Bavul

“Hayat eğer bir yolculuksa… Tanrım, ne basit bir klişe, ne kadar ucuz bir benzetme. Çoğunuzun volta atmakla yolculuğu karıştırıyor olmanız bile ne kadar çaresiz bir durum. Soruyorum size neden hayatınızdan, gerçeğinden daha fazlasını istersiniz ki? Neden? Siz öyle söylediğinizde gerçeğin o olacağını düşündüğünüzden mi? Yoksa gerçekten bu söylediklerinize inanıyor olmanızdan mı? O basit, aslında kimseye faydası olmayan, olmasa da olur hayatlarınızı, gerçekten bir yolculuk olarak mı görüyorsunuz. Gerçekten mi? Yapmayın, Tanrı aşkına. Nereye doğru bu yolculuk, bana onu anlatın o zaman. Cennete mi? Hayır, dostlar, yanılıyorsunuz; hepiniz bir diğerinizin taşıdığı odunun alevinde, cehennemde yanacaksınız, o da varsa eğer ki sanmam. Bu kibirli yolculuğunuzun son durağı olmak için çok büyük bir organizasyon olurdu orası, varsa eğer. Sayın hanımefendiler, beyefendiler, dönüp de taşıdığınız bavullara bir baktınız mı hiç de bana yolculuktan söz ediyorsunuz. Evet, hanımefendi, tam da size söylüyorum, her ne kadar aklınızdan sizi kastetmediğimi geçiriyor olsanız da şu an, size soruyorum, ne var Tanrı aşkına bavulunuzda? Kıyafet, saygıdeğer hanımefendi, kendinize yakıştırdığınız kıyafet var. Ne yolculuk bu yaptığınız, ne de o bavulun içindekiler sizi bize tam da sandığınız gibi göstermiyor maalesef. Çok özür dilerim sizden, hanımefendi, saygısızlık yapmak değil niyetim. Sizi üzmek hele hiç değil. Fakat siz bu sabah bavulunuzu yaparken hep bizi kandırmak üzere kaç senaryo yazdınız kafanızda, siz benden daha iyi biliyorsunuz. Üstelik o fistolu gömleğinizin de alttan üçüncü ve dördüncü düğmesinin arası ne kadar da açılıyor, göbeğinizden dolayı. Haklısınız, yaşlandınız, olacak o kadar. Tek başınıza değilsiniz bu konuda, buradaki hemen herkes sizinle aynı durumda. İşte tam da bu yüzden bu bir yolculuk değil. Yolculuk daha çok çaba ister. Bakın saygıdeğer hanımefendi, şuradaki beyefendiyi görüyor musunuz? Onun bavulunda neler taşıdığını biliyor musunuz? Evet, beyefendi sizden bahsediyorum. Bu sabah neleri koymadınız bavulunuza? Siz onların neler olduğunu gayet iyi biliyorsunuz. Bavulunuza koymadıklarınıza karşı değilim, hem de hiç. Bunları gizliyor olmanızı yadırgıyorum, yolculukta gizlemek, gizlenmek yoktur. Tanrı aşkına beyefendi, rahat olun, yoksa hep böyle volta atarsınız. Sizi siz yapanları koymazsanız bavulunuza, siz olmayan birinin yolculuğuna inandırıp kendinizi, siz olmayan birinin seyahatini seyrederek, yolculukta olduğunuzu sanırsınız hep. Yapmayın böyle. Bakın yanınızdaki hanımefendiye, o güçlü ve büyük şapkasına bir kafanızı kaldırıp bakın lütfen. Evet, siz beyefendi, evet, evet önüne bakan beyefendi. Kaldırın başınızı, cesur olun, lütfen. Yolculuk korkaklara göre bir iş değildir. Bakın yanınızdaki saygıdeğer hanımefendiye. Hanımefendi, ne kadar şıksınız, ne kadar cesur ve kendinden emin. Ancak sizin bavulunuzda neler var? Korkarım son anda kurtarabildikleriniz, değil mi? Sizi yermiyorum, tersine çok saygı duyuyorum size. Son anda kendinizi bir yola atabildiğiniz, en azından bunu denediğiniz için bile çok saygı duyuyorum size. Fakat sayın hanımefendi, bavulunuz yolculuğunuza oranla çok boş. Burada zorla üstüne oturulup bu kadar patlamak üzere bavul varken, sizinki neden bu kadar boş. Bakın, sevgili siyah büyük şapkalı hanımefendi, kaçmak bir yolculuk değildir. Yolculuk başka bir şeydir. Anlıyorum kaçmak zorunda olduğunuzu ve tam da bu yüzden çok güçlü ve cesur göründüğünüzü, inanın kaçmanız için elimden gelen her şeyi yaparım, ancak bir yolculuk değil bu, onu bilin istedim. Siz beyefendi, ne kadar güzel, ne kadar mutlu bir aile tablosu çiziyorsunuz. Deminden beri anlattıklarıma biraz bıyık altından gülen, bence biraz da küstah bir surat ifadeniz de var ya, ne ise, mesele bu değil. Sizin bu bavulla nerelere gittiğinizi, yanınızdaki güzel hanımefendi biliyor mu? Bilmiyor değil mi? Hâlbuki o sizi hayat dediğiniz yolculukta bir yol arkadaşı olarak görüyor, değil mi? Neyse ki güzel, kıvırcık saçlı oğlunuzun henüz yaşı küçük ve benim bu anlattıklarım onun ilgisini çekmiyor da bizi dinlemiyor. Bakın, hazır hanımefendi de telefonuna bakıyorken, ben size bir şey söyleyeyim mi, sizin hayatınız bırakın bir yolculuk olmayı, bavul bile değil. Siz bir sahtekârsınız, sizin yolculuğunuz da yolunuz da yalan, siz bile bir yalansınız. Size inanmayanların, umursamadıkları insanlara söylediği büyük bir yalansınız. Hepimiz inanırsak, her yalan gerçektir. Soyadınızın bu olması gerekir beyefendi, bunu ana babanıza bir sorun. Size bildikleri gibi bir bavul hazırlasınlar, sizi göndersinler. Ağlarlar arkanızdan tabii, doğaldır, evlat, evlattır. Ben sadece başka bir nedenle daha çok ağlamamalarını istediğimden söylüyorum bunu. Siz de genç bayan, sırıtıp duruyorsunuz ya. Siz iyi bir insansınız, sizin de bavulunuzda iyilik yok anacak. Anlıyorum, epey zaman da geçmiş olsa üstünden, başınızdan geçenler iyi değildi belli ki. Hayat bir yolculuk değil genç bayan, hayat bir bavul sadece. Size şimdi kolay taşıyabildiğiniz bir bavul gibi gelmekle beraber, yakında sığamayacaksınız içine. Kızmayın. Hayat dediğiniz yolculuğu, içine sığabildiğiniz bir bavul kadar yapın. Şimdi açın o bavulu, ne kadar fazla yer kapladığını göreceksiniz o biriktirdiğiniz kinlerin. Yarın gittiğiniz yerde onları mı giyeceksiniz? Gelin beraber alışverişe çıkalım sizinle, evet burası pahalı, ancak değer, inanın bana. Yeni kıyafet alalım size, gençsiniz, ben size bavul nasıl hazırlanır anlatırım hemen. Üstelik sizin bavulunuz çok büyük, bu yaşınız için bile.”

