Kaçıyor belli. Arkasına bakmıyor, kaçıyor. Belki kaçtığı her ne ise görünmüyor da olabilir. O, onun peşinde olduğundan o kadar emindir ki arkasına bakması gerekmiyordur.
Bir dağ yolu. Eski model bir arabası var. Sağa, benzin istasyonuna doğru sapıyor. Benzinci kulübeden çıkıp ona doğru yaklaşıyor. Benzinciye bir şey soruyor. Benzinci yolun kenarına yaklaşıp bir sağ kolunu, bir sol kolunu işaret ederek yolu tarif ediyor. El hareketleriyle bir tepeye tırmanacağını anlatıyor. Sonra birlikte arabanın yanına geliyorlar, depoyu dolduruyor benzinci. Camdan elini çıkartıp sallayarak yola koyuluyor, ardından bakıyor, sonra gözden kaybolunca tekrar kulübeye doğru ilerliyor benzinci ve o da gözden kayboluyor.
Kısa süre sonra ana yoldan ayrılıyor araba, sağa, bir toprak yola sapıyor. Sonrası pek de benzincinin anlattığı kadar karmaşık olmayan yollardan devam ediyor ve tepeye doğru tırmanmaya başlıyor. Araba zorlanıyor, çok yavaş yol alabiliyor. Virajlardan birini dönerken, arabanın tekerleği yolun kenarından taşlar fırlatıyor, küçük, yalnız taşlar onlar, yamaçtan aşağı yuvarlanıyorlar, şikâyet etmeden, arkalarına bile bakmadan.
Tepeye tırmanmak bir hayli vakit alıyor, sonunda bir eve varıyor. Tepede bir ev. Araba toz içinde, vişneçürüğü rengi neredeyse artık pek görünmüyor bile. Arabadan iniyor. Ardında bıraktığı yoldaki toz bulutu yavaşça seyreliyor ve yine yola yatıyor usulca. Elleri belinde etrafına bakınıyor. Tepeden güneşin batışını görmek mümkün. Evin etrafını dolaşıyor. Burası eski bir yangın izleme kulesi. En tepede olduğu için kule gibi olmak zorunda değil. Sadece ikinci katta altıgen planlı, tüm cepheleri pencereli bir bölüm var. Arabanın bagajındaki bir çantanın içini karıştırıyor, bir anahtar çıkartıyor. Kapıya doğru ilerliyor, anahtarı kilide sokuyor, biraz kaygılı çeviriyor, fakat kapı açılıyor. İçeri giriyor. Basit bir ev. Eski merdivenlerden üst kata seyir bölümüne çıkıyor. Buradan önünü, arkasını, sağını, solunu her yeri görebiliyor. Onu kovalayan biri varsa, yaklaşırken görebilir onu da, eğer görünüyorsa tabii.
Arabadan çantalarını içeriye taşıyor, arada pencereleri açıp evi havalandırıyor. Memnun ve rahatlamış görünüyor. Çantalardan birini üst kata çıkartıyor, açıyor ve içinden çıkarttığı, ağırlıklı olarak kitap, defter, kalemleri pencerelerin önünden çepeçevre dönen masaya yerleştiriyor. Bunu büyük bir dikkatle yapıyor. Güneşin battığı yöne göre diğer yönleri hesaplıyor ve belli ki bu yerleşimi de yönlere göre yapıyor. Çantayı boşalttıktan sonra kapatıyor ve arabaya geri götürüyor. Tekrar yukarı çıkıyor ve daha detaylı bir yerleşim yapıyor. Anlaşılan, nasıl bir yere geldiğini önceden biliyor ki son derece planlanmış bir şekilde bu işi tamamlıyor. Bu altıgen planlı yerin ortasından inen döner merdivenden aşağı inip alt kata da yerleşiyor. Boş çanta ve bavulları arabanın bagajına yerleştiriyor. Yapının arka tarafına eklenmiş bir alçak çatılı bölüm var. Geniş iki kapısı var. Onları ardına kadar açıyor, arabayı içeri sokuyor. Kapıları kapatıyor ve eve giriyor.
Ağır ağır akşam oluyor. Çok fazla aramadan odunların yerini buluyor, ocağa birkaç tane yerleştirip yakıyor. Hava serinliyor. Üstüne bir ceket giyip dışarı çıkıyor. Etrafı biraz dolaşıyor. Batı tarafında bir veranda var, orda yere oturuyor. Seyrettiği görüntü ona büyük bir mutluluk veriyor. Kalkıp tezgâhın üstüne bıraktığı kasadan bir parça ekmek ve peynir çıkarıp atıştırıyor. Bir bardağa şarap koyuyor ve verandaya dönüp yere oturuyor. Cebinden küçük bir defter ve neredeyse bitmek üzere bir kurşunkalem çıkarıp birkaç not alıyor. Ellerini başının arkasında birleştirip gözlerini kapatıp arkasına yaslanıyor. Şehirde şu an ne olduğunu merak ediyor.
