Pazar Sekmeleri:
Nick Land
- Nick Land’in basitçe İngiliz bir filozof olduğu söylenebilirdi belki. Ama ne onu bir ırka bağlamak ne de onun, boomeresque bir ifadeyle, “filozof” olduğunu söylemek makul gibi gözüküyor. Kendi hayatını da kapsayan zaman aralığında bütün kültürlerin ve dolayısıyla ırkların çarpazlama bir şekilde iç içe geçtiğini, birbirinden ayırt edilemez derecede birbirine sindiğini, tesir ettiğini, birbirinde eridiğini, çözündüğünü savunan ve ayrıca felsefe denen şeyin bilgiyi artırmaktan ziyade belki de bilinmezliği çoğalttığını, bilgisizliği körüklediğini, harladığını düşünen, öne süren, iddia eden bir insanın “İngiliz bir filozof” olduğunu söylemek, en amiyane tabirle, abes olabilir yalnızca. Land bir filozofsa eğer, yalnızca Nietzscheci anlamda böyledir ki o, bugün için değil yarın için düşünüp yazmıştır (yani düşüncesi zamansızdır, zamanına “yabancı”dır). Land’in düşüncesinin, tıpkı Friedrich Nietzsche’nin Güç İstenci’nde kendi düşüncesi için söylediği gibi, “geleceğin labirenti”nin neredeyse tamamını arşınladığı, karış karış dolaştığı, parsel parsel (yoksa –bir bakıma geleceğin labirenti reel değil dijital olduğundan– piksel piksel mi demeliydik?) tavaf ettiği ve bu labirentte kaybolduğu söylenebilir. Land, tıpkı vakti zamanında Jean Baudrillard’ın ve günümüzde de Reza Negarestani’nin olduğu gibi, bir theory-fiction’cıdır. Bugün üzerine değil bugün üzerinden düşünür ve düşüncesinin nesnesi de dün üzerinden bugün değil bugün üzerinden yarındır (J.G. Ballard’ın bir zamanlar sözünü ettiği gibi, artık son otuz yılı değil önümüzdeki beş dakikayı düşünme zamanıdır). Land –hâlâ sol boyutunda yer almasa da– ilkin bir ivmecidir (Sol tandanslı ivmeciliğin ve hatta ivmecilik [accelerationism] denen şeyin –bir ekol mü, bir okul mu, bir sistem mi, bir program mı, ne olduğu bile tam belli olmayan bir düşünün [thought]– tamamının en radikal temsilcisi ve the figürüdür). Hâlihazırda içinde bulunan siyasal-iktisadi sistemden, kapitalizmden kurtuluşun (veya kapitalistik kurtuluşun) –bu sistemden herhangi bir “sosyalist çıkış” olduğuna yalnızca tarih bilgisi görece kıt olanların inandığı bir çağda yaşadığımızı da hiç mi hiç unutmadan– ancak ve ancak yine kapitalizm aracılığıyla sağlanmış sermaye artırımına dayalı teknolojik zeminin ve dolayısıyla bu zemin üzerinde ve üzerinden yürütülen, yürürlükte olan gelişkin dinamiklerin ve yapıların daha da yoğunlaştırılmasından, ucuna itilmesinden, varabileceği son noktaya dek –bu nokta total yıkıma karşılık gelse, tekabül etse dahi– izlenmesinden geçtiğini savunur (Land’inki, ilksel hâlinde, kesinlikle karanlık bir ivmeciliktir, daha da ileri gidip onun bir “nihilist sibernetisyen” olduğunu söylemek lazım belki de). İşte tam da bu nedenle her türden Marksistin –bilhassa da ortodoksların– gözünde safkan bir nihilist, her türden muhafazakârın –bilhassa da liberallerin– gözünde ise katıksız bir baş belasıdır Land. Avam için ise –ki avamın gözünde her şeyin yazgısı aşağı yukarı aynıdır zaten– ne dediği bile anlaşılmayan bir delidir. Ama ne dediğinin anlaşılması da hiç mi hiç gerekmez. Çok az düşünüre “kısmet olan” (blessed by the hyperstitional vortex) bir “niteliğe” sahiptir çünkü Land. Onun düşünceleri anlaşılmak için değildir, hatta düşünülmek için bile değildir. Onun düşünceleri, –bir bakıma “olacak olan”ların yazınsal edimini imlediğinden ötürü– gerçekliğin muhtemel gerçekleşme şeklinin detaylı bir tarifidir ve dolayısıyla yaşanmak içindir (Land’in fütüristik bir natüralizmi, cyberpunkish bir Flaubertciliği, cybernetic bir Zolacılığı vardır). Bu düşünce spekülatif olarak reeldir. Land’i Nostradamus gibi okumak gerekir.
