Çifte Sarmal
Üzerine Tezler
0. “Bir film, imgelerden yapılmış bir makinedir.” — Hollis Frampton (Circles of Confusion).
1. Film her şeyden önce bir kayıttır, salt kayıttır. Zaman-mekânı yeniden ürettiği kadar onu saklar. Zaman-mekânı yutar, onu emer. Zaman-mekân filme dolar ve filmde devridaim etmek üzere donar. Film bir bakıma zaman-mekânı mühürlemektir. Film, kaydedilmiş olan zaman-mekânın ezgisidir.
2. Film özünde bir illüzyon değildir, ama olabilir. İzleyen izlediği şeyin bir film olduğuna inanmazsa film hiç şüphesiz ki bir illüzyondur. Arkaik illüzyon filmik zaman-mekânın gerçekliğin ta kendisi olduğuna inanmaktı (L’arrivée d’un train à La Ciotat); modern illüzyon filmik zaman-mekânın gerçekliğin bir tür temsili olduğuna inanmaktır [narrative film].
3. Aslında filmin bir içeriği yoktur. Filmin içi boştur. Film ne derin ne de sığdır; yüzeydir. Film salt zaman-mekândır. Harekettir. Işıktır. Filmin bir içeriği varsa bu, filmin hakikaten bir içeriği olduğunu değil şu ya da bu içeriğin bir filmi olduğunu gösterir. Filmin kendinde [in itself] bir içeriği yoktur.
4. Yani film temsili bir içerik değildir. Temsili içerik daha ziyade film söz konusu olduğunda zaman-mekân ve hareket dolayımında özdeşlik ve özdeşleşme üreten herhangi görsel ya da grafik bir şeydir. Yani bir şeyin filmik zaman-mekândaki mevcudiyeti açısından kendi kendisiyle özdeş olması o şeyin yalnızca belgelendiğini gösterirken, bir başka şeyin filmik zaman-mekândaki hareketi itibarıyla özdeşleşilebilmesi mümkün gelişimsel bir tutarlılık göstermesi o şeyin yalnızca hikâyeleştirildiğini gösterir. Diyelim ki ilki belgesel illüzyondur. Ve ikincisi anlatısal illüzyondur. Her ikisi de filmi ıskalar, çünkü her ikisinde de özgül şeyin temsili, duyumsanışının yoğunluğu itibarıyla filme baskın çıkar. Öyleyse temsili içeriğin işlevi filmik bir illüzyon yaratmaktır. İzleyiciyi temsili içeriğe duyarlı [sensitive] kılmak ve bu yolla uyarmaktır [stimulate]. Temsili içerik bu açıdan anti-filmiktir.
5. Dolayısıyla filmin geleneksel anlamda bir içeriği yoktur. Filmin içeriği olsa olsa imge-ses çifti, zaman-mekân ve hareket ve en nihayetinde de ışıktır. Ve aynı zamanda bütün bu bileşenlerin bir varyasyonudur. Kısacası filmin içeriği formdur. Form, film söz konusu olduğunda tek içeriktir.
6. Yapısal film, içeriğin basbayağı form olduğu herhangi bir filmdir. Denebilir ki yapısal film, dosdoğru filmdir. Yani işlevi ne bir anlatı ne bir belge ne de bir gösteren [signifier] vesaire oluşturmaktır. Yapısal film film olarak filmdir. Ve bu açıdan yani filmik anlamda anti-illüzyonisttir.
7. Zira yapısal film filmik materyalin yani kaydedilmiş olan şeyin dolaylı bir duyumsanışını mümkün kılacak her türlü işlemi film yapım sürecinden olabildiğince çıkarır. Yani film yapım sürecini saflaştırır. Bir bakıma, onun gizemini çözmeye [demystification] çalışır.
8. Ama form, katıksız filmik zaman-mekân yani kaba kayıt da değildir. Böyle olsaydı, her film görsel-işitsel bir belgeden fazlası olmazdı. Ve hiçbir film belgesel işlevin ötesine de geçemezdi. Gerçi film, üzerinde oynanmadan, diyelim ki post-prodüksiyon sürecinden geçmeden dahi gerçekliği belirli bir düzeyde manipüle eder. Denebilir ki kamera gerçekliği işler [process]. Fiziksel zaman-mekânı filmik zaman-mekâna dönüştürür. Fakat bu, filmin formundan çok onun olabilirlik koşullarıyla ilgilidir. Filmi mümkün kılan enstrümantal koşullar, belli ki olsa olsa ham forma delalet eder ki bu da olduğu hâliyle bir illüzyon, temsili bir gerçekliktir.
