fotoğraf: Emre Özgüder, 2021
Yolcu

Görünce birinin yorgun mu yoksa kafasının mı karışık olduğunu ayırt edebilirsin ya da ikisi bir arada mı? Buna kaygı ve korku eklenmiş bir üçlü de mümkündür. Hatta özlem, aşk eklenmiş bir dörtlüyü, umut, arzu katılmış bir beşliyi de görebilirsin dikkatli bakınca. Dikkatli bakıyorum ve gamı tamamlıyorum; çekingenlik, çaresizlik de var.

Yerine oturuyor nefes nefese; belli ki yetişmesi kolay olmadı. Çantası kucağında, kafasını arkaya yaslıyor, bu kadarını başarmış olmaktan bile fazlasıyla mutlu. Kendini alamıyor aksinin sonuçlarını düşünmeye devam etmekten. Sakinleşiyor, çantasını yerleştiriyor. Pencereden dışarı bakıyor, şimdi rahat. Ne kadar önemlidir pencere kenarı. Bu çocuksu mutluluk, yüzünden okunuyor. Her şeyi unutmuş, dışarıyı görebilmenin keyfine vardığı çok belli. Şimdiki zaman dışında her şey ertelenebilir. Etrafına bakınıyor, şu anla ilgili bağlantılarını pekiştirmeye çalışıyor, şu ana ve gerçek ortama geçiş süreci bu. Çantasının içinde bir şeyler arıyor, bulana kadar yüzüne yerleşen kaygı, kutuyu çantadan çıkarınca gevşiyor. Bu kutu yanında olduğu için, bu an gerçek olduğu için çok mutlu. Kutuyu özenle çantasına geri koyuyor. Tekrar etrafına bakıyor, etrafını fark ediyor. Tatile gidiyor olmalarına rağmen pek de mutlu görünmeyen çift dikkatini çekiyor. Onların konuşmalarına biraz dikkat kesiliyor, duyduklarının bazılarına mimikleriyle yorum yapıyor, şaşırdıkları oluyor, karşı çıktıkları oluyor. Çok küçük yüz kası hareketleriyle yapıyor bunları, daha da çok gözlerinden anlaşılıyor duyguları. Dudakları küçücük hareket ediyor, tam bir şey söyleyecekmiş gibi, sonra tekrar normal hâline dönüyor. Birden bu olaydan kopuyor, yine çantasını alıyor, bu defa ön gözünde bir şeyler arıyor, kontrol ediyor ve rahatlıyor. Sonra yine çantanın bu ön tarafından sarı bir kâğıt çıkarıyor, üzeri hayli kalabalık bir kâğıt. Satır başlarındaki işaretlere bakılacak olursa bu bir liste, üstü çizilmiş olan satırlar var. Kalemini çıkarıp bazı satırların üzerini çiziyor. Kâğıdın arka yüzüne de bakıyor, orada da bir liste var, karışık bir liste bu. Bu listede bazı kelimelerin altı çizilmiş, bazıları parayla ilgili birtakım rakamlar, bazılarının yanında kırmızı ünlem işareti var. Ara sıra gözlerini tavana dikip, hafif kısıp, bir şeyler düşünüyor. Çözümünü bulduğunda kısık gözlerinin bile ardından okunan bir ışık sızıyor, dönüyor, kâğıdına bir şeyler yazıyor, bir başka sözcük veya rakamın üstünü çiziyor. Belli ki yapması gerekenlerin tamamını yapamamış, ancak birbirleri arasında başka köprüler kurarak onlar için ilave zaman kazanıyor. Tüm programa hâkim olana kadar kâğıdın her iki yüzüne de uzun uzun bakıyor, emin olunca kâğıdın kıvrılmış köşesini düzeltiyor ve çantasına yerleştiriyor. Elini uzatıp tırnaklarına bakıyor. Gözlüğünü çıkartıp yanına koyuyor; bunu güvensiz bulup eğilip çantasından bir bez çıkartıp ona sarıp onu da çantasının ön gözüne koyuyor. Bir süre kafasını pencereye dayayıp dışarıyı seyrediyor. Artık daha az tedirgin görünüyor, dağılmış bir makineyi bir araya toplamış ve her şeyin çalıştığından emin olmuş gibi bir hâli var. Tatile giden mutsuz, genç çiftin erkek olanı pencere ile kafasının arasına bir yastık koymuş ve uyuyor gibi yapıyor. Göz kapaklarının gerginliğinden uyumadığı belli oluyor. Sonu bir yere varma olasılığı düşük bir sohbeti bitirmek için bu yola başvurmuş gibi görünüyor. Kadın, sinirli değil artık, daha çok üzgün görünüyor. Önüne doğru hiç kıpırdamadan bakarak oturuyor. Hiç kımıldamıyor, bir tür terapi yapar gibi bir hâli var.