- Land’in bir tür siber-Nostradamus olduğunu başlı başına kanıtlayan, geleceğin savaşının bakteriyel ve virütik yani biyolojik olacağını açık açık belirten, SARS, kuş gribi, domuz gribi, MERS, Ebola, Zika tipi kitlesel çapta etkili ve ölümcül olmuş virüslerin ve tabii ki COVID-19’un nasıl da “politik” bir boyutu olacağını dile ta 90’ların başında getiren en temel ve kanonik metni için bkz. “Meltdown”. (Global iletişim virütik olduğu oranda, global etkileşimin negatif boyutu olan savaş da tabii ki virütik olacaktı. İçerik, her zaman olduğu gibi, biçimi izler zira. Semiyolojik analizin ötesine geçip viroteknik incelemeler yapmamız gerek dolayısıyla. Körfez Savaşı, Baudrillard’ın da vakti zamanında ima ettiği gibi, belki de –tabii ki televizüel bir savaş olan Vietnam Savaşından sonra– ilk virütik “sıcak savaş”tı. War watched in comfort.)
- Land’in düşünsel olarak en aktif olduğu dönemde yazmış olduğu, Ccru: Writings 1997-2003’le birlikte ivmeciliğin bible’larından biri olarak görülen, “Meltdown”, “Kant, Capital, and the Prohibition of Incest”, “Circuitries” ve benzeri hiper-kanonik metinlerini de içerisinde barındıran, 1987 ila 2007 yılları arasında yazılmış Land metinlerini derleyip toplayan Fanged Noumena: Collected Writings 1987-2007, belki de Land’in en temel kitabı. Landci ivmeciliğin –nihilistik ivmeciliğin, diyelim ki n/acc’ın– doğrudan doğruya temellerini atan metinlerin tamamına yakını da bu kitapta bulunuyor (“İvmecilik hâlihazırda nihilisttir” diyenlere auto answer: Nihilizmin hâlihazırda ivmeci olmadığı ne malum?). (Bu kitabın bir Türkçe çevirisi ise ne yazık ki hâlâ yok. Memlekette İngilizce bilen olmadığı için değil, bu metinleri çevirecek felsefe eğitimi ve vizyonu Türkiye’de hiç mi hiç bulunmadığı için. Hâlâ inatla, ısrarla, usanmadan ve tabii ki dünyadaki temelli ve kapsamlı politik paradigma değişikliğinden habersizce Jean-Paul Sartre okunan ve felsefeciliğin bir felsefeci seçip onu distribütörü olmaktan ibaret olduğu bir memleketten ancak bu kadarı beklenebilirdi zaten… Ama neyse ki “Meltdown”un, Akın Aşkınoğlu sağ olsun, bir Türkçe çevirisi var artık: “Erime”.)
