Karanlık II

Otomobil köşeyi dönene kadar arkasından bakıyor. Bakmaya devam ediyor, ancak artık tam olarak nereye baktığını kendi de bilmiyor, sadece bakıyor. Serin fakat güneşli bir kış günü. Bu giden otomobil ve içindekilerle birlikte, yakın çevrede artık kimse kalmıyor. İlkbahara kadar yalnız, kentte oturanlar tekrar dönünceye kadar. Eşini kaybettiğinden beri bu durum onu biraz rahatsız ediyor, yalnızlık zor ve ürkütücü geliyor. Sokak bomboş. Sol eliyle tuttuğu bahçe kapısını bırakıyor, dönüp sağ eliyle tutunarak eve doğru yürüyor. Ocakta çaydanlıktan çıkan buhar, kapı açılınca evin içine doğru savruluyor. Ocağı kapatıp, sıcak suyu demliğe koyuyor, etrafa çay kokusu yayılıyor. Her zaman oturduğu yerine, kanepedeki köşesine oturuyor, gazete okumaya kaldığı yerden devam ediyor. Ara sıra sağ omuzunun üstünden, arkasındaki pencereden sokağa bakıyor, gelip geçen yok.

Otomobil sahil yolundan ayrılıp dağ yoluna sapıyor. Sola doğru hafif virajda dönüp denize bakıyorlar, bir süre göremeyecekleri kıyılara bakıyorlar, belki de bir daha hiç göremeyecekleri manzaraya.

Gazetesini katlayıp bir gün önceki gazetenin üzerine koyuyor, sağ eli gazetenin üzerinde kalıyor. Yüzüğüne bir ışık vuruyor, yansıyıp kanepenin kumaşının şakayık desenine varıyor. Elini hafif kımıldatarak ışığı şakayıkların üzerinde dolaştırıyor. Bu hoşuna gidiyor, çocukça geliyor ve onu mutlu ediyor. Her sabah gazetesini bu kanepede okuyor, bitirdikten sonra hep aynı şekilde katlayıp aynı yere koyuyor. Bu ışık oyununu neden bugüne kadar fark etmediğini düşünüyor, yüzlerce kere başına gelmiş olması gerekmesine rağmen. Bunca yaşanmış yıla rağmen, hâlâ yeni bir şeylerle karşılaşmak onu umutlandırıyor. Kalkıp çayını alıyor. Mutfak tezgâhının üzerinde duran birkaç şeyi yerlerine kaldırıyor. Çayını sehpaya koyuyor, çayın dumanı arkasındaki pencereden gelen ışıkta tütüyor. Mimikleri belli ediyor, sürekli içinden konuşuyor, hiç susmadan, bir yandan da çayını içiyor. Tam o sırada sokaktan çöp kamyonu geçiyor. Bileğindeki küçük saate bakıyor, bakarken gözlerini kısıp, kaşlarını çatıyor biraz. Hafifçe sağa doğru kaykılarak saatini ışığa tutuyor. Artık saati okumakta sık sık zorlanıyor. Sonra saatine tekrar bakıyor. Çöp kamyonunun geciktiğini fark ediyor. Etrafta kimse de kalmadığı için buna şaşırıyor, gecikmiş olmalarına anlam veremiyor, sonra da buna daha fazla kafa yormamaya karar verip, yanındaki bez çantadan, tamamlamaya çalıştığı işini çıkartıyor. Askılarından tutarak şöyle bir göz atıyor dikmekte olduğu bluza. Bunu torunu için hazırlıyor. Torununun çok beğenmeyeceğini biliyor, aslında çok da dert etmiyor, çünkü aslında bluzu dikerken iyi zaman geçiriyor. Bu onun için fazlasıyla yeterli bir amaç. Yanındaki deri, gözlük çantasından, gözlük temizleyicisi çıkartıyor, küçük zarfını dikkatlice yırtıp açıyor, içindeki nemli kâğıtla gözlüğünün camlarını temizliyor. Gözlüğü ışığa tutup camlarının temizliğini kontrol ediyor, tekrar takıyor. Bluzun eteğine işlemekte olduğu motifi sayıyor, bir an durup düşünüyor ve kaldığı yerden devam ediyor. Akşama doğru çarşıya gitmeye karar veriyor bir yandan, demin fark ettiği için gözlük temizleyicilerden almak istiyor. Gözlüğün bu kadar iyi temizlenmesinin başka bir yolu olmadığını düşünüyor, buna emin. Birkaç sebze de almak istiyor, canı ne zamandır sebze çorbası çekiyor, ondan yapmak istiyor. Hava akşamları iyice soğuk oluyor. Yalnızlığa ve soğuğa en iyi gelen şey çorbadır, çorba çok seviyor. Bu defa biberlerin kabuğunu soymaya karar veriyor. Yıllarca ve yıllarca hiç yapmamış olmasına rağmen, en son sebze çorbası yaptığında buna karar vermiş olduğunu hatırlıyor. Elindeki işe devam etmiyor, kucağındaki elleri bu fırsattan yararlanıp dinleniyor. Yüzük olan parmağı diğerlerine göre biraz daha kıvrık duruyor; diğer parmaklara göre daha kibirli bir hâli var. Yaşıtlarına göre epey iyi durumda olmakla birlikte, cildi kırışık. Belki de her gece kullandığı krem yüzünden. İki hafta önce, kullandığı kremin rengini ilk defa görünce şaşırması geliyor aklına. Kremini hep geceleri, yatmadan nedense başucundaki abajuru kapattıktan sonra sürdüğü için o güne kadar rengini beyaz sandığını hatırlıyor, gülümsüyor. O gün, nedense akşam saatlerinde, ellerinin kuru olduğunu hissettiği için erken sürmek istediğinde, krem kutusunun kapağını açtığındaki hayretini unutamıyor, gülümsemesi küçük bir kahkahaya dönüşüyor. Kalkıp karşısındaki büfenin sol alt kapağını açıyor; ilaçları orada duruyor, bir kutuyu alıp içinde kaç tane kaldığına bakıyor. Eğer gerekiyorsa, bugün çarşıya indiğinde eczaneye de uğrayabileceğini planlıyor. Eczacı hanımı çok seviyor, onunla iki çift laf etmek hoşuna gidiyor. İlaçları eksik değil, ancak yine de eczaneye uğrayabileceğine ve gözlük temizleyicilerini oradan da alabileceğine karar veriyor. Elindeki işe devam ediyor. Bir yandan da akşamüstü çarşı programını yaptığı için aklından, işini gazetenin üstüne bırakıyor, kalkıp buzdolabında bir şeye bakıyor. Tekrar yerine oturuyor, işini eline alıyor, aklına geliyor, sağ elini gazetenin üstüne koyuyor, o ışık yok artık. Saatine bakıyor, motifini işlemeye devam ediyor. Bir yandan tek başına kalmaktan huzursuz, diğer yandan da memnun aslında. Hava kararana kadar zaten sorun olmadığını düşünüyor, geceleri huzursuz oluyor daha çok. Bunun nedenini bilmiyor, karanlıkla ilgili nasıl bir sorunu olduğunu bulamıyor.

