Kapıdan içeri giriyor. Sokak lambasının ışığında görebildiği kadarıyla elindeki torbayı masanın uygun bir yerine bırakıyor, bir sandalyeyi çekip, içinden sıyrıldığı çantasını koyuyor. Çok yorgun görünmüyor, sıradan bir günün sıradan bir akşamında olduğu gibi görünüyor. Ne çok yorgun, ne çok mutlu ne de üzgün. Tam olarak ne yapacağına karar veremeden kısa bir zaman geçiriyor. Aslında bu işlemlerin her zaman bir sırası var. Yine de bu dizide bir değişiklik yapabilir mi, bunu düşünmeden edemiyor. Bunu da her akşam yapıyor zaten, bu yüzden bu tereddüt de değişik değil. Banyoya gidip ellerini yıkıyor. Sonra aynada yüzüne bakıyor. Aynaya yaklaşıp tekrar dikkatle bakıyor, gözlerini biraz daha açarak bakıyor. Kafasını hafif sağa çevirip, yandan kendisine bakıyor, saçını kontrol ediyor. Birkaç anlamsız mimik denedikten sonra banyodan çıkıyor. Masaya bıraktığı torbayı mutfağa götürüyor, içindekilerin bazılarını tezgâha, bazılarını raflara diziyor, bir şişeyi de buzdolabına yerleştiriyor.
Tüm bunlar hemen hemen her gün yaptığı işler. Bir fark var yine de hareketlerinde, belli belirsiz. Bir huzursuzluk hissediliyor. Az önce yerleştirdikleri çok az, çünkü artık tek başına burada. Yılın son gecesini böyle geçirmeye alışık değil, fark orada. Bu belki de hayatında ilk defa başına geliyor. Bugüne kadar hiçbir yeni yıla tek başına girmemiş olabilir, bunu tam hatırlamıyor. Böyle özel günlerde, o günün aslında diğer günlerden bir farkının olmadığını düşünür. Ötesinde, öyle olmasını umar hep. Bir güne gereğinden fazla değer verilmesinden çok hoşlanmaz. Gereksiz gelir ona bu, sahte bulur bunu, gerçek olmadığını düşünür. Sonunda herhangi bir günden farkı olmayan, başkaları için özel sayılan bir gün yaşama şansı elde ettiğinde ise bugün nedense bunu yadırgıyor. Tüm hayatı boyunca diğer hâline o kadar alışmış ki, istediği gerçekleştiğinde bu defa buna alışamıyor. Bunun saçma bir his olduğunu düşünüyor, fakat önünü alamıyor.
Her yılbaşı gecesi eve dönerken sokaklarda gördükleri aklına takılır. Hiçbir şeyden haberi olmayan kediler. Tüm şımarık kalabalığın içinde, bir kapının eşiğinde oturup olup biteni izleyen kediler. Bir kutlama yapmayacakları için, hiç de gergin görünmezler. Hiçbir aceleleri olmaz. Onlara sıkça özenirdi böyle günlerde. Belki olup bitene özenen, ancak bunun dışında kalmış evsiz insanlar. Siyah eteğiyle çorabının siyahını tutturmak zorunda olmayan, evsiz insanlar. Kar yağdığında şımarık çocukların sevincinde donanlar. Şimdi bunların hepsiyle beraber çok sıradan bir gece geçirebilir. Yarın hiçbir şeyin dünden farklı veya daha iyi olmayacağını biliyor. Bunu bile bile kimseye gülümsemek zorunda değil bu gece. İsterse erkenden yatabilir. Hiç sevinmek zorunda değil, sevinecek bir durum da yok zaten, her yılbaşı gecesi olduğu gibi. Kıyafetini değiştirmek zorunda değil. Beğenmediği bir hediye için teşekkür etmek zorunda değil. Keyfi biraz daha yerine geliyor. Kitaplığın yanındaki duvarın önüne geçiyor, bakıyor. Bu duvarı neden boyamaya başladığını bilmiyor. Aslında geride kalmış bir dönemi boyamaya çalıştığını, üstünü kapatmaya uğraştığını, çıkartmış olmasına rağmen hâlâ orada gördüğü eski fotoğrafların üstünü örtmeye çalıştığını biliyor. Bunun gereksiz bir çaba olduğunu biliyor. Bunu yapmayı seviyor, sevdiği bir işi yapmak ona iyi geliyor. Parmağını duvarda gezdiriyor. Alt alta, aynı hizada asılmış üç resmin çivi izlerini buluyor dokunarak. Onları yok etmek istiyor. Macunla dolduruyor delikleri. Bu defa çok daha belirgin üç noktası oluyor duvarda. Parmağıyla yokluyor, o kadar derin ki delikler, sürülen macunu içlerine çekiyorlar. Duvara yaklaşıyor, olabildiğince yandan bakıyor. Resimlerin çivi delikleri o kadar belli oluyor ki biraz daha macun alıp tekrar sürüyor. Tekrar sürüyor. Artık duvarın ortasında beyaz bir yarık var, üç çivi deliğini birbirine bağlayan bir yol var artık tam ortada.