- The Thirst for Annihilation: Georges Bataille and Virulent Nihilism ise hem Land’in “hiççiliğini” hem de Georges Bataille’ın “felsefe”sini daha derinlemesine kavramak için temel bir kaynak. Ayrıca Land’i yalnızca “ivmeciliğin godfather’ı” olarak konumlandıranlara karşı da felsefi (ya da dilerseniz “anti-felsefi”) bir antidot bu kitap tabii ki. Ana metninden anekdotlarına dek kökten ve köklemesine Nietzscheci bir kitap söz konusu olan. (Kitaptan bir alıntı: “Space echoes like an immense tomb, yet the stars still burn. Why does the sun take so long to die?” Samuel Beckett’la birlikte “dünyanın en bitik adamı şampiyonası”nda –bitik kavramını tamamen Deleuzecü bir bağlamda kullanıyoruz tabii ki– başı çeken Emil Cioran’ın yazıp yazabileceği herhangi bir şeyden daha poetik, derinlemesine karanlık, zift gibi, ağlak değil eli kanlı bir şekilde patetik, toksik kitaptaki bu kısım. Cioran’ın Tears and Saints’indense Ulrike Meinhof’un “Napalm and Pudding”ini okumayı tercih etmeli… Felsefi terörizm neredeyse her zaman için dini asketizme yeğdir… Hırçın, hoyrat, haşin ama en önemlisi de hin bir provokasyon, melankoli zehrinin her daim panzehiridir…)
- Land’in epey tartışılmış sağ kanat ivmeciliğinin temel metni için ise bkz. The Dark Enlightenment. (Bu metin üzerine pek bir şey söylememeyi, yorum yapmamayı tercih edeceğiz. Metnin adı –metnin “malum” içeriğinden ötürü– Endarkenment olsa daha “doğru” olurdu ama, onu söylemeden de geçemeyeceğiz. Ayrıca, Land’in solcu versiyonu ile sağcı versiyonunu Chill Land ile Vill La[i]nd olarak ayıran ve bu versiyonlar arasındaki farkları saçmaca betimleyen ama ne kadar saçma olursa olsun haklı ve hakkaniyetli olan bir meme’e de bakmakta yarar var bu bağlamda.) Danger zone: Sağ kanat ivmecilerin bir “eylem planı” olarak sıklıkla savunduğu politik değişimi “hızlandırmak” için üst profildeki kimselerin suikastının gerçekleştirilmesi düşüncesi kesinkes yeni bir söylem değil. William S. Burroughs bunu ta 70’lerde, The Revised Boy Scout Manual adlı kitabında –Brion Gysin’dan ilhamla– öne sürmüş ve türlü implikasyonlarını ve yaratabileceği muhtemel bilançoları söz konusu etmişti ve hatta daha o söz konusu etmeden bile bu düzenli olarak uygulanan, devlet ve dolayısıyla hükumet destekli bir pratikti.
- Reader’dan metin okumayı sevenler için bir Nick Land reader’ı: A Nick Land Reader: Selected Writings. (Bu reader’ın çoğu vasat reader’a göre anlamlı olmasının nedeni, Land’in hâlihazırda neredeyse hep müstakil metinler yazmış olması dolayısıyla metinlerinin derlenmeye müsait bulunması –tabii ki Land’in corpus’unun, ouvre’sinin bir bütünlüğü olmadığını iddia etmiyoruz, bu ayrı bir konu– ve bu derlemenin Land’in hem sol hem de sağ tandanslı ivmeci metinlerini içermesi, kapsaması ve böylelikle de Land’in düşüncesindeki “epistemolojik kopuş”u ister istemez, ayrıca resmetmesi. Bu derlemeyi yapanlar da kayda değer tabii: Robin Mackay ve Mark Fisher.)
- Land’in H. P. Lovecraft etkilenimli –terimi baş aşağı çevirerek anlamlandıralım– theory-fiction değil fiction-theory kitapları: Phyl-Undhu: Abstract Horror, Exterminator ve Chasm. (Land’in metinlerinin bir tür kelime dağarcığı orjisi olduğu düşünülürse, bu tipte “edebi” metinlerinin “felsefi” metinlerinin bir artığı –tabii ki “artık değer” babında– olduğu düşünülebilir. Zaten felsefe ile edebiyat da, son kertede, öyle şap diye ayrılamaz. Milan Kundera, Nietzsche’nin felsefeci olmak için fazla edebi, Robert Musil’in de edebiyatçı olmak için fazla felsefi olduğunu söylemişti vakti zamanında. Biz de diyoruz ki, Land felsefeci olmak için yeterince edebidir, edebiyatçı olmak için de yeterince felsefi. Edebiyat ile felsefe ilişkisi özelinde okunabilecek en iyi çalışmalardan biri için ise ayrıca bkz. Zeynep Talay Turner’ın Philosophy, Literature, and the Dissolution of the Subject: Nietzsche, Musil, Atay’ı.)
