Yeni Medya Üzerine Eleştirel Notlar

Multimedya. Modern medyanın –postmodern mi demeliydik yoksa– hâkim olduğu toplumların zenginliği metaların bir birikimi olarak gözükmez, hatta gösterilerin bir birikimi olarak da gözükmez, daha ziyade simülasyonların bir birikimi olarak gözükür. Ekrandaki dünya ne üretilen ne de yeniden üretilen bir şeydir. Ne reel ne de temsilidir. Ama ayartıcıdır. Ayırt edici ve sanaldır. Ekranımın sınırları, dünyamın sınırlarıdır. The world as screen and simulation.

Bugün medyayı niteleyen şey multipleksliktir. Değişkenin çokluğudur. Taşmadır. Bilgiyle kaynamadır. Ekran alanı, işlem alanıdır. Artık yayımdan [transmission] değil, bilgisayımdan [computation] söz edilebilir. Ekran arayüzlenmiştir. Anahtar kelime telemorfozdur. Organizmanın davranışını koşullayan şey mekanizmadır. Organik ortam değil, elektronik periferidir. Kullanımı tanımlayan şey dikkat değil, dikkatin dağılımıdır. Odağın birliği değil, çokluğudur. Dağıtık bir optimizasyondur. Uyarılar çok kanallı ve organizedir. Kişiselleşir veya kişilleştirilmiştir. Info ile bio arasındaki ayrım ortadan kalkar. Simülasyon ile stimülasyon koşut ilerler. İşlemde olan tek bir ekonomi vardır. O da uyarım ekonomisidir.

Dünün medyası ile bugününki arasındaki fark söz konusu olduğunda kanalın yerini ağın, akışın yerini kodun, istemin yerini sistemin, hipnotizasyonun yerini ise hiperbolizasyonun almış olduğu söylenebilir. Temsil, fikir, arzu, istenç… Hepsi bilgiden geçer, dolayımlanır. Pasif alıcı diye bir şey kalmadıysa eğer, bunun sebebi artık alıcının aktif olarak üretilebilmesidir. Bugün medyanın genel etkisi beyinsel olduğu kadar psişiktir. Ve hatta psikosomatiktir.

***

Model. Eski medya ile yeni medya arasında bir kopuş olduğu tezi, internetin ve interaktif medyanın televizyonlaşmasıyla birlikte anlamını tamamen yitirdi. Televizyon aşılamadı, olsa olsa etkileşimli kılındı. Kanal mobilleşti, reklam anlatısallaştı, dizi çeşitlendi, haber merkezsizleşti, pazarlama bireyselleşti… Yani televizüel norm tabana yayıldı; herkes bir televizyoncu olup çıktı, o kadar. Sanılanın aksine iptal olan bir mecra değil, daha ziyade mutasyona uğrayan bir mecradır televizyon; ruhu genellenen ve fonksiyonu güncellenen bir makinedir. Zira modellerin modelidir televizyon: Orijinal modeldir. Televizyonu prototip olarak almayan, diyelim ki televizyondan ‘öğrenmeyen’ tek bir kitleselleşebilmiş medyatik uygulayım bile yoktur. Televizyon mükemmel numunedir. Medyatik paragon’dur. Sektörel eşiktir. Bakışı mesafeyle koşullayan her mecranın atası televizyondur. Gözün kulağa, bilginin enformasyona, imgenin imaja, fikrin kanaate vesaire dönüştüğü her ortam, –bugün buna realite de dahil– bir tür televizüel topos’tur. Televizyon aşılmış değildir, kendini aşmıştır yalnızca: Limit aşılan değil, aşımı belirleyendir. Televizyonu limitleyemezsiniz, limit limitlenemez.

***

Mediasyon. Telefonun televizyonlaşması, iletişimin göndergeselliğinin sessel olmayı bırakmasından kaynaklanır. Her araç işleviyle tanımlanıyorsa eğer, artık telefon diye bir şeyden söz edilemez. Telefon olsa olsa bir tür portatif televizyondur. (Televizüel bir işlev kazanmaya başlayan telefon ‘akıllı’ hâle gelir.) Sesbilim ve sesle ifade, yerini göstergebilim ve imgeleme bırakmıştır. Zira bugün iletişim sessel bir sisteme değil, imgesel bir sisteme dayanır. Ama imgelerle iletişim kuranlar da aslında imgelerin iletişimini kurarlar. İmgelerin alıcı ve vericisi olmanın yanı sıra katalizörüdürler. İletişim kurmanın karşılıklılığından ileti alma ve alımlamanın tek taraflılığına geçiş de böyle sağlanır. İletişim kişiyle kişi arasında değil, imgeyle imge arasındadır. Kullanıcı, aracıdır.

