Camın önünde oturuyor, hava güzel. Ucu koyu renk, kendi açık renk ayakkabıları var, rugan. Kendince bu ayakkabılarının açık rengine uygun bir elbisesi var. Çirkin değil, güzel de değil, bunun farkında. Yüzünde sert bir ifade var. Sert ve disiplinli; cesur ve güçlü görünüyor. Buraya sık geldiği belli oluyor, listeye bakmıyor, garsonla göz göze gelmeye çalışıyor, acelesi var. Her zaman, her iş için acelesi olan insanlardan, huzursuz ve gergin. Garson yaklaşıyor, siparişini alıyor. Çok acıkmış olabilir, bunun acelesi ve tedirginliği de olabilir. Aradan bir dakika bile geçmeden telefonla birini arıyor. Telefonla konuşurken sık sık camdan içeri bakıyor, bir an önce siparişinin gelmesini bekliyor. Camın diğer tarafında, içeride oturan bir başkası var, camdaki yansıması onun yüzünün üstüne düşüyor. İçeride oturan da dışarı bakıyor, birini bekliyor. Zaman, beklemektir. Garson büyük bir salata getiriyor. O, telefonunu omuzu ve yanağının arasına sıkıştırıp salatasına karabiber ekliyor ve birkaç sos ekliyor. Bunları hiç tereddüt etmeden, alışkanlıkla, duraksamadan yapıyor. Salatasını karıştırırken, bir an telefonu düşürecek gibi oluyor. Telefonla konuşurken salata yemek kolay değil. Mecburen salatasından derli toplu bir lokmayı çatalla ağzına götürüyor, tam o anda geri çekiyor ve telefondakine cevap vermek durumunda kalıyor. Bir iş konuşması yapıyor, çatalı ucundaki ilk lokmayla beraber tabağına bırakıyor, sodasından bir yudum alıp aceleyle, çantasında bir şey arıyor. Buluyor, katlı kâğıdı açıp orada yazana bakıyor, daha dikkatle bir daha bakıyor. Orada yazan, onun orada yazmasını umut ettiği veya öyle yazdığını sandığı, öyle hatırladığı şey değil; bu yüzünden belli oluyor. Bu durum onu yoruyor, arkasına yaslanıyor. Sonra birden yine masaya doğru eğiliyor, telefondakinin sözünü kesmesi lazım, bir virgülünü bekliyor bunun için, ancak araya giremiyor. Bu aralık, salatadan ilk lokmayı almak için uygun bir aralık olabilirmiş, bunu da değerlendiremediği için zaten gergin olan yüzü daha da geriliyor. Bacak bacak üstüne atıyor, yere basan ayağını hızlıca titretmeye başlıyor. Telefonu masaya koyuyor, hoparlöre alıyor karşı tarafın sesini, kısa bir an etrafına bakıyor, kaygıyla hoparlörün sesini kısıyor. Biraz daha masaya doğru eğilip kulağını telefona yaklaştırıyor, salatasını tekrar karıştırıp yemeye başlıyor. Karşı tarafın pek susacağı yok, bunu anlıyor. Salatasından biraz yemek ona iyi geliyor. İlk birkaç lokmadan sonra, biraz daha baharat ve zeytinyağı eklemeye karar veriyor, salatasını tekrar karıştırıyor, yemeye devam ediyor. Bir ara karşı tarafın söyledikleri ilgisini çekiyor, sola doğru kafasını yatırarak kulağını biraz daha telefona yaklaştırıyor, sonra bıçağıyla havada küçük birkaç daire çizerek, anlat bakalım, anlat daha, anlamına gelebilecek bir jest yapıyor, gözlerini de yukarı çevirerek. Yine kısa bir süre onun bu hareketini çevreden gören oldu mu diye etrafına göz atıyor. Titrettiği bacağının hızı artıyor, yüzü de aynı oranda geriliyor. Sert bir hareketle çatalı bıçağı tabağına bırakıyor, telefonu eline alıyor, tekrar uzaklaştırıp hoparlörü kapatıyor ve hızlı ve kızgın bir tonla konuşmaya başlıyor. Çok hızlı konuşuyor, sözünün kesilmemesi için hiç boşluk bırakmıyor. Sözünü tamamlıyor, belki de vedalaşmadan bile telefonu kapatıyor, neredeyse telefonu masaya fırlatıyor. Sodasından bir yudum alıyor. Bacağının titreme hızı gittikçe zayıflıyor ve duruyor. Sandalyesine daha rahat bir şekilde yerleşiyor ve salatasını yemeye devam ediyor. Bitirince kalan sodasını bir kerede içiyor, arkasına yaslanıp çantasından sigarasını ve çakmağını çıkartıyor. İnce, uzun bir sigara kullanıyor. Sigarasını yakıyor, gözleriyle sigaranın yanan ucuna odaklanıyor, derin bir nefes alıyor, kor parlıyor. Gözleri garsonu arıyor, garson yaklaşırken eliyle bir hareket yapıyor, garson ne istediğini anlıyor, kapıyı açıp içeri giriyor. Buraya sık sık geliyor, onu tanıyorlar. Şimdi tamamen sigarasıyla meşgul, çok zevk aldığı belli oluyor. Yüzündeki gerginlik çok hafif kendini bırakıyor. Garson küçük bir tepside bir kadeh beyaz şarap getiriyor, masasına bırakıyor ve gidiyor. Buğulu kadehin üstünde bir damla birden hızla aşağı doğru akıyor, hızlı bir hareketle parmağının ucuyla damlayı durduruyor. Eli kadehin dibinde kalıyor. Kadehi tutmuyor, eli orada öylece kalıyor. Sigarasının sonuna geliyor, küllüğe bırakıyor, sigara orada bitiyor, hafif bir fiskeyle küllüğün içine düşürüyor. Üflediği son duman, masaların üstünden hafifçe salınarak tentenin ucundan, dışarıya ve hızla yukarı gidiyor. Şarabını içiyor.
