Yılbaşı

Akşam, karşı yamaçtaki mezarlığın selvi ağaçlarından yukarı tırmanıyor. Güneş sanki bu sabah doğmuş gibi, utanmadan batıyor bir de. Karşı kıyıda birkaç pencerede yanarak veda ediyor bugüne, arkamdan. Günler genellikle arkamdan geçer zaten. Benimle yüz yüze gelmekten kaçınırlar. Benden korkarlar, suçlu oldukları için. Korkmasalar bile çekinirler. Ben kovalarım, onlar kaçar benden.

Yeni bıraktım onların peşinden koşmayı.

Yeni fark ettim hiçbir zaman yakalayamayacağımı. Vazgeçmek gibi değil bu, bir gerçeği anlamak gibi. Newton bulana kadar yerçekiminin hep var olduğu gibi bir gerçek ve onun adını koymakla ilgili bir durum bu daha çok. Sayısını bilmediğim, bana hep baştan bu sayının belli olduğunu anlatan birçok insanın arasından sıyrıldım. Ve dedim ki, sayısının ne önemi var. Bir tek önemi var, ölmeden az önceki o an, bir manası var. Bu bana yetmez, dediğin an. Hiçbir şeyin sana yetmediğini bilmene rağmen, bu cümleyi kurmaktan kendini alamazsın, o an, az sonra öleceğini bilmene rağmen.

Şu an olduğu gibi, mezarlıktaki birileri için ilk kez, ilk gece tırmanıyor selvilere. Artık günleri kovalamanın bir faydasının olmadığını anlamak için ilk saatler bunlar, onlar için. Yeni bir gün yok artık. Sanki dün yeni bir günmüş gibi, bugün de yok.

Her gün aynı şey. Öyle olmasa hayattan sıkılmazdın zaten değil mi?

Tamam, biliyorum senin de yaptığını, ben de yapıyorum tabii. Kıymetini bilmeye çalışıyorum. Yeni hedefler buluyorum, yeni meraklar ediniyorum. Tüm olup bitenden tam anlamıyla da sıkılmış sayılmam. Keşke, diyorum kimi sabah, keşke umutlu olduğum kadar cahil olsaydım, yarın güneş ya doğmazsa diye endişelenecek kadar veya bir öbür dünyaya, buradan sonra, buna inanacak kadar saf olsaydım keşke. Çok kolay olurdu o zaman. Sıkıcı olmasının nedeni aslında bu, zor olması. Zorlukla arandaki ilişki hayatı bu hâle getiren. Hayatı sevdiğin kadar zoru da seviyor olman. Kendinle kavgan da ondan. Tamam, ben de barıştım kendimle yıllar önce, sen de. Bunda bir sorun yok. İlkokul dördüncü sınıftaydım ben. Ders yılının üçüncü günü, yeni defterime kendime söz verdiğim gibi özenli yazamadığım ilk kelimede barıştım ben kendimle. Sen, dedim, kendine söz verdiğin gibi biri değilsin ki. Bak, dedim kendi kendime, sıra arkadaşının defterine bak, onun bunun için bir karar almasına bile gerek olmadı belli ki. Ancak maalesef sen öyle değilsin ki. Vazgeçtim kendi kendime söz vermekten. İşin akışı gereği başkalarına söz verdim sonrasında. Birçoğunu yerine getirmişimdir. Kendi kendime verdiğim sözler olmadığı için onlar. Bir sürü verdiğim sözü de tutamamışımdır. Onlar da ben, ben olduğum içindir. Sözü alan da beni bildiği için sözümü ne kadar ciddiye almıştır, onu bilmiyorum. Bilmek isterdim, aslında kimseyi kandırmayı sevmem, kandırılmayı sevmediğim gibi. Sen de sevmezsin kandırılmayı, kimse sevmez, ancak hep kananlar vardır ve kandıranlar da. Ne kanmak ne de kandırmaktır aslında niyetin, sadece o anı atlatman gerektiğini bilirsin. Tek derdin, dünden farkı olmayan yarına, sabah uyanabilmektir. Nedenini pek bilmeden yaparsın bunu. Bir tür içgüdü. Çok sıkılmış olmana rağmen devam etmek istersin. Zor olduğunu bildiğin hâlde.

Günleri kovalamak yersiz. Her birinin içini oraya sığmayacak kadar yükle doldurmaya çalışmak yersiz. Bu yaptığımız da bir tür söz vermek ve o sözü tutmamak. Kimse kandırmasa da kendi kendini kandırması insanın. Her gün bazı işler yetişmeyecek, bu her gün ve her gün olmaya devam edecek. Günler, haddinden fazlasını almayacak ve her gün bir sonraki güne taşacak ta ki ben boğulana kadar. Soluk almak için çırpınırken, asıl yapmak isteyip de yapamadıklarım gelecek aklıma, nefessiz kalan aklıma. Onlardan da emin olamayacağım, yapmadığım için bazılarını, tadını bilmediğimden. Tadını bildiklerimi hatırlayacağım sadece.

Günleri kovalamak yersiz, onlardan gruplar oluşturup haftalar, aylar, yıllar düzenlemek de yersiz, daha tek birimiyle baş edemiyorken. Bu nedenle yeni yılla ilgili bir beklentim ya da dileğim yok. Bir hedefim de yok. Bu yıl yelkenliyle okyanusu geçeceğim, böyle bir hedefim yok. Ben tam bir yıl sonra bugün yine burada bu hâlde olacağım. Tek hedefim bu. Verdiğim, bazılarını yerine getirip, bazılarını becerememiş olarak tüm sözlerimle ve dünden taşan günün yüküyle yine tam burada olmayı hedefliyorum.

Aslında bu çok yüksek bir hedef, daha yükseğini benim aklım almıyor. Bundan tam bir yıl önce olduğu yerde bugün olamayan birçok insan tanıyorum selvilerin dibinde. Bugün yapmam gerekenleri düşündüğümde, iyi bir lüks gibi geliyor bana, işe o tarafından bakınca.

Yeni yıl kutlamalarına pek meraklı değilimdir. Çok sevinmediğim için olsa gerek, biraz sahte bir hava takınmam gerekir böyle gecelerde. Kimse, geceyi mahveden kişi olmak istemez. Çoğunlukla kedileri düşünürüm. Sokak kedilerini düşünürüm, evdekiler yine de bir ucundan faydalanır böyle bir kutlamadan. Sokak kedileri hiç umursamaz. Zaten bizden başka da bir tür yok bunu kutlayan. Aslında saygım da vardır ve imrenirim kutlayanlara. Bir sürü eldivenim vardır kullanmadığım, yılbaşı hediyesi olarak gelmiş. Ben eldiven, saat, güneş gözlüğü kullanmam.

Benim için yılbaşı, kuruyemişçi önünde insanların senede bir kere toplanarak kuyruk olduğu gündür.
Her gün kadar yeni, her gün kadar eski bir gündür. 

fotoğraf: Emre Özgüder

Emre Özgüder, ölüm, yılbaşı, zaman