***

Homojenizasyon. Günümüzün envai çeşit medyatik materyali yalnızca görünüşte tüketicinin heterojenliğini yansıtır. Herkes için alacak bir şey olduğu iddası, herkesin bir tüketici olduğu düşüncesini varsayar. Sözde tüketiciler hâlihazırda homojenize olmasaydı eğer, bugünün medyatik materyali de var olmazdı. En azından olduğu hâliyle var olmazdı. Şurası kesin ki, medya söz konusu olduğunda tüketim homojenleşmeden üretim heterojenleşmedi. Tüketimsel kod yerleşmeden üretimsel varyant oluşmadı. Tüketimin etrafını kaplayan hale opaklaşmadan üretim saydamlaşmadı. Medyatik tüketim alışkanlığı oturduktan sonra, medyatik üretim çeşitlendi. Kitleler de gitgide kendi içinde segmentlere bölünerek kabileleşti. Diyelim ki parçalanarak birleşti. En nihayetinde de görünürde heterojen olan bir homojenlik türedi. Tüketen tükettiği ürünü tercih ettiğini sandı; tercihinin tüketim biçimi tarafından koşullandığını ise anlamadı. Tüketen tükettiği aracılığıyla iletişim kurduğuna inandı; tükettiğini iletmekten başka bir şey yapmadığını ise kavrayamadı.

***

Stabilizasyon. Zamane medyası söz konusu olduğunda üretim ve tüketim çatallıdır. Yani üretici ve tüketici birbirinden büyük ölçüde ayrıdır. Tüketen üretici bir mittir. En azından geniş anlamda böyledir. Medyatik materyali üreten onu tüketmeyendir. Ve diğer taraftan onu tüketen de onu üretmeyendir. En nihayetinde materyalin doğasından ileri gelir bu: Salt tüketilmek için vardır. Materyali tüketen tükettiğini üretemez, çünkü bilmez ki üretileni tükettikçe tüketmeye şartlanır. Ve materyali üreten de ürettiğini tüketemez, çünkü bilir ki ürettiğini tükettikçe üretmemeye şartlanır. Bugün medyatik üretim iştir [business]. Öte yandan medyatik tüketim ise işsizliktir [idleness]. Bir medya oluşumu ürettiği ürünlerin tüketimini kendi üretim sürecine kanalize etmiş olsaydı eğer, var olamazdı. Medyatik negentropi?

***

Kullanım. Kullanan araçsallaştırır. Kullanım ise amaçtır. Günümüzde medya kullanımı, kullanıcının medyayı kullanımından çok, medyanın kullanıcının kullanımını kullanmasıdır. Yani medyatik bağlamda kullanım, medyanın kullanıcı aracılığıyla üretimi ve yeniden üretimidir. Medyatik konstrüktivizm?

***

Yazılım. Bir şeyi çat pat kullanmak, o şeyin nasıl çalıştığını bilmeyi gerektirir. Bir şeyi hakkıyla kullanmak ise o şeyin neden öyle çalıştığını bilmek demektir. Siz yazılımla ilgilenmiyor olabilirsiniz. Ama yazılım sizinle ilgileniyor.

***

Gözetim. Medya aracılığıyla salt kullanıcının gözetlendiği fikri yüzeyseldir. Zira bugünün medyası aracılığıyla kullanıcının gözetlenebilmesi için, önce gözetlenebilecek bir aktivite olması gerekir. Bugün anladığımız hâliyle medyanın çalışma prensibi aslen sanal aktiviteyi yükseltmektir. Yani kullanıcıyı çoğaltmaktır. Ve dolayısıyla kullanıcılar arasındaki etkileşimi artırmaktır. Kullanıcının şahsıyla değil, onun diğer kullanıcılarla olan etkileşim şekliyle ilgilenir medya; önemli olan sanal –kimi zaman da reel– sirkülasyonun biçimidir. Bir bütün olarak medya, –bu bağlamda– bir gözetleme ağıdır. Gözetlemekten çok, gözetleterek işler. Gözetlenen kullanıcı değildir. Kullanıcıların birbirini gözetlemesidir. Herkes birbirini gözetlediğinde gözetleyiciye gerek kalmaz. Panopticon. Omniopticon.