- Landci düşünceye hıphızlı ve direkt bir giriş için okunması gereken metin kesinkes belli diğer taraftan: “A Quick-and-Dirty Introduction to Accelerationism”. (Land’in, ivmeciliğin retrospektif ve prospektif –bilhassa da prospektif– bir tahlilini yaptığı bir metin olması bakımından da pek değerli bir metin bu. Ve Land’in çoğu metnine kıyasla hem okunabilir hem de kıpkısa, fakat her şeyden önemlisi özlü yani az ama öz bir içeriği var. O nedenle de Land’in düşüncesine en doğrudan, dolaysız girizgâh bu. Tabii ki ivmeciliğe dair kısa bir googling’in ardından… Okunan şeyin uçluğu ve uçukluğu karşısında dumura uğranmasın diye…)
- Kapitalizmin nihai ereğinin yapay zekâ üretiminde (ve tabii ki machine learning’te) olduğunu iddia ve ifade ettiği, “Capitalism as AI” fikrini ayrıntılandırdığı bir konuşmasının videosu var Land’in. (Yapay zekâ denen şeyi kendinden menkul ve salt olumsal bir fenomen olarak alan bilimkurgu enthusiast’ları, tıpkı tüm hareketli görüntü teknolojileri –televizyon, film, video ve benzerleri– gibi yapay zekânın da kapitalizm olmasa hiç mi hiç var olamayacağını zira yapay zekânın sermayenin kendi kendini billurlaştırma eğiliminin, sermaye denen şeyin ve onun kendiliğinden hareketli bir biçimde “sabitleşme”ye yönelik özsel tandansının, diğer bir deyişle sabit sermayenin paragon’u yani mükemmel hâli olduğunu anlamalılar artık. Sosyalist sinema diye bir şey nasıl yoksa ve asla olmayacaksa, kapitalist olmayan bir yapay zekâ da yoktur ve asla da olmayacak. Yapay zekâ insandışıysa bu, sermayenin son raddede insanı dışlamasından, insanı gelişiminin bir aracı ve aracısından fazlası olarak görmemesinden ve gelişimini tamamladığında da insana ihtiyacı kalmayacak olmasındandır ki bu da teknik bazlı determinizmin motoru olan sermayenin teknolojik tekilliğe zorunlu evriminin bir diğer ifadesidir. Şunu bir kenara yazmalı: Kendini sürekli otomize etmeye çalışan ve son kertede salt otonomlaşmak yani otokinetik hâle gelmek için uğraşan sermayenin non plus ultra’sıdır yapay zekâ, başka da bir şey değildir. Sanayi safhasını çoktan geride bırakıp bilişsel fazına geçmiş sermayenin mutlak ereğidir, o kadar.)
- Lineer olmayan zaman anlayışının ve buna bağlı olarak öklidyen olmayan mekân kavrayışının yer yer simülasyon hipotezi bağlamında tartışıldığı bir Land konuşmasının video kesiti de erişime açık ayrıca. (Zamanı artık kronik değil anakronik algılayan ve duyumsayan ve hatta buna göre eyleyen bilgisayım bazlı zihinlerin düşünselliğinin baskınlaştığı bir çağda, transkültürel bir epoch’ta zamanı olağandışı bir şekilde yeniden kavramsallaştırmak gerekiyor kuşkusuz. Land’in bu konuşmasında altını çizdiği en temel şey şu: Zaman her zaman için belirli bir “şekilde” duyulur [sense] ve o şekil –mekânın zamanı değil zamanın mekânı– zamanı nasıl yoğurup işliyorsa zaman duyusu da bilhassa ona göre değişip dönüşür. Zaman bir yapı olarak sabit, bir biçim olarak ise hareketlidir. Zamanı farklı bir form altında, tipik değil atipik bir şekilde duyuran bir mecra –mesela televizyon ya da internet– zamanı duyuşumuzu da dolaylı olarak –bu mecraların hâlihazırda zamanı “dolaylama”sıdır bunun nedeni– biçimlendirir. Bu bağlamda temel soru ve sorun, sorunsal ise şudur: Zaman mı teknolojide gerçekleşir, yoksa teknoloji mi zamanda? Gerçi bu tip bir “problem” ortaya atılabiliyorsa, artık teknolojinin zamanda değil zamanın teknolojide gerçekleştiği de, teknoloji “dolayım”ıyla modüle ve modifiye olduğu da pek tabii söylenebilir; zira belirli bir çağın problemleri her zaman için o çağın etrafını kaplayan saydam ve uçucu haleden, zeitgeist’tan, tinsel zamansallıktan ileri gelir. Land’in zaman kavramını –kelimenin hem düz hem de mecaz anlamında– kompleks bir şekilde yeniden tanımladığı ve ancak 21. yüzyıl Çin’inde yazılabilecek kitabı için ayrıca bkz. Templexity: Disordered Loops through Shanghai Time.)
