Pazar Sekmeleri: Expanded Cinema
- Ele gelmez bir kavram expanded cinema [genleşen sinema]. Tanımlanması zor, hatta imkânsız. Ama onu yine de şöyle tanımlamış (ya da tanımlanamazlığını tanımlamış) avangard sinema bilgini A.L. Rees (Expanded Cinema: Art, Performance and Film): “Genleşen sinema, birçok film ve projeksiyon etkinliğini tanımlamak için kullanılan esnek bir kavram. Ne olduğunu açıkça söylemek ve tanımlamak gerçekten zor. En geniş anlamıyla, film ve video sanatının en çelişkili boyutlarını, capcanlı bir şekilde gösterişlisinden kaskatı bir biçimde materyalist olanına dek, kucakladığı söylenebilir.”
- Tate’in bir “sanat terimi” olarak expanded cinema’yı tanımlayışı ise şu şekilde: “Genleşen sinema terimi, sinemanın sınırlarını zorlayan ve izleyici ile ekran arasındaki geleneksel tek yönlü ilişkiyi reddeden bir film, video, multimedya performansını veya kapsayıcı bir ortamı tanımlamak için kullanılır.” (Her ne kadar eksik de olsa, fena bir tanım değil bu.)
- Expanded cinema, 1960’ların ortalarında, sanatçıların ve filmcilerin geleneksel izleyiciliğe meydan okumaya başladığı ve izleyiciliği daha katılımcı kılmaya çalıştığı bir dönemde Amerikalı filmci Stan VanDerBeek tarafından icat edilmiş bir terim aslında. Bir terim olarak expanded cinema’yı ilk olarak VanDerBeek üretiyor yani. (Öte yandan, rivayetler arasında bu terimin Amerikan basınında ilk kez 1965’te görüldüğü ve Robert Whitman’ın Cinema Pieces’ini nitelemek için kullanıldığı da var.)
- Aynı adda yazılmış en ünlü kitap ise Gene Youngblood’ın Expanded Cinema’sı. Bu kitapta sinemanın ta kendisini genleşik bir şey olarak ele alıyor Youngblood. Onu film medium’unun ötesinde tanımlayıp videoya, performansa, dijital animasyona ve hatta holograma dek genişletiyor (Yoksa “genleştiriyor” mu?). (Kitabının ellinci yıl dönümü baskısına yazdığı önsözde ise 21. yüzyılda genleşen sinemanın gerçeklik teknolojiklerine dayandığını yani özelinde VR, AR ve MR, genelinde ise XR olduğunu ima ediyor.) Youngblood’ın söz konusu kitabının bölümlerinin içeriğini özetleyen bir Wikipedia sayfası da mevcut ayrıca (Bazı Wikipedia sayfaları gerçekten de bilgilendirici oluyor, zaten Wikipedia’yı hor görmek artık çok demode bir şey hâline geldi, dolayısıyla gerekli bilgileri aldıktan sonra, akabinde siteyi terk edebilirsiniz, bu mümkün).
- Youngblood’ın, vefatından evvel kitabının her bir bölümünü ayrı ayrı ve bugünle ve bugünkü sinematik teknolojilerle ilişkisinde ele aldığı her biri bir saati aşkın yedi videodan oluşan bir oynatma listesi de mevcut (Bu öngörülü adamın bir tür medyatik İncil hâline gelmiş kitabını anlamak, bugün expanded cinema’nın ne ifade ettiğini anlamak için elzem hakikaten).
- Diğer taraftan, Andy Warhol’un Exploding Plastic Inevitable adını takmış olduğu multimedya etkinliklerini expanded cinema olarak görmek de pek tabii mümkün. Çeşitli filmleri, müzik performanslarını, dansları vesaire içeren etkinlikler bunlar. Zamana dayalı sanatların –müzik, sinema ve dansın– bir amalgamını sunuyorlar. Ronald Nameth’in ise bu etkinliklerin birini kayda almış olduğu harikulade bir filmi var: Warhol’s Exploding Plastic Inevitable with The Velvet Underground.
- Andy Warhol’un bir başka filmik expanded cinema çalışması olan Outer and Inner Space’te ise söz konusu olan, Edie Sedgwick’in dört ayrı ve birbiriyle ilişkili close-up’ının bölünmüş ekranda [split screen] sunulması. Bölünmüş ekranın erken dönem ve sofistike kullanımlarından biri olması itibarıyla bu filmi de (yoksa filmleri mi?) expanded cinema kavramının içerisinde düşünmek olası.
- Ekranının bölünmüşlüğünü ya da daha doğrusu kendi içinde bölünmüş ekranı yer yer bir triptik, yer yer bir çarmıh, yer yer bir çember, yer yer ise bir küp olarak düzenleyen, imgeyi ekrandaki bir kalıntı değil bir kırıntı olarak kuran, hareket-imgeyi ekranlar arası çeşitleyen bir film için bkz. Hugh O’Connor, Roman Kroitor ve Colin Low’un In the Labyrinth’ı.
- Sözlü olmayan, salt imgesel bir dilin yaratım imkânını sinemanın genleşik evriminde gören Stan VanDerBeek’in expanded cinema üzerine kaleme almış olduğu 1966 tarihli bir manifestosu da bulunuyor: “Culture: Intercom” and Expanded Cinema: A Proposal and Manifesto. Kesinlikle okumaya değer.
- İlk interaktif film olan, filmdeki olayların gidişatının pasifçe izlendiği değil aktifçe seçildiği (çok az bilinen) bir film var ayrıca: Karla Chadimová, Miroslav Horníček ve Jan Libíček’in Kinoautomat’ı. Basitçe, seçme imkânının izlenceyi yönlendirmesi hâli söz konusu; zaten tam da bu anlamda bir expanded cinema örneği sayılabilir bu film. Zira, her ne kadar zaman-mekânsal olarak hâlâ daha tek bir ekrana bağlı ve bağımlı kalsa da, filmi (imgesel akış düzeyinde) seçimle çeşitlenen