***

Kontrolizasyon. Sanılanın aksine bugün medyada ifade özgürlüğü sınırlanmaz, daha da ileri gidilir. İfade özgürlüğünün içi tamamen boşaltılır. Sosyal medya denen şeyin en temel işlevlerinden biri, örneğin, ifade özgürlüğünün denetim altında tutulmasını sağlamaktır. Gilles Deleuze’ün de yerinde bir şekilde tahlil ettiği gibi, sorun, baskıcı güçlerin ifadeye ket vurması değil, tam aksine ifadeye zorlamasıdır (Pourparlers). Susmaya değil, konuşmaya mahkûm etmesidir. Diyelim ki konuşmayı dolayımlı [mediated] hâle getirmesidir. (Sosyal medyada söz söylemenin sağaltıcı etkisi de bundan kaynaklanır.) Susturulmak değil, konuşturulmaktır sorun: Kontrol, teşvik eder. İfade özgürlüğü diye bir şey yoktur artık, yalnızca ifadenin bir hiper-özgürlüğü, hiper-hızlı bir ifade cümbüşü vardır. Freedom of speech. Mediated speech-act.

***

Dezenformasyon. İnteraktif medya söz konusu olduğunda haber ve asparagas haber arasında ince bir çizgi olmasının nedeni, bugün medyanın genel etkisinin bilginin yaratım şeklinden çok, yayılım biçimine dayanmasıdır. Haberi yayan da haberi yaratır. Post-truth. Ultrarapid-truth.

***

Yurttaşlık. Gürültüyü bilgi olarak sunma görevi artık gazetecinin değil, yurttaşındır. Gazetecilik nihai hedefine ulaşarak, yani büyük gürültüye karışarak yitmiştir. Vox populi. Vox nihili.

***

Kamusallık. Kamusallığın sosyal medyaya kilitlendiği bir zamanda kamusal söylem diye bir şeyden söz edilemez, sadece shitstorm’dan söz edilebilir. Kamusal olanın sanallığı, sosyal olanın menopozudur.

***

Sosyallik. Sosyalleşmesini mümkün kılacak tek şey dolaşım hâlindeki türlü medyatik materyal olduğunda her kullanıcı amatör bir reklamcıdır. Sosyal medya tabirinin içerisindeki ‘sosyal’in bir ironi olduğunu unutmamak gerekir.

***

Linç. Geleneksel medya hıncı körüklüyordu. Öfke temsiliydi, temsile duyulan öfkeydi. Sosyal medya ise linci körüklüyor. Öfke temsili hedef almıyor artık, daha ziyade temsilsizleşiyor. Herkese ve her şeye duyuluyor. Tesellinin şiddette aranmasının nedeni ise aslen, görünmezliğin, yani toplumsallığın yok oluşunun, sanala göçüşünün yaratmış olduğu anksiyete ve depresyondur. Diyelim ki kitlesel nevrozdur. Şiddetle arınma, toplumsal olan için ağıttır. Medyatik linç, avam isterisinin yansımasıdır. Jean Baudrillard (“The Powerlessness of the Virtual”): When everything is social, suddenly nothing is.

***

Terörizm. Sosyal medya aracılığıyla yayımlanan terör eylemlerinin gösterdiği, terörün ereğinin ölüm değil, görünüm olduğudur. Vakti zamanında Marshall McLuhan’ın da dediği gibi (“Violence as a Quest for Identity”): Terörist, algılanmayandır. Görünmeyendir. Ve görülmelidir. Ekstrem olandan başka hiçbir şeye uyarılmayan bir dünyada görünür kılan tek şey ise şiddet eylemidir, şiddetin pornografisidir. Most vital, most viral.

***

Aktivizm. Sosyal medyada aktivizmin aldığı form, büyük oranda slacktivism’dir. Herkesin hiç kimseleştirildiği bir ortamda hiç kimseye herkese konuşuyormuş gibi konuşmaktır. Yani hiçbir yerde hiç kimseye her şeyi her an her şekilde anlatmaktır. Direnmek budur. Takipçiyi artırmaktır. Beğenmek, paylaşmak ve yorum yapmaktır.