- Land’in özelinde güncel politikada genelinde ise postmodern (yoksa neo-modern, ultra-modern, off-modern, hyper-modern, meta-modern, supra-modern vesaire mi?) dünyada ivmeciliğin yeriyle ilgili konuştuğu bir podcast YouTube’da bulunabiliyor: “Ideology, Intelligence, and Capital with Nick Land”. (Land’in alt-right ve alt-left’le –politik doğruculuk, üçüncü ve dördüncü dalga feminizm, veganizm, Neo-Marksizm ve benzerleri– ilgili fikirlerinin bir kısmına da bu podcast’e kulak misafiri olarak ulaşmak mümkün.)
- Yine Land tarafından yapılmış (yoksa tasarlanmış mı?) olan ve “Meltdown” metnine –hem görsel hem de yazınsal bağlamda– dayanan bir video da mevcut: Meltdown. (Bu videonun mekanik sesselliği ve bindirmelerle [superimposition] kurulmuş görselliği kaynağında yer alan, baz aldığı metni görsel-işitsel olarak temsil eder nitelikte bir bakıma. Bu metnin kendisi, ifadesel düzeyde aşırı metamorfik –keskin yani kesmeye [cut] dayalı değil başkaşımsal geçişleri var içinde barındırdığı ifadeler arasında– ve zaman atlamalı (ya da hayır, zaman dönüşmeli) –metnin ilk paragraflarını düşünün– olmasından dolayı, video olmayı talep ediyor gibi zaten. Ancak videotik yollarla yansıtılabilecek bir içeriği var yani metnin. Paragrafları –[[ ]]– videotik birer modülasyon (ve hatta mutasyon) gibi işlerlik gösteriyor. Videofied –remixed and superimposed– textuality.)
- Land’in kendi icadı olan, batıl inanç denen şeyin yani superstition’ın ötesinde –fakat karşısında değil– konumlanan bir inanç biçimini, itikat formunu tanımlamak için kullandığı bir kavram var: Hyperstition. Land’in, bu kavramın doğrudan doğruya tanımını yaptığı ve türlü içerimini dillendirdiği bir röportaj da el altında hâlihazırda. (Bu kavram basitçe, nesnesini realize etmeye kadir ve muktedir olan inancı tanımlar nitelikte. Kısacası, superstition’ın aksine hyperstition’ının nesne olarak aldığı şeyler gerçeklik dediğimiz, özünde her daim müphem kalan ve “ne olacağı” belirsiz olan şeyde edimselleşme olanağını haiz bir doğaya sahip oluyor. Örneğin internet ve uzay yolculuğu birer hyperstitional nesne olarak görülebilir rahatlıkla, ahiret ve inayet ise –bizim gerçeklik dediğimiz şeyi yadsımaları itibarıyla doğaları ve tanımları gereği gerçeklikte ulaşılamaz olmalarından ötürü– birer superstitional nesnedir mesela. Ama eğer ki bu hyperstitional nesneler etrafında anlatılar kurup bunların gerçekleşmesini içten içe istemeseydik ve bu isteğin kolektif bir hype yaratmasına –başat olarak türlü görsel-işitsel mecranın kullanımı aracılığıyla yani bu mecraların sağladığı pozitif geri besleme döngülerinin [positive feedback loop] dolayımıyla– olanak tanımasaydık, bu “nesne”lerin ya da dilerseniz “hipernesne”lerin var olması da mümkün olmazdı ki hyperstition’ın söz konusu ettiği şey de bu realizasyon işleminin mümkünatı, virtüelden aktüele bu “nesnel geçiş”in, imgeselden reele bu “objektif emigrasyon”un imkânı zaten. O hâlde basitçe şunu söyleyebiliriz: Hyperstition superstition’dan bir şeyi nesne olarak alışıyla değil, nesne olarak aldığı şeyin realize edilebilirliğiyle ayrılıyor. Superstition söz konusu olduğunda kurgu ile gerçek arasında hâlâ bir ayrım var ki zaten superstition da bu ayrıma dayanıyor ve onda temelleniyor. Hyperstition ise başka bir şekilde çalışıyor: Hyperstitional bir perspektiften bakıldığında hâlihazırda kısmen –bugün ise neredeyse tamamen– kurgusal bir gerçeklikte yaşıyoruz, gerçekliğimizin dokusunu oluşturan ve gözeneklerini dolduran şeyin kendisi kurgusallık. Ama tabii ki bu iki “inanç biçimi” arasında ayrım yapabilmek de ancak retrospektif olarak mümkün ve anlamlı. Ne zaman ki superstitional object’ler tanımsal olarak “doyma noktası”na ulaşıyor yani rahatlıkla tanımlanabiliyor [identify], hyperstitional object’ler onlardan, itikadın realize edilebilir birer nesnesi olarak, ayrılıyor. The end of explication.)
