ihlal hâli tabii ki kendini müziğin yapısına dair türlü belirlenimde de radikal bir şekilde gösteriyor: Aksak ritimlerin5 ve poliritimlerin6 üretilmesi, komplike riff’lerin7 yazılması, time signature’ın8 hızlıca değiştirilmesi,9 brutal vokalin10 yoğun bir biçimde uygulanması, sert breakdown’ların11 bestelere eklenmesi, blast beat tekniğinin12 (özellikle de death metal, teknik death metal ve grindcore’da) ilkesel bir hâl alması, sweep picking’in13 sıklıkla pratik edilişi, double kick’lerin14 kullanımının vazgeçilmez olması gibi müzikal belirlenimler bunlardan sadece birkaçı. Ekstrem metalin stilistiğini şu ya da bu şekilde belirleyen ve onun heavy metalden kopuşunu sağlayan türlü belirlenim söz konusu burada. En uç noktada, metalin sesselliğini aşırılıkla tanımlanması, onun –Deleuzecü bir terimle söyleyelim– bir tür ayırt edilemez-oluşa sokulması, diyelim ki metalin noise’un sınırlarında dolaştırılması ve hatta bu sınırı aşmasının sağlanması (yani noise’laşması) hâlidir söz konusu olan.
Ekstrem metali heavy metale kıyasla çoğu zaman “müzik” olarak nitelendirmekte zorlanılıyorsa bunun nedeni aslen ekstrem metalin metalin özgül sesselliğini çok yönlü bir revizyondan geçirmesidir. Bu nedenle ki heavy metal popun sesselliğine yani müzikal anlaşılabilirliğe [intelligibility] daha yakınken, ekstrem metal tam aksine bu anlaşılabilirliğin altını oyup metali alışılagelmedik bir sesselliğin –ki çoğu zaman ultra agresif bir sesseliktir bu– halesiyle kuşatır ve esasında buna meyillidir. Bu, hâlihazırda ekstrem metalle özdeşleştirilmiş olan kimi tipik ritüellerde de gösterir kendini zaten (örneğin bkz. moshing).15 Dolayısıyla ekstrem metalden, bir kavram olarak, anlaşılması gereken şey metalin şu ya da bu olduğu değil, marjlarına itildiğinde ona ne olduğudur; yani metalin ne olabileceğidir ki bu da belirsizliğini korur. Ekstrem metal bu açıdan –bilhassa da en uç örnekleri söz konusu olduğunda– müzik endüstrisinin hep sınırlarında kalır, buna yazgılıdır. O hâlde ekstrem metalin –kavramsal açıdan– metale dair genel bir uçta olma hâline tekabül ettiğini söyleyebiliriz en nihayetinde.
Bu playlist ekstrem metal gibi olağanüstü düzeyde çoğulluk arz eden bir müziğin her yönünü, yönelimini içermiyor tabii ki. Daha ziyade, ekstrem metale dair alçakgönüllü (ve hayli öznel) bir panaroma sunuyor: Ekstrem metali 80’lerin başındaki doğumundan günümüzdeki gelişimine değin izliyor ve kayda değer örnekleri el verdiğince ayıklıyor. Her ne kadar listede yüzü aşkın sanatçı ve grup bulunsa da, bunun bu müziğe içkin olan aktüel zenginliğin yüzde birini dahi yansıttığını söylemek zor. (Bu metinde bahsi neredeyse hiç geçirilmemiş olan, ekstrem metale dair sosyal ve tarihsel, estetik ve antropolojik vesaire içerimler ise apayrı bir inceleme ve araştırma konusu.)16 Listenin bu denli uzun olmasının nedeni de bu aslında, ekstrem metale atfedilebilir olan bu müzikal verimliliği el verdiğince yansıtma kaygısı yani. Playlist, ekstrem metalin kökensel janrı olduğu söylenebilecek olan thrash metalden djent’e kadar birçok farklı ekstrem metal janrını içeriyor: Death’ten Meshuggah’a, Nile’dan The Dillinger Escape Plan’a, Melechesh’ten Electric Wizard’a, Infant Annihilator’dan Agoraphobic Nosebleed’e vesaire kadar birçok farklı grubun parçası bulunuyor listede. Playlist’te Türkiye’den yer verilen gruplar ise şunlar: Gutfed, Cenotaph, Sarinvomit, Diabolizer ve Molested Divinity. Bu hâliyle playlist bir tür fihrist işlevi de görüyor; yani ekstrem metale ortalama bir giriş de sağlıyor, en azından bunun için ideal. Liste kronolojik bir sıralamaya sahip olmadığından, dilenen yerinden dinlenmeye de uygun. Hatta böyle dinlense daha iyi. İyi dinlemeler.*
{Kerem Keçeli’ye listeye eklenebilecek parçalarla ilgili vermiş olduğu öneriler için müteşekkirim, Furkan Keçeli’ye ise metnin kavramsal çerçevesini oluşturmamda ve metnin dipnotlarını yazmamdaki yardımları için teşekkür ederim.}* Güncelleme (07.09.2021): Playlist’e Amenra, Thou, Satyricon, Protest the Hero ve Big Business’ın birer parçası eklendi.