Merdivenlerde ayak sesleri duyuyor. Biraz dikkatli dinleyince birilerinin binadan çıkmak üzere aşağı indiğini anlıyor. Evde kutlamayacaklar demek ki. Yüksek topuklu bir ayakkabının sesini ayıt edebiliyor. Temkinli adımlar, alışık olmadığı kadar yüksek topuklu bir ayakkabıyla merdivenleri inen, beğenilmeyi çok arzu eden, kendini göstermek isteyen, ancak biraz tedirgin ayak sesleri. Sesler uzaklaşıyor. Koltuğa oturuyor, duvarı seyrediyor. Bütün geceyi böyle geçirebileceğini biliyor. Kımıldamadan, duvara bakarak, duvarda sakladıklarına bakarak. Kalkıyor, mutfağa gidiyor, buzdolabından şişeyi çıkarıyor, tezgâhta duran bir bardağa biraz koyuyor, geri dönüp koltuğa oturuyor. Bardağı avuçlarının arasında bir ileri bir geri çeviriyor. Sonra duruyor, duvara bakmaya devam ediyor. Aklından birçok anı geçiyor, bunlar dudağının ucundaki hareketlerden okunuyor. Kimi tatlı, kimi biraz sıkıcı anılar. Dünyada zaman geçiyor. Onun oturduğu yerde zaman geçmiyor, duruyor artık. Anıları bitiyor. Şimdiki zamanda takılıp kalıyor. Hiçbir şey yapmadan ve zamanın bir etkisi kalmıyor. Tam istediği gibi, hiçbir şey olmuyor. Bu ona huzur veriyor. Aradığı aslında bu. Bugüne kadar tanıştıklarını yeterli buluyor. Yeni bir şeye ihtiyaç duymuyor. Kafasını bile oynatmadan görebildiklerinin hatırlattıkları onu doyuruyor, tok. Sakin, ağır, acelesi yok. Duvarı böyle bırakmaya karar veriyor. Çıkan sonucu rastlantısal bulmuyor. O çivileri oraya çakanın da zamanında kendisi olduğunu biliyor, o çivilerin taşıdığı resimlerin de nedeni kendisi, bunu da biliyor; duvarı boyamaya karar veren de. Şu ana kadar olan biten her şey kendi yüzünden. Tüm bunlara rastlantı demeyi doğru bulmuyor, bu duvar onun ta kendisi.
Saatler geçiyor, dünyada herkes sırayla yeni bir yıla giriyor. O olduğu yerde duruyor. Dışarıdan gelen sesleri takip ediyor bazen. Sanki dünya onun altından, ona değmeden dönüyor, onu sürüklemeden. O istediği ve uygun bulduğu bir yerde, zamanın bir noktasında duruyor. Artık birlikte hareket etmek istemiyor, orada takılıp kalmak istiyor. Aklında bir boşluk hissediyor, derin fakat sakin, akmayan bir nehir var sanki orada. Kafasının bu boşluk yüzünden rahatladığını fark ediyor. Eskiden hayallerinin durduğu yer orası. Bir hayali var mı yok mu, onu anlamaya çalışıyor. Bir hayali yok. Bir hayal edinmek için iştahı da yok. Büyük bir genişlik bu. Büyük bir ferahlık. Orayı çok doldurmadan, o nehirle neler yapabileceğini düşünüyor. Bu düşünce biçiminin de bir hayale dönüşebilmesinden ürküp vazgeçiyor bundan. Bu boşluğun tadını çıkartmaya devam etmeye karar veriyor. Daha rahatlatıcı geldiği için oluruna bırakmaya karar veriyor. Duvara bakıyor, evet, duvarda yaptığı bu lekeye benziyor bu nehir. Karanlığın içinden akmadan geçen aydınlık bir nehir.
Dışarıdan gelen sesler giderek azalıyor ve sonunda hiç ses kalmıyor, hiç insan sesi kalmıyor. Sabahın kendine ait sesleri başlıyor, karanlık devam ediyor ama hâlâ. Sonra o da aydınlanıyor. Arada uyuyup uyumadığını bilmiyor. Bu artık çok da fark yaratmıyor onun aklında. Sıradan bir gün daha başlıyor, hava aydınlanıyor. Duvardaki nehir hâlâ her şeyden daha aydınlık, orası hiç kararmıyor.
Sokak lambaları sönüyor. Hayatta kalanlar, geceyi atlatanlar yeni bir güne ve yeni bir yıla başlıyor.