- Günümüze dosdoğru “dokunan” bir anekdotu da paylaşmak gerek: Toplumsal, kurumsal ve bilgisayımsal yapıların benzer bir örüntüyle örülmekte olduğunu, bu örüntünün de dikeyliğe değil yataylığa delalet ettiğini, bir ağı –bir bakıma interneti– andırdığını, diyelim ki –kökü ve kökeni geriye doğru izlenemediği ve çaprazlama bağlantılarla işlendiği [process] için– rizomu model olarak aldığını yani rizomatikliğe sahip bulunduğunu iddia eden, bütün bu üst-yapıların –kesinlikle Marksist olmayan bir anlamda kullanıyoruz terimi, maazallah– üstten alta değil alttan üste doğru işletileceğini yani bu yapıların parçası olduğu sistemin hiyerarşik değil –merkezi olmaması babında– anarşik olacağını, bu sistemin yapısının da merkezi olmayan paralel bir yapıya göndereceğini [referment] iddia etmişti Land, 90’ların siber-fütürizmini harikulade bir şekilde yansıtan Visions of Heaven and Hell adlı müthiş bir belgeselde. (Bugün tam da Land’in öngördüğü bir sistemin içerisinde yaşıyoruz gerçekten. Zihnimiz bile bir tür internet gibi çalışıyor ki internete duyduğumuz bu küresel ilginin nedeni de belki de zihnimizin çalışma şekline en uygun mecranın internet olmasıdır, kim bilir. Bullet’larla kurulup kurgulanmış bu metin dahi internet olmasa var olamayacaktı mesela, en basitinden bu söylenebilir. Bu “metin” bir text değil, bir hypertext. Bir “tema” olarak Land’i üstkodluyor [overcoding]. Böylelikle internet de, Land özelinde, kendi örgülerini kendi üstüne kıvırmış oluyor ve kıvrık bir hâlde bulunuyor. Land, folded.)
- Land’i new age’in başat felsefi yönelimi olan inhumanism’in öncüsü olarak konumlandıran ve onun erken dönem düşünsel gelişimini bütünlüklü olarak ele alan bir metin için bkz. Robin Mackay’in “Nick Land: An Experiment in Inhumanism”i. (Bu metin kişisel tanıklıklara dayandığından, perspektifinin biricikliği itibarıyla ayrı bir değeri de haiz.)
- Bir felsefeci olarak Land’i ele alan bütünlüklü tek kitap: A Methodology of Possession: On the Philosophy of Nick Land. (Nick Land “Meltdown”da der ki, “Garbage time is running out.” Bu kitap da diyor ki, “Garbage time never ends.”)
- Land’in birçok metninden alıntıların (ve ayrıca Land’in fikirleri üzerine olan kimi metinlerden alıntıların) derlendiği bir kaynak da mevcut. (Land’in metinleri pek sek olduğundan yani aşağı yukarı her bir cümleleri –tıpkı Camille Paglia’nın metinlerinde olduğu gibi– “vurucu” bir nitelik taşıdığından, alıntılanmaları da çok kolay ve alıntılanıyorlar da zaten, sıklıkla. Dolayısıyla bu kaynak, Land özelinde istifade edilmesi –metinlerinin kurulum şeklinden, yapısal üslubundan ötürü– makul de bir kaynak. Metinlerini bir tür alıntı cümbüşü hâline getirmiş ve aşırı alıntısal yazan –burada kasıt, alıntılanmaya müsait olma hâli– bir felsefecinin metinlerindeki pasajların derlenmesinden daha “normal” ne olabilir?)
- DeleuzeoGuattariyen Land’den neo-reaksiyoner Land’e dek –fakat bu iki absürt uç arasında kronolojik olarak hareket etmeksizin– Land düşüncesini özetleyen, felsefeci Land’i yalnızca çağını diagnostik olarak ele alan değil aynı zamanda çağının başlı başına semptomatik bir örneği olarak gören bir metin yazmış McKenzie Wark: “On Land”. (Bu metnin ehemmiyetli bir metin olmasının ana nedeni, Land’in metinlerini ve düşüncesini tarihsel bir bağlama oturtması. Land’in düşüncesinin tarihi koşullarla nasıl formüle ve reformüle olduğunu göstermesi yani.)