Şehre yavaş yavaş karanlık çöküyor. Kadın, anahtarı çeviriyor ve eve giriyor. Salondaki abajuru açıyor. Ev sakin ve her zamanki gibi. Sadece abajurun altında bir zarf var, kadının dikkatini çekmiyor bu. Kadın saatine bakıyor, topuklu ayakkabılarından kurtulduğu için mutlu, biraz yorgun. Yağmura rağmen trafikte çok sorun yaşamadığı için de memnun. Bu, büyük bir şans sayılabilir. Mutfak tezgâhının üstündeki şişeyi alıyor, cam kapaklı dolaptan kendine bir kadeh çıkarıyor; mantarın açılma sesi ve kadehe dökülen şarabın sesi. Televizyonu açıyor, haberlerde bir orman yangını var. Kapatıyor.
Kendini koltuğun üzerine bırakıyor. Keyfi yerinde, ancak yorgun. Sessiz ve sakin bir yerde olmayı çok istiyor, tam da şimdi istiyor bunu. Telefonu çalıyor, cevap veriyor. Yüzünde bir tebessüm beliriyor. İşyerindeki bazı ilişkiler, dedikodu sayılabilir cinsten konular hakkında konuşuyorlar telefondakiyle. Biriyle biraz alay ediyorlar, sonra hatta biraz ona üzülüyorlarmış gibi konuşuyorlar, aslında ona yardım etmek istediklerinden bahsediyorlar karşılıklı. O sırada oturduğu yerden hafif eğilerek koridorun sonundaki odaya bakıyor, kapının altından ışık sızıp sızmadığını kontrol ediyor. Eğer ışık varsa, kocası çalışıyor odasında demektir. O zaman daha dikkatli konuşması gerekir. Kocası bu işyeri dedikodu seanslarından her zaman çok şikâyetçidir. Tüm konuşmalarının hep böyle olduğunu, nasıl sıkılmadan bunu sürdürebildiğini merak ediyor kocası, ona çok saçma geliyor bu konuşmalar.
Kocası evde değil, odası karanlık. Kadın biraz rahatlıyor ve konuşmaya devam ediyor. Sonra işle ilgili başka ayrıntıları konuşmaya başlıyorlar: oranlar, fiyatlar, kazanç, hedefler.
Telefonu kapatıyor sonunda ve mutfağa yöneliyor. Dolaptan bir şeyler çıkartıyor, fırının ısısını ayarlıyor. Sonra dolapta alt raflarda eğilip bir şeyler arıyor. Bulamadıklarını duvarda asılı not kâğıdına yazıyor. Bir raftan birkaç kavanoz baharatı tezgâhın üstüne indiriyor.
Sanki topuklu ayakkabılarını çıkartmamış gibi parmak uçlarında yürüyerek yatak odasına gidiyor, biraz zorlanarak dar eteğini çıkartıyor, bluzunu çıkartıyor. Çıkarttıklarını çamaşır sepetine koyarken sepetin nerdeyse ağzına kadar dolu olduğunu fark ediyor. Onları alıp koridordaki çamaşır makinesine götürüyor. Yandaki dolaptan deterjan alıyor, makineye koyarken birkaç damla yere dökülüyor, banyodan kâğıt alıp onu siliyor. Kâğıdı çöpe atmak için mutfağa dönüyor yarı çıplak ve hâlâ parmak uçlarında yürüyerek, o sırada fırının zili çalıyor. Dolaptan çıkarttığı tepsiyi fırına yerleştiriyor, tekrar birtakım ayarlar yapıp başlatıyor ve yatak odasına dönüyor. Dolabında bir şeyler arıyor, bulamıyor, az önce çamaşır makinesine koyduğunu hatırlıyor aradıklarını. Dolaptan çıkarttıklarını geri koyuyor ve farklı bir kompozisyon kurmaya karar veriyor. O sırada çamaşır makinesini çalıştırmadığını hatırlıyor, gidip onu da ayarlayıp çalıştırıyor.
Mutfağın önünden geçerken fırının göstergesine bakıyor, biraz daha vakti olduğunu görüyor, kadehine şarap ekliyor ve gidip kanepeye kendini bırakıyor. Bir yudum alıp kadehini abajurun dibine koyuyor. Ellerini başının arkasında birleştirip arkasına yaslanıyor, gözlerini kapatıyor. Kapalı gözlerinin önünden hırslı rakamlar akıyor. Yüz kaslarının hareketlerinden hırsı okunuyor. Aklından geçen sorunları çözeceğini biliyor, sadece nasıl çözeceğini şu an henüz bilmiyor. Yüzünden dişlerini sıktığı anlaşılıyor. Bunu kendisi de fark ediyor ve gevşemeye karar veriyor. Yüzünde kısa süreli bir rahatlık okunuyor ve hemen kayboluyor. Dayanamıyor, tek gözünü açıp fırının saatine bakıyor, daha vakit var. Gözünü kapatıyor ve yüzünde yine kısa süreli bir rahatlama görünüyor. Rahat değil öte yandan. Sağ elinin işaret parmağıyla başparmağının tırnağının kenarını kaşıyor sürekli. Bunu o kadar sık yapıyor ki belli, parmağının orası neredeyse soyulmuş gibi. Oraya bir şey sürmesi gerektiğini düşünüyor. Fırının zili çalıyor, gözlerini açıyor, kadehine uzanıyor ve zarfı görüyor. Zarfı açıyor, okuyor.