1. Distortion: Sesin türlü teknik yollar aracılığıyla manipüle edilip bozuluma uğratılmasıyla elde edilmiş olan yapısı bozulmuş ses.
2. Solo: Grup müziği içerisinde bir enstrümanın belirli müzikal jestlerle ön plana çıkıp baskın bir rol oynaması. Tek bir enstrümanla icra edilen parçalarda ise solo, müziğin bütününün ifadesidir.
3. Headbanging: Heavy metal kültürünün en bilinen ve tipik dans biçimi. Kafanın müziğin ritmine uyum gösterecek bir biçimde ve şiddetli bir şekilde öne arkaya ya da sağa sola sallanmasıyla gerçekleştirilir.
4. Beats per minute: Müzikte tempoyu belirlemek için kullanılan birim. Müzikal sürem içerisinde dakika başına karşılık gelen vuruş sayısını ifade eder. Bir tabir olarak kısaca ve sıklıkla BPM olarak kullanılır.
5. Syncopated rhythm: Müzikal süremin beklenmedik anlarının vurgulanmasıyla elde edilen ritmik düzen.
6. Polyrhythm: Birbirine senkronize olmayan iki veya ikiden fazla ritmik yapının sesteki kurgusu.
7. Riff: Bir müzik içerisinde tekrarlanan notalar, akor kalıbı veya müzikal cümle dizisi. Riff, genellikle de gitar riff’i, bir parçaya giriş olarak kullanılır. En çok uygulandığı müzik alanları ise pop müzik, rock ve cazdır.
8. Time signature: Müziğin birim zamanındaki bölünmelerin görülmesini sağlayan ölçü metresi.
9. Özellikle mathcore’da sıklıkla görülen bir durum bu, bkz. The Dillinger Escape Plan’in olağanüstü albümü Calculating Infinity.
10. Brutal vocal: Ses tellerinin türlü yollarla zorlanmasına dayanan yani vokal sesinin yapısının bozulmasını sağlayan vokal tekniği. Metal müzikte, özellikle de death metal ve grindcore’de sıklıkla uygulanır. Death growl olarak da adlandırılır.
11. Breakdown: Müziğin temposundaki ani düşüş hâli.
12. Blast beat: Müziğin temposunun davul tarafından çok bölünmeli şekillerde çalınması. Genellikle hızlı pasajlar üretmek için kullanılan bir davul çalım tekniğidir.
13. Sweep picking: Genellikle hızlı solistik pasajların icra edilmesinde kullanılan bir gitar çalım tekniği. Çeşitli arpejlere daha solistik bir nitelik kazandırmak için de kullanılır.
14. Double kick drumming: Davul setinin bir yerine iki pedal içermesi sayesinde davulu daha hızlı çalmayı ve davulla daha komplike beat’ler, fill’ler ve sololar uygulamayı sağlayan davul çalım tekniği.
15. Moshing: Genellikle “agresif” olarak nitelendirilen müziklerin konserlerinde görülen, özellikle de metal müzik konserlerinde performe edilişiyle ünlü, katılımcıların birbirlerine çarptığı ve birbirlerini ittiği, hatta birbirlerine vurduğu bir dans türü. Mosh pit de denir.
16. Bu metnin yazım sürecinde göz atılmış olan ekstrem metal hakkındaki gelişkin kaynaklar için bkz. Keith Kahn-Harris’in Extreme Metal: Music and Culture on the Edge’i, Albert Mudrian’in Precious Metal: Decibel Presents the Stories Behind 25 Extreme Metal Masterpieces’i ve Matthew P. Unger’in Sound, Symbol, Sociality: The Aesthetic Experience of Extreme Metal Music’i.