***

Narsizm. Sosyal medyanın narsisizmi körüklediği düşüncesi kendi kendini açıklar. Kişinin kendi imgesini üretebildiği bir ortam, yapısı gereği narsisistiktir. Ben [ego] denen şey ise imgesi aracılığıyla kendisidir. Benliğin kendini kendinden geçirmesinin anlamı da budur. The me me me generation. The ecstasy of self-referential degeneration.

***

Anıtlaştırma. “Bir insan olarak doğdu ve bir avatar olarak öldü.”

***

Siberintihar. Sosyal medya intiharı ölümün tekilliğini ortadan kaldıran bir eylemdir. Zira basitçe ölünmez, başkaları için ölünür. Ölüm bireysel değil, kolektiftir. İzlenceye dönüştürülür. Fiziksel değil, imgeseldir. Herkese yansıtılır. Sanal olanda gerçeği yitiren, sanalı da yitirmesiyle birlikte gerçekte sanal için ölür. Ölümü ise herkesin suçudur. Ölenin ültimatomu budur. You are my death. My death is live.

***

Influencer. Kanlı canlı reklam; reklam-insan.

***

PR. Public relations. Persuasion racket.

***

Selfie. Self-portrait. Hyperself.

***

Persona. Sosyal medya söz konusu olduğunda kişi [person] diye bir şeyden söz edilemez, yalnızca şeffaflaştırılmış bir kişilikten [persona] söz edilebilir. Dünyayı birinci şahısın gözüyle görenden değil, kendine üçüncü şahısın gözüyle bakandan bahsedilebilir. Yüzün opaklığı değil, maskenin saydamlığıdır söz konusu olan: Senin ekranın, benim aynamdır.

***

Profil. I’m on your screen. Cool, flat, and smooth. I’m an image.

***

Hesap. I’m on your screen. Generated, liquid, and spaced. I’m an information.

***

Trend. Bugün medya söz konusu olduğunda trendi belirlemek, trendi yakalamaktır. Trend trenddir, ki trend olan da budur. İçi boş bir kaptır. Ve her şeyle dolabilir.

***

Beğenme. Sosyal medya bugün, beğeninin limitidir. Endeksidir. Artık beğenip beğenmeme değil, salt sosyal medyada ve sosyal medyadan beğenip beğenmeme söz konusudur. Ama beğeni beğenme olduğunda beğeni yiter. Merkeze beğenen özne değil, beğenilen nesne geçer. Beğeninin nesnesi ortadan kalkmıştır. Onun yerini beğenmenin nesneleştirmesi almıştır.

***

Örgütlenme. Sosyal medya aracılığıyla politik olarak örgütlenilememesinin nedeni, salt örgütlenme idealiyle politik olarak örgütlenilememesidir. Örgütlenme aciliyeti örgütlünün zafiyetidir. Örgütlü tüketmeye alıştığında örgütü de tüketir. Byung-Chul Han (“Why revolution is no longer possible”): No revolutionary mass can arise from exhausted, depressive, and isolated individuals.

***

Oyalanma. Sosyal medyada vakit öldürüldüğü düşüncesinin gözden kaçırdığı, vaktin ölü doğduğu bir yerde vakit öldürmenin mümkün olmadığı gerçeğidir. Zamanın işlemselleştirildiği bir ortamda zamandan söz edilemez.

***

Uykululuk. Dizi denen şeyin –Netflix ve türevleri– uyku getirici olarak kullanılması, bir tesadüf olmamakla beraber, uyumak için dahi uyarılmaya ihtiyaç duyulduğunu gösterir. Değil mi ki hikâyeler bizi birleştirir, insomnia’nın çözümü hypersomnia’dır. Medyatik ironi de budur işte: İzle ki beni, izleyeme beni!

***

Kayıtsızlık. Yeni medya teknolojilerinin kullanıcı üzerindeki etkisi, özünde aşırı uyarılmaya [overstimulation] dayanır. Uyarılma duyarlı kılarken, aşırı uyarılma duyarsız kılar. Bundan kasıt, uyarım eşiği yükseldikçe tepkiselliğin kapsamının daralmasıdır. Bugün bütün bir medyayı kapsayıp kuşatan ironik ve sinik kayıtsızlığın temeli de budur. Uyaran kayıtsızlığı beslemişse eğer, kayıtsızlığı besleyen de uyaracaktır. Anlam böyle yiter.