9. Asıl form, yapısal film söz konusu olduğunda ham kayıt üzerinde ve üzerinden gerçekleştirilen formel operasyonlar bütünüdür. Yani form filmik müdahalelerin ta kendisidir. Dolayısıyla yapısal film ne doğrudan doğruya belgeler ne de kabaca temsil eder, ama deneyler. Yapısal filmin sunduğu dolaysız filmik deneyimdir.
10. Yapısal film anti-illüzyonisttir, çünkü izleyiciyi film izlediğinin bilincinde kılar. Ve durmaksızın bu bilinçte tutar. Yani filmik illüzyonu sürekli kırar. İzleyici filmi basitçe film olarak duyumsar. İçerik aracılığıyla formu değil form aracılığıyla içeriği sezer. Kısacası içerik form olarak algılanır. Film artık şunu ya da bunu değil kendini, formunu ifade eder. Yapısal film izleyiciyi salt formun farkında ve ona duyarlı kılan filmdir.
11. Buna mukabil form stil değildir. Form yalın düşünceyken stil, düstur [code] hâline gelmiş düşüncedir. Yapısal filmin ürettiği stil değil formdur. Yapısal film zaman-mekânsal yapıları kurmak, bozmak ve yeniden kurmak suretiyle düşünen formlar üretir. Kısacası filmik olaylar yaratır. Örneğin bir zoom, bir odayı baştan başa, usulca katedebilir (Wavelength). Ya da bir tripod yeri ve göğü boylu boyunca, kesintisizce tarayabilir (La Région Centrale). Bir koridoru atlamalarla [jump cut] bir ileri bir geri, boydan boya arşınlamak pek tabii mümkündür (Serene Velocity). Ama mekândan mekâna sıçramak, mekâna anlık bakışlar atmak da bir o kadar olasıdır (Blind White Duration). Keza bir mekânın imgeleri farklılaşa farklılaşa, üst üste binerek, renklerini ve dokularını değiştirip dönüştürerek, muhtelif sıçramalarla yani çeşitlene çeşitlene devridaim edebilir (Artificial Light). Ve en nihayetinde mekân parçalara ayrılmak suretiyle zamana yayılabilir, mekânsal koordinatlar belirsizleşebilir, mekân duygusu zamana büsbütün tabi olabilir (Zorns Lemma). Bu ve benzeri yollarla yapısal film zaman-mekânsal alımlamayı genişletir.
12. Nitekim yapısal film, tıpkı müziksel bir doğaçlama gibi, ancak bütünlüğünde yani baştan sona ve kesintisizce deneyimlenmesi hâlinde formunu tam anlamıyla açığa vurur. Yani yapısal film, izleme deneyimini de her geçen an, tekrar ve tekrar kurar. Başka bir deyişle, bu raddede izleme faaliyetinin ta kendisinin bilhassa kurulduğu ve yeniden kurulduğu söylenebilir. Yapısal film salt izlenen değil izlene izlene formunu açığa çıkaran, oluşturan yani zamansal anlamda açılmak [unfolding] suretiyle kendisini var eden filmdir.
13. Böylelikle film izleme faaliyeti algısal ve duyumsal anlamda dönüştürücü bir hâl alır. Yani izleyici izlediği şeyi basitçe görmeye değil izlediği şey aracılığıyla görmeye başlar. Diyelim ki görmeyi öğrenir. Ve tabii yeniden öğrenir. Yapısal film, görmeyi ve tabii ki bir yandan da izlemeyi pasif değil aktif bir uğraş olarak kavrar. Görüleni değil ama görmeyi [vision] dönüştürür. Kısacası yeni bir göz, yeni bir bakış önerir.
14. Ve bu noktada film ve film izleme faaliyeti iç içe geçer. Film izleyeni başka bir şekilde görmeye iter, zorlar. Ama izleyen de filmi izleye izleye kendine has bir bakış edinir. Film, izleyenin bakışını kuruyorsa izleyen de bakışıyla filmi kurar. Herkes aynı filmi izlese de hiç kimsenin aynı filmi görmemesi bundandır. Denebilir ki görme duyusu mutlak surette verili değildir. O da diğer her şey gibi kurulur. Ve kurulduğu kadar, yani bir o kadar, kurucudur.
15. Film özünde ne belgesel ne anlatısal ne de göstergesel bir mecradır. Filmin yegâne işlevi pedagojiktir. Film, zaman-mekân ve hareketi farklı farklı şekilde duymayı [sense] öğretir.