Yolculuk, aslında kendi dışında bir şeye izin vermeyen bir zaman bölümüdür. Pencereden kayıp geçenlere bakıyor, yol gidiliyor, onun dışında bütün bu akıp geçen görüntüler başka hiçbir şey ifade etmiyor. Çağrıştırdıkları olabiliyor, ancak esas olan yol. Esas olan onların içinden geçiyor olmak. Bu akıp geçen resimler gerçek değiller, herkes başka resimler görüyor, gerçek olan sadece yol. Pencere kenarında oturmayanlar bu resimleri bile göremiyor, fakat yol alıyor onlar da. Herkes yol alıyor, tek doğru bu. Bazıları bu yolu geri dönecek, bazıları belki de daha uzaklara devam edecek, sürekli biraz önceki yerden uzaklaşacaklar. Bazıları hiçbir zaman geri dönemeyecek. Bunlar gerçek, fakat pencereden akan resimler bu gerçekleri hiç belirtmiyor. Herkes bir planın parçası, herkes farklı planların bir parçası. Burada bulunanların bir rastlantı sonucu burada olması mümkün değil, şu an yaşanan planlanmış bir olay. Şu ana kadar yolculuk dışında tüm planlar şaşmış olabilir, programa uygun süren sadece yolculuğun kendisi, o da şimdilik. Adam artık gerçekten uyuyor, kadın da hâlâ öylece duruyor. Yolculuk onları bir süre daha mutlak şekilde yan yana tutacak. Belki yarın, şimdi yaşadıklarını unutacaklar, her şeyin yoluna girdiğini sanacaklar. Belki daha uzun süre bu tatsızlık devam edecek. Şimdi sadece birlikte yol alıyorlar.

Artık pencereden resimler akmıyor, sadece ek yeri belli olmayan büyük bir resim var gibi görünüyor. O kadar büyük bir resim ki bu, dakikalarca içinde yol almana rağmen hep aynı şeyi görüyorsun, sanki değişmiyor. Değiştiğini biliyorsun, hiçbir anının bir diğeriyle aynı olmadığını biliyorsun, rağmen yol almıyormuş gibi, resmin önünde duruyormuşsun gibi tek parça.

Yol bitiyor. Yolculuk herkesin planladığı gibi sona eriyor. Pencereden resimler akmaya başlıyor tekrar ve en sonunda bir resimde takılıp kalıyor. Filmin ucu makineden kurtuluyor, makine duruyor, makara aldığı ivmeyle dönmeye devam ediyor, filmin ucu makineye çarpıyor, bir daha çarpıyor, biraz daha uzun bir aradan sonra bir kere daha çarpıyor, gittikçe azalıyor bu ve sonunda filmin ucu makineye dokunuyor ve makara da duruyor. Yolculuğu sağlayan sesler azalıyor; harika bir bitiş anı. Büyük yolculuktaki küçük yolculuklardan birinin bu bölümü bitiyor, artık yola başka şekilde devam etmek gerekecek. Burası şimdi başka bir yer. Tam olarak varmak istenen yer değil, fakat başka bir yer. Bırakılan yerde her şey, bu yolculuktan bağımsız, her zaman olduğu gibi seyrine devam ediyor. Birçok şeyin, o düzenden birinin ayrıldığından bile haberi yok, aynı bu başka yerdeki olağan düzenin yeni eklenenlerden haberi olmadığı gibi. Bu varılan nokta kimileri için geri dönülen bir yer, kimileri için ev, kimileri için ev değil. Yolculuk boyunca hep birlikte bir yöne doğru gidildiği düşünülüyor, fakat aslında tam olarak öyle değil; kimileri uzaklaşırken, kimileri yaklaşıyor.

Kapıda karşılıyorlar onu. İlk iş çantasından kutuyu çıkarıyor ve uzatıyor. Bu bir mutluluk yaratıyor. Güneş günün bu saatine göre fazlasıyla güçlü ve keskin. Gözlerini kısıyor, çantasından sigarasını çıkarıyor. Ev, ardında, dağların arkasında uzakta bir yerde kalıyor. Tam şu an orada neler olduğunu gözünde canlandırmaya çalışıyor, karşı yüksek binalarda batan güneşin yansımasını hayal ediyor, tam saati çünkü. Bahçe sandalyelerinin minderlerini içeri alıp almadığını hatırlamaya çalışıyor. Şu an onların üzerine düşen ışığı gözünde canlandırıyor. Bir melodi geliyor aklına, onu mırıldanıyor. Bu saatlerde bahçeyi sularken dinlediği bir şarkı bu. Bir eylem, bir mekân, bir ışık, bir ses, hep beraber bir başka yerin kapısını açıyor. Bunları aklında tuttuğu için mutlu oluyor. İstediği zaman, istediği yerde olabilmeyi seviyor. Gerçekler ürkütücü olabiliyor. Yolculuk hiç bitmiyor. Yorulmuyor, fakat yol da bitmiyor.

Emre Özgüder, yolculuk