- Land’e adanmış olan, 90’ların underground elektronik müzik sahnesinden isimlerin parçalarıyla dolu bir playlist de söz (ya da hayır, ses) konusu. (IDM, darkside, jungle, drum & bass, techno ve benzeri türde müziklerle dolu, erken dönem ivmeciliğin sonik dünyasını yansıtan bir müzik listesi bu.)
- Land’in bir Ekşi Sözlük sayfası da var. Hatta kendisi için “İngiltere’nin gelmiş geçmiş en iyisi felsefecisidir” denmiş (ve David Hume’un hakkı çok ama çok ağır bir şekilde yenmiş). (Söz konusu sayfadaki “bakınız”dan bir kesit: “Üşüyoruz Outsideness reis.”)
- Tabii ki bkz. Land’in Twitter hesabı: Outsideness. (Ekseriyetle provokatif paylaşımları oluyor Land’in bu hesapta. Genellikle alt-left’çilere eleştirel bir şekilde yaklaşıyor; yani üçüncü ve dördüncü dalga feministlere, trans aktivistlere, ortodoks ve heterodoks Marksistlere, veganlara ve benzeri, içerisinde en az alt-right’çılar kadar farklı tipte insan barındıran gruplara. Joe Rogan’ın konuklarıyla birlikte en amiyane tabirle circle jerk yaptığı podcast’i Joe Rogan Experience’ın Spotify’da yayında olmasını protesto etmek için Spotify’dan “müziğini” kaldırtan Neil Young’a “saldırısı” ise (bir “Twitter numunesi” olarak) kayda değer “Outsideness reis”in: “Greatest living Canadian comedian: Neil Young.”)
- Ve tabii ki yine bkz. Land’in blog’u: Zero Philosophy. (Güncel metinlerini bu adreste derleyip topluyor Land. Bu adreste kabbalah’dan ve horror fiction’dan mülhem “ezoterik nihilizm”inin tanıtımını güncel siyasi ahvale (de) –Franco Berardi olsa “politik psikosfer” ya da “nihilistik infosfer” derdi buna– dokunan türlü metni aracılığıyla yapıyor.)
- Serhat Yenisan’ın Manifold’da yayınlanmış bir yazısı da var ki Türkçede en çok Land alıntılama rekorunu (usulca) kırmış bulunuyor: “Kullanım Değeri Olarak Bok”. (Yenisan’ın, tıpkı Dolce & Gabbana gibi, “kendi payına Marksist” kaldığını söylemek mümkünse de, her şeyi Marx’tan bekleyen bir Marksizm –also known as “Türk Marksizmi”– değil onunki, Marx’ı bir tür baz referans olarak alıyor olsa olsa.)
- Land’in üç farklı “deneme”sinin “şiirsel” bulunup yerleştirildiği bir şiir sitesi bile var öte yandan. (“Meltdown” şiir midir bilinmez, ama “KataςoniX” kesinlikle şiir olarak düşünülebilir.)
- Modernitenin göstergelerin hâkimiyetine vakfettiği, teslim ettiği her şeyin –bildiğimiz anlamda “her şey”in– postmodernite tarafından virüs yoluyla bozulduğunu, bozguna uğratıldığını ileri süren, diğer bir deyişle semiyotiğin virotekniğe göçüşünün, evrilişinin –ki bu ekstatik hicret maddi evrenden dijital evrene geçişi imler tastamam– kaydını dili de virütikleştirerek tutan –içeriğini biçiminde dışavuran, içten patlamalı bir şekilde tasarlanan– bir metni de (ve bu metnin çevirisi de) var ki Land’in, yazı denen şeyin kendisini otomatize edip olabilecek en soyut anlamda –metnini bir tür işlemsel abstract machine gibi kurup kurgulaması dolayısıyla– viral bir hâle getiriyor; yazıyı basbayağı dijital bir kodeks olarak, dijitalin dilini konuşan bir kod olarak –tabii ki “noktalama”yı dilötesi [paralinguistic] kılarak aslında– işliyor (“Hypervirus”): “(( (( ) ( ) ( )) (( )) ( )) ((( ) ( ))) (( ( (( ) ((( ))) (((( ) ( )) ( )) ( ( ))) (((( ) (( )) ((( ) ((() ) ) (( ) ) ))) ( (( ) ))) ( (( ) () ( ))) ( ( ) )) ( (( ) ) ( ( ( ( ) Zero program.)” Gilles Deleuze olsa ne mi derdi buna? “Teknosingüler sabuklama.” Herman Melville’i mezarında ters döndürmek pahasına: OutLandish. (Her felsefeci her felsefeciyi Karl Marx gibi “ayakları üstüne oturtmak” zorunda değil. Bazıları kanın beynine gitmesini sever ve bu bazen sağlıklıdır da.)