***

Pozitiflik. İmgesi bugün medya aracılığıyla pazarlanan hissizlik.

***

Yaratıcılık. İmgesi bugün medya aracılığıyla pazarlanan vasatlık.

***

Yorum. Konuşma baskısının en çok hissedildiği an, söyleyecek hiçbir şeyin olmadığı andır. Bugün yorum denen şeyin bulduğu anlam da büyük oranda budur. Söyleyecek hiçbir şeyi olmamak, ama yine de konuşmaktır. Susmamak için konuşmaktır. Whereof one cannot speak, thereof one must comment.

***

Tanım. Tanımlamak, etiketlemektir. Etiketlemek, yadsımaktır. Bugün medyada her şeyin tanımı vardır. Her şey tanımlanır. Çünkü tanımlanamaz olan, pazarlanamaz olandır. Temellük edilemeyendir. Tanımlandığında yiten şey ise tanımlanan şeyin kendisidir. Elde yalnızca tanım kalır. Nedir tanım? Şeyin tortusudur.

***

Alıntı. Bugünün medyatik uzamı alıntılarla doludur. Alıntı bağlamı yok ederek anlamı şeyleştirdiği için mi acaba? Anlamın bağlamının önemsiz olduğunu gösterdiği için mi ya da? Anlamı bağlamdan kopararak anlamı anlamsızlaştırdığı için mi yoksa? Guy Debord’dan alıntılıyorum (The Society of the Spectacle): Quotations are useful in periods of ignorance or obscurantist beliefs.

***

Meditasyon. Mindfulness application: Meditation through mediation. (McMindfulness?)

***

Motivasyon. Motivasyon materyallerinden daha ironik hiçbir medyatik materyal yoktur. Enerjiyi tüketen tüketimken enerjinin tüketimle üretilebileceğine inanmak, tükenmişliği tüketmektir. Ya da daha doğrusu, tükenmişliğin tüketimini üretmektir. Motive etme konseptinin kendisi dahi başlı başına bir paradokstur. Bugün medyadaki en büyük şaka budur.

***

Reaksiyon. Bugün medyayı dolduran ‘reaksiyon videoları’nın gösterdiği, tüketeni de tüketmenin, yani tüketimi de tüketmenin mümkün olduğudur. Reaksiyon kendinde ve kendi için vardır. Ama bu da reaksiyon denen şeyin iptalidir. Reaksiyonu doğuran aksiyondur. Reaksiyona reaksiyon veremezsiniz, reaksiyonu taklit edebilirsiniz, o kadar. Reaksiyonun reaksiyonunun ürettiği, sosyallik süsü verilmiş olan bir asosyalliktir, yani bir tür çoklu asosyalliktir. Etkiye tepki verilemediğinde tepkiye tepki geri verilir, ki bu da davranışsal bir anomalidir. Patolojik bir mimetizm?

***

Belgesel. Belgesel film, günümüz medyası tarafından soğurulup ortadan kaldırılmıştır. Bilgi ve belge akışına indirgenerek yok edilmiştir. Belgesel film enflasyonundaki artışın ana nedeninin de bu olduğu söylenebilir. Gerçeğin enformatikleştiği, yani gerçeğin ‘bilgilenilecek’ bir şey hâline geldiği bir dünyada belgesel film her yerdedir. Ve tabii ki tek işlevi de gerçekle ilgili bilgilendirmektir. Bilgiyi sağlamaktır. Gerçeği yorumlamak değil, tam aksine onu ‘yansıtmak’tır. Tek boyutlu kılmaktır. Bugün belgesel filmin her yerde oluşu, onun hiçbir yerde oluşunu gizliyor. Varlığı yokluğunun delili hâline geliyor. Bugün anladığımız hâliyle belgesel filmin gerçekle hiçbir ilişkisi yoktur artık, yalnızca iletişim ve enformasyonla ilişkisi vardır. Komünikatif ve enformatiktir, o kadar. Kişiler ve kolektifler tarafından değil, kurumlar ve şirketler tarafından üretilen belgesel filmler…

***

İstatistik. Medya bugün en nihayetinde tek bir sözde bilimle içli dışlıdır, ki o da istatistiktir. Zira istatistik ortalama bulur, eğilim belirler, tahmin eder, geneller. Ve en önemlisi, yorumlar. Toplumdan kitleyi, anomaliden kanunu, sapmadan anormali, vasattan normali çekip çıkartmayı sağlar. Denebilir ki, medyatik satürasyonun temeli istatistikseldir. Yani medyatik materyalin ekonomisi, istatistiksel bilgiye dayanır. Yönetimseldir. Çoğunluğu temel alır. Çoğunluğu hedef alır. Çoğunluğu oluşturur.