Hava kararıyor, gün bitiyor. Etrafına bakıyor, tek başına oturan bir kişi var, o da defterine bir şeyler yazıyor. Diğer masalarda herkes birbirine bir şeyler anlatıyor. Sadece bir masada yaşlı bir çift var, onlar pek konuşmuyor. Adam yorgun görünüyor. Kadın, telefonunda bir şeylere bakıyor, sonra birden adama bir şey söylüyor, telefonunu masanın üstüne koyuyor, birlikte telefonda bir şeye bakıyorlar. Onların arkasındaki masada genç bir çift var, oğlan çok heyecanlı, kız çok sakin. Oğlan iki bacağını birden çok hızlı titretiyor, bir yandan da bir şeyler anlatıyor. Tek başına oturan adam bir an yazmaya ara veriyor, sonra hızla devam ediyor.
Şarabı bitince, garsondan hesabı istiyor, hesap geliyor. Hızlıca ödüyor, kalkıyor, pardösüsünü giyerken garson yardımcı oluyor, çantasını alıyor ve ayrılıyor oradan. Şoför, geldiğini görünce inip hemen otomobilin kapısını açıyor, bir şeyler söylüyor şoföre ve yürümeye başlıyor. Birkaç adım sonra, pardösüsünün yakalarını kaldırıyor, başını biraz öne eğerek yürümeye devam ediyor. Bir ara duraklıyor, yüksek binaların arasından görünen ufukta günün son ışığına bakıyor, yürümeye devam ediyor. Telefonu çalıyor, cebinden çıkarıp bakıyor, cevap vermeden tekrar cebine koyuyor ve yürümeye devam ediyor.
Evinin kapısını açıyor, halı kaplı koridorun ışığı karanlık evin içinde aydınlık bir kapı oluyor mermer zeminde. İçeri giriyor, omuzuyla kapıyı kapatıyor, ev karanlık. Omuzuna astığı çantasını askısından tutuyor, karanlıkta, mutfakla salon arasındaki tezgâha bırakıyor. Ev hâlâ karanlık. Karanlıktan korkuyor, bunun nedenini bilmiyor, sadece hissettiğinin korku olduğunu biliyor. Buna mantıklı bir açıklama getiremiyor, sadece korkuyor. Küçük bir kız çocuğu gibi şimdi, en sade hâlinde tezgâhın önünde duruyor karanlıkta. Elini yavaşça tezgâhın üzerinde sağa doğru kaydırıyor, parmaklarının ucu önce iki şamdana değiyor, elini biraz daha kaydırınca önce abajurun kablosuna sonra da anahtarına ulaşıyor. Biraz bekliyor, o anın tadını çıkartıyor, karanlık şimdi parmağının ucunda, istediği zaman karanlığı kapatabilir. Düğmeye basıyor.
Tezgâhın üstüne bıraktığı çantasından sigara paketini çıkartıyor. Tüm gün olduğu gibi değil, omuzları daha düşük artık, biraz yorgun, biraz nasıl göründüğünü umursamaz bir hâli var. Pardösüsü düşük omuzlarını daha da belirginleştiriyor. Sigarasını yakıyor. İki yana sarkıttığı ellerini tezgâha koyuyor, buna rağmen omuzları düşük hâlâ. Şamdanların arkasından küllüğü öne doğru çekiyor. Sigarasını iki dudağının arasına sıkıştırıyor, küllüğe koymuyor. Sigarasını hiçbir zaman bitmeden küllüğe koymuyor. Pardösüsünü çıkartıyor, sigarasının dumanı gözüne giriyor, kafasını hafif sola doğru yatırıyor, sağ kolunu çıkartırken abajura çarpıyor. Abajur düşüp kırılıyor. O hâlde bir süre hâlâ ışık veriyor, sonra birden karanlık. Sadece sigaranın ucundaki kor var.