- Son olarak, l/acc Land okumaktan beyni yanan ve r/acc Land okumaktan bitap düşenlere tavsiye olarak c/acc Land’i yani crypto’cu-ivmeci Landciliği önermek gerek. (Land bağlamı haricindeki “gurme ivmecilik” önerisi ise u/acc yani her türlü sözüm ona pozitif olan ve yine sözde ilerici “politik eylemi” yadsıyan unconditional accelerationism olurdu herhalde.) Blockchain teknolojisi ve buna bağlı olarak kripto para üzerine yazmış olduğu, dijital finansın patafiziksel –hâlâ metafizikten söz edenleri kaale bile almamalı– soyutluğunun yapısal tahlilini yapan, dünyada yine (muhtemelen) ancak bir elin parmağı kadar kişinin okuyabileceği zorlukta ve neredeyse kimsenin hâlihazırda –her ne kadar henüz tamamlanmamış olsa da– yayınlanmış olduğunu dahi bilmediği bir kitabı var Land’in: Crypto-Current: Bitcoin and Philosophy. (Dijital bir para biriminden –bu, psödo-pazarda en revaçta olan yani ekseriyetle alınıp satılan para birimidir sıklıkla– olabilecek en ucuz fiyata pay alıp bu payı yine olabilecek en pahalı fiyata satmaktan başka bir amacı, hedefi, gayesi olmayan “kriptocu”ların –NFT’ciler ise öte yandan, entegre bir siber-cahiliyenin yaratmış olduğu psödo-sanatkârane bir güruhun neredeyse pornografik nitelikteki bir temsili olarak, bu işten gerçekten para kazanan hâlihazırda sermaye sahibi zenginlerin kârını, çıkârını, rantını, nemasını ve “sanatsal menfaat”inin kuvvetini artırmak için işlemsel influence’ı olan elitler tarafından non-fungible token’ın etrafında en amiyane tabirle agresif PR yapmak suretiyle hype yaratarak yoktan piyasa oluşturmak emeli ve muradıyla devreye yapay yollarla ve zorla sokulmuş olan, en kötü hâlde fakir kalmaya ve “umut etmeye”, en iyi hâlde ise keriz silkeleyerek üç kuruş para kazanmaya mahkûm edilmiş dijital birer hype biriminden başka bir şey değildir tabii ki, short cut richness rüyasına hapsolan ve o rüyada yetisel olarak hadım edilen, kendi rüyasının ancak ve ancak kendi aktif ve sürekli başarısızlığıyla, sistematize edilmiş olan devamlı sefaletiyle ayakta kaldığından habersiz, gündemsiz olduğu için gündeme yenik düşen kimselerin, girişimciliğin sisyphos’larının yeni mabetidir yani NFT– neye “alet olduğunu” anlamak için, cryptocurrency’nin içeriğini ve felsefi içerimlerini –her yerde hazır ve nazır olan bir soyutlama olarak paranın zaman-mekândan soyutlanışıyla elde ettiği özsel niteliğin, total mali soyutluğun varlığının, omnipresent monetary hyperobjectionality’nin veçhelerini– kavramak için zaruri bir okuma bu, her ne kadar şimdilik bu okumayı yapmaya pek kimse ilgili gözükmese de.) Land is the Kant of the technosingular age.
{fold içindeki imge: Mark Harrison ve Leanne Klein, Visions of Heaven and Hell, 1994, televizyon filminde Nick Land’in bulunduğu sahneden kesit, kaynak: Il Giornale}batıl inanç, blokzincir, ekonomi, felsefe, hyperstition, internet, ivmecilik (akselerasyonizm), kapitalizm, kripto para, NFT, Nick Land, Pazar Sekmeleri, politika, sermaye, teknoloji, teknolojik tekillik, theory-fiction, Twitter, virüs, yapay zekâ, zaman, zaman-mekân