Otomobil büyük kentin çevre yoluna giriyor ve trafik başlıyor. Otomobildekiler yorgun ve üzgün, geldikleri yerin sakinliğini şimdiden özlüyorlar. Her sene olduğu gibi bu defa da seneye daha uzun kalmaya karar veriyorlar.

Bahçe kapısına tutunarak sokağa çıkıyor, yürümeye başlıyor çarşıya doğru. Bisiklet tamircisiyle selamlaşıyor. Bisiklet tamircisi kocasını çok severdi, o yüzden her defasında ona kocasının hatırını sorardı, ahbaplıkları o yüzden. Ta ki bir gün bu soruya “O öldü” diye cevap verip ağlamaya başlayana kadar. O gün çarşıya gidemediğini, eve geri döndüğünü… Çok karanlık günler olarak hatırlıyor o zamanı, her şeyin birden alt üst olduğu günler olarak. Yürümeye devam ediyor, köprüden her zaman olduğu gibi önce deniz tarafına bakıyor durup, sonra dağlara ve yoluna devam ediyor. Köprüden sonraki ilk sokağın köşesinde yerde çöpler görüyor, birden çöp kamyonunun bu sabah geciktiğini hatırlıyor. Yerdekilere bakıyor. Yandaki tuhafiyenin sahibi kadın dükkândan çıkıyor, yanına geliyor. Çok sık alışveriş yaptığı bir yer burası, iyi tanışıyorlar. Dükkânın sahibi kadın, yan evi göstererek bir şeyler anlatıyor. Çok şaşırıyor, iki eliyle ağzını kapatıyor, çok üzgün görünüyor. Dükkânda telefon çalıyor, kadın dükkâna geri dönüyor. O, orada, köşede, yerdekilerin başında öylece kalakalıyor. Elleri hâlâ ağzını kapatıyor. Omuzundaki çantasından bir mendil çıkarıp onunla ağzını kapatarak ağlıyor. Biraz sakinleşiyor, yerdekilere bakmaya devam ediyor, dakikalar geçiyor. Kıpırdamadan yerdekilere bakıyor.

Otomobil bir binanın önünde duruyor. Yağmur şiddetleniyor. Sokak lambaları yanmaya başlıyor. Şehir karanlık. Otomobildekiler yorgun, daha bavulları taşımaları lazım.

Mendilini çantasına koyuyor, köprüye doğru yürüyüp eve geri dönüyor. Hava yavaş yavaş kararıyor. Bahçe kapısına tutunarak içeri giriyor, çantasını masanın üstüne koyup kanepeye bırakıyor kendini. Hiçbir şey yapmadan öyle duruyor. Pardösüsü üstünde hâlâ. Hava kararıyor, televizyonun küçük kırmızı ışığı dışında hiçbir şey görünmüyor karanlıkta. Karanlıkta oturmaya devam ediyor.

Son basamağa bırakıyor bavulu. Çantasından anahtarını çıkarıyor, kapıya doğru ilerliyor. Tam o sırada apartmanın ışığı sönüyor. Karanlık.

{fotoğraf: Emre Özgüder}

aile, Emre Özgüder, ölüm