***

Algoritma. Medyatik sirkülasyonun algoritmikleşmesi, tüketici denen şeyi ortadan kaldırmıştır. Artık tüketici diye bir şey yok. Çünkü tüketecek bir şey yok. Çünkü tüketimin bilinci yok. Tüketme edimi [consumption] yerini soğurma edimine [absorption] bıraktı. Tüketicinin yerini kullanıcı aldı. Kimdir kullanıcı? Nesneyi seçip alan değil, daha ziyade bilgiye maruz kalan, onu emen, yutuveren bir vakumdur. Tüketimin algoritmikleşmesiyle birlikte ortadan kalkan şey tüketicidir. Artık sadece tüketim var. Algoritma, tüketimin kendi kendini tüketmesini mümkün kılan işlemsel süreçtir.

***

Veri. Sayısal olan özünde sayısallaştırılmış olandır. Sayıyı bir damga olarak taşıyandır. Bilgi veri olduğunda birey de birim olur.

***

Dataizm. Veri fetişizminin ürkütücülüğü veriye dönüştürülemeyen her şeyin göz ardı edilmesinde değildir. Daha ziyade veriye dönüştürülemeyen her şeyin hiçbir şey ifade etmediğinin düşünülmesindedir. Sayıda boğulmak budur, Byung-Chul Han haklıdır (Psikopolitika): “Dataizm nihilizmdir.”

***

Şeffaflık. Herkesin kendi isteğiyle şeffaflaştığı bir çağda güvensizlikten söz etmek, hiçbir şeyden söz etmektir. Çünkü güvensiz olmak, boşlukta olmaya yeğdir. Ağda olmamak, var olmamaktır. Öyleyse güvensizlik hâli güvenlidir.

***

Elektropatoloji. FOMO.

***

Elektrobiyoloji. Phantom vibration syndrome.

***

Fotografi. Medya aracılığıyla kristalize edilip müstehcenleştirilmiş bir dünyada fotoğrafın işlevi mevcudiyeti yansıtmak değil, onu onamaktır. Diyelim ki varoluşu tasdiklemektir. Olan her şey imgeseldir. Olanın doğası budur. Vardır. İmgeselleşmemiş olan şey ise namevcuttur. Kayıptır. Basitçe yoktur. Gerçeğin genel belirteci imgesellik olduğunda fotoğraf gerçeğin sanatı olmaktan çıkar. Gerçeğin kendisi olur. Çünkü artık gerçek olan, yüzeysel [surficial] olandır. Her şey yüzeyselleştiğinde gerçeği üreten yüzey sanatıdır.

***

Pornografi. Tüm akışları enformatikleştirip yönlendiren bir devrin sperm akışlarını da enformatikleştirip yönlendirmesi şaşırtıcı bir şey değildir. Cinsellik böyle yiter.

***

İnfografi. Information in the form of fast food.

***

Video. Ulus Baker, videonun görme faaliyetinin mahiyetini değiştireceğini, görme gücünü artıracağını, sinemanın “izliyorum”unun [I am watching] videonun “görüyorum”una [I am seeing] dönüşeceğini söylemişti (Beyin Ekran). Baker’in naif iyimserliğine karşın, şu anki durum bunun tam aksini gösteriyor. Birkaç uç örnek haricinde videonun görmekle uzaktan yakından hiçbir ilişkisi yok. Bugün video denen şey sinemanın, özellikle de ana akım sinemanın üretmiş olduğu izleme pratiğini yoğunlaştırmaktan başka hiçbir işe yaramıyor. Video tarafından bilgiye bulanıp yoğunlaştırılan izleme deneyimi ise zamanı boğuyor. Enformatikleştiriyor. Videoda akan da zamandan çok, estetize edilmiş bir info oluyor. Video görselliğin bilgisini sunmuyor, daha ziyade bilgiyi görselleştiriyor. Onu konsantre ediyor. Tüketilebilir hâle getiriyor. İzleniyor, unutuluyor. Yeniden izleniyor, yeniden unutuluyor. Neden peki? Çünkü izleyen izlediği müddetçe videoyla bildiği, videodan öğrendiği yanılsamasına kapılıyor. Videonun çekiciliğinin nedeni de bu: Bilgiyi hazır hâle getiriyor, zamanı işlemselleştiriyor. Bu raddede videografiyle infografi arasında da –kullanımsal açıdan– hiçbir fark yok. Her ikisi de bilgiyi işliyor, görselleşmiş olan bilgiyi ise bilginin çıktısı, hatta özü olarak sunuyor. Video söz konusu olduğunda bir “izliyorum”dan söz etmek dahi imkânsız artık, olsa olsa bir “bakıyorum”dan [I am looking] söz edilebilir. Bakan baktığı sürece neye baktığı ise önemli değildir.

