“Just a Normal Day”*

Dolabın iki yanına tutunarak lavabonun giderinden kaçmayı planlarmış gibi dikkatle oraya bakıyor. Sonra aynayla karşılaşıyor. Burada gördüğüyle ilgili de sorunları var, bunları çözmeyi istiyor. Çözmeyi istediği her sorun gibi bunu da birazdan erteleyecek, çünkü yapması gereken daha önemli işleri olacak her zamanki gibi. Işığı söndürerek oradan çıkıyor. Her yer karanlık. Karanlık çok sorun olmuyor, çünkü tüm yapması gerekenleri zaten ezbere yapıyor. Kimse yerini değiştirmediği sürece hiçbir şeye çarpmadan mutfağa gidebiliyor. Bu son aldığı kahve onu her sabah meşgul ediyor. Bu kahveyi biraz daha hesaplı olduğu için aldı, ancak her sabah aynı hesabı yapıyor ve asıl sevdiği kahveye göre çok az fark olduğunu tekrar hesaplıyor. Bu onun artık son zamanlarda, güne başlarkenki ilk pişmanlığı oluyor hep. Bu kadar az bir fark için sevdiği markadan vazgeçmiş olması onu sabah ilk delirten şey. Her sabah. Neyse ki sadece yarım kilogram kadar sürebilir bu daha, sonra bundan kurtulacak. Bu sorunla daha ne kadar süre ilgilenmesi gerektiğini anlamak için, yerine koymadan önce tekrar kavanoza bakıyor, bu kahve bitmek bilmiyor. Sıcak su tamamen sessiz kalana kadar bekliyor, kaynama sesi kalmayınca kahvenin üstüne dökmeye başlıyor. Bu güzel kokuyor, bunu seviyor. Tek aklına takılan, bunu bazen, çok sık olmasa da, diğer günlere göre daha çok seviyor. Bunun neden olduğunu bir türlü anlayamıyor. Neden bazı günler daha iyi? Günlerin aslında birbirinden farkı yok. Hemen her gün zaten hep aynı işleri yapıyor. Her bir işini yaparken birçok konuda düşünüyor, ruhunu ya da aklını kaybetmiş gibi yapmıyor bunları, ancak bazı günler yüzü gülüyor, bazı günler bu olmuyor. Neden bazı günler daha iyi, anlayamıyor.

Aslında yanıtı biraz biliyor. Ne kadar çok yapılması gereken iş olursa olsun, ne kadar zor bir gün olursa olsun, bazı günler bunları bir an önce tamamlamak için bir dürtü oluyor içinde. Bu, her şey yapıldıktan sonra, günden kalanla ilgili bir umuda bağlı doğrudan. Her iş tamamlandığında, kalan zamanında yapmak istedikleriyle, yapmayı hayal ettikleriyle ilgili. Eğer günün bu bölümüyle ilgili bir hayali yoksa ya da uzun süredir hayal ettiklerini zaten gerçekleştiremiyorsa, artık umut edecek kadar bile elinde bir şey kalmadıysa, o zaman, o gün mecburen sonuna kadar yaşanması gereken bir saatler bütünü olarak sabahın bu vaktinde onu çok heyecanlandırmıyor.

Kimi günler yapması gereken o kadar çok iş oluyor ki sadece onları o gün tamamlamak bile iyi bir sonuç olacağından, aklı çalıştığından, bunu gerçekleştirebilmek için iyi bir ruh hâlinde olması gerektiğini bildiğinden, o sabahlarda kendine sahte bir mutluluk yaratmayı becerebiliyor. Fakat bunu da her zaman beceremiyor. Her zaman, günün sonunda, haftanın sonunda bir umut gerekiyor, bir hayal belki. Ancak hayaller de gerçekleşme oranlarına koşut değerde oluyor. İki aydır gerçekleşmeyen bir hayalin bu akşam gerçekleşme oranı o kadar düşük oluyor ki bunun güne bir katkısı kalmıyor.

fotoğraf: Emre Özgüder

Masasına oturuyor, kahvesini içerken defterine bakıyor. Defterinde yapılması gereken bütün işler yazılı. Altı çizili olanlar, eski ve hâlâ tamamlanamamış işler. Tamamlanamayan işlerin bir bölümü için sadece bir telefon görüşmesi yeterli ya da çok az bir çaba. Bazıları bu kadar kolay olmalarından ötürü, bazıları da pek önemli değil aslında, sadece unutulmaması gereken işler; çoğunlukla bu nedenlerle ertelenmişler. Her sabah olduğu gibi bunları bu defa bugün sonuçlandırmaya karar veriyor. Defter de kendisi de çok iyi biliyor ki bir bölümüyle yarın sabah yine bu şekilde karşılaşılacak. Altı çizili işlerden bazıları ise cevabını, çözümünü bilmediği veya olabilecek en klasik şekilde çözümü zaten yedekte duran işler, fakat daha iyi çözümler getirmek istediği için onlar da askıda kalıyor hep. Büyük bir bölümünü süresi dolmak üzereyken artık, o en basit hâliyle çözeceğini biliyor, fakat yine de bu, durumu değiştirmiyor. En uzun zaman gerektiren de, en zor olan da, en basit de, hepsi sadece birer satıra sığan notlar bunlar. Hepsinin defterde kapladığı yer hemen hemen aynı, ancak kimisi için günlerce uğraşması gerekecek, kimisi için birkaç dakika yeterli. Artık bugün hallolması gereken işlerin yanlarına birer küçük nokta koyuyor, bunları daha iyi ayırt etmesi gerektiğini biliyor. Noktasız işlerin artık bugün çözülme olasılığı da bu yüzden düşüyor. Gün ilerledikçe artık yanında nokta olmayanları görmemeye başlayacak.

Biraz çabalasa bu açık sayfadaki işlerin tamamını bugün çözebilir, fakat bugün o çabalı günlerden değil, bugün o iyi günlerden biri değil çünkü. Neden bazı günler daha iyi? Birtakım yanıtları olmasına rağmen, bu soru onun aklını kurcalıyor. Bugün o günlerden değil, çünkü biliyor ki listede yazanların tümünü de çözse, zaten gün içinde aralarına yeni notlar eklenecek. Tamamını da çözse zengin olmayacak. Tamamını da çözse ardından umduğu hiçbir şey olmayacak. Hiçbir şey yapmasa da bugün bitecek, yarın başlayacak ve bu son güne kadar böyle devam edecek. Belki çözülmemiş işlerle ilgili birkaç sorun çıkacak, ancak aslında her iş bir gün daha bekleyebilir.

Hepsini bitirse de takdir edilmeyecek. Kimsenin takdirine de ihtiyacı yok zaten. Sadece belki hayatındaki bir iki kişi bu anlamda önemli, ancak onlar da takdir etmeyecek, onu da biliyor. Her ne kadar çabalarsa çabalasın, işler bitmeyecek, yine de yapılmamış işler kalacak. Hatta bu deftere not etmediği işler çıkacak karşısına. Tüm yazdıkları bitmek üzereyken yenileri eklenecek ve iyi ihtimal birkaç güne kadar sadece yeni bir sayfaya geçebilecek, en büyük değişiklik bu olacak. Yeni sayfaya geride kalan sayfadan ne kadar az iş taşırsa o kadar iyi, yapabileceği en iyi iş bu.

Defterini yeterince incelediğini düşünüyor, arkasına yaslanıyor, kahvesinden biraz daha içiyor. Birazdan hazırlanıp harekete geçmesi gerekiyor. Hiçbir şey yapmak istemiyor ama. Bu ruh hâlinden kurtulmalı. Neden bazı günler daha iyi, neden bazıları bugünkü gibi? Bu soruyu çözmesi gerektiğini düşünüyor ve bildiği cevaplar yüzünden buna daha fazla kafa yormanın pek bir anlamı olmadığını düşünüyor. Bu sorunun herkesin ortak sorusu olduğunu düşünüyor. Bu onu biraz rahatlatıyor.

Herkesin ortak derdi ise, kimse çözemiyorsa, o zaman daha başka bir açıdan bakmak gerekiyor belki, diye düşünüyor. Belki hayat dediğimiz budur, diye toparlıyor kafasında. Hayat, bazı günleri diğer günlerine göre daha iyi olan bir günler toplamı olabilir. Hayat sandığımız gibi bir şey değil belki de, diye düşünüyor.

Biraz daha rahatlamış görünüyor. Kalemi eline alıyor, ilk maddeyi altını çizerek tekrar okuyor, kalemi defterin üzerine bırakıp telefonu eline alıyor, birini arıyor. Telefon çalıyor, açıldığı anda yüzündeki ifadeyi değiştirerek, karşı taraftakine iyi bir gün diliyor, hatır soruyor, yapılması gerekeni iletiyor, çıkabilecek sorunlardan ve olası çözümlerinden söz ediyor, teşekkür ediyor ve görüşmeyi tamamlıyor. Defterine dönüp o maddenin üstünü çiziyor.

“Sadece normal bir gün”* anlamına gelen bir şarkı mırıldanıyor, kahvesinden bir yudum daha almak istiyor, kahve kalmadığını fark ediyor. Yeni bir kahve hazırlayacak zamanı yok.

* Bir Supertramp parçası.

Emre Özgüder, gündelik hayat