Güvenlik görevlileri kollarından tutup, biraz da kaba davranarak onu üstünde konuşmakta olduğu bekleme koltuğundan indiriyor. Yere yatırıyor, ona bir hayli kötü davranıyorlar. Kimileri alkışlıyor konuşmayı. Kadın şapkasını çıkarıp bavuluna koyuyor, kıvırcık saçlı çocuk babasından şekerleme almasını istiyor, biraz tepinerek, annesi hâlâ telefonunda bir şeyler kurcalıyor. Adamı yere yatırıyorlar. Kadın, şöyle bir önüne eğilip düğmelerini kontrol ediyor, biraz karnını içeri çekerek yakındaki vitrinde yansımasına bakıyor, yoluna devam ediyor. Adam yerde debeleniyor ve bağırıyor, “Benim bavulum yok.”

“Benim bavulum yok, benim bavulumu çaldılar.”

Kalabalık dağılıyor. Genç kız kalıyor, elleri görünmüyor kazağının uzun kollarının içine saklanmış. Kazağının kollarını sıvıyor, çaresiz elleri beliriyor. Havalimanında bir rötar anons ediliyor. Kız yaşlanıyor, bavulunu orada bırakıp yürümeye başlıyor. Bir yolculuk başlıyor.

fotoğraf: Emre Özgüder

bavul, Emre Özgüder, hayat, yolculuk