***

VR. Sanal gerçeklik konsepti, gerçekliğin hâlihazırda sanallaştırılmış olduğu gerçeğini gizliyor. Gerçekliğin üretmiş olduğu sanallık, tamamlanışını sanalın gerçekliğinde arıyor. Gerçekleşen sanal, sanallaşan gerçekliğin istencidir. Virtüelin realitesini üreten, reelin virtüelitesidir.

***

Oyun. Gerçekliğin yeniden üretime değil, doğrudan üretime dayandığı, sanallaştığı, yani gerçekliğin kendisinin üretildiği bir çağda her şey oyundur. Simülasyon çağının model sanatı video oyunudur.

***

Simbiyoz. Medyanın niteliği –McLuhan’ın vakti zamanında iddia ettiği gibi– uzantısal değildir. En azından artık değildir. Bugün medyayla kurulan ilişkinin biçimi simbiyotiktir. Operasyonel ve fonksiyonel değil, nörotik ve biyotiktir. Artık organik bir bedenden, fizikselliğin birliğinden söz etmek dahi zor. Daha ziyade elektronik bir bedenden, medyatik bir corpus’tan söz edilebilir. Beden ağın içinde yiter. Dijital bir mizansendir. Bu açıdan insan olan ile insan olmayan arasında da bir ayrım yoktur. Zihin algoritmikleşmiştir. Dijital uyarana tepki verir, onunla yönlenir. Bir tür mekanik organizmadır. Yeni bir modeldir. Bir işlemci gibi çalışır. İşlem, iletişimdir. İletişimsizlik ise mittir. Hiçtir. Mânâsızdır. O hâlde yabancılaşmadan [alienation] söz etmenin de bir anlamı yoktur. Olsa olsa güdümlemeden [cybernation] söz edilebilir. Baudrillard, artık yabancılaşmanın dramını paylaşmadığımızı, ama iletişimin vecdini yaşadığımızı söyler (“The Ecstasy of Communication”). Haklıdır. Bilginin enformasyon, cinselliğin pornografi, histerinin şizofreni, şiddetin terör, öznenin ise nesneye dönüştüğü bir dünyada yabancılaşacak hiçbir şey kalmamıştır. Çünkü hâlihazırda her şey yabancıdır. Herkes ekrandır. Soğurucu birer yüzeydir. Yayın [feed] ve geri bildirim [feedback] arasındaki harekettir [transaction]. Canlı birer terminaldir. Ekran ise ufuktur. Her şeyin onda olduğu ve yok olduğu, onda belirip kaybolduğu, toplandığı ve dağıldığı bir akış monitörüdür. Her şeyi emip kusan bir hattır. Artık ekran söz konusu olduğunda yüzden değil, arayüzden bahsedilebilir. Yansımadan değil, işlemden söz edilebilir. Araç mesaj olmayı bırakmıştır. Mesaj serbest dolaşımdadır. (The mass is the mass[age].) Baudrillard’ın da dediği gibi, gerçeğin belirteci ayna ve sahne değildir artık, daha ziyade ekran ve ağdır. Dışarı vuran hiçbir şey yoktur, her şey içine çeker. Kapsayıp kuşatır, solunan havadır. İçeriye patlar. Medyosfer.

{fold içindeki imge: “Cellphones during concerts: yes or no?”}

algoritma, belgesel film, dijital kültür, ekran, gözetim, Hasan Cem Çal, iletişim, imge, influencer, infografik, Marshall McLuhan, medya (mecra), reaksiyon videosu, sanal gerçeklik, selfie, sosyal medya, televizyon, tüketim, video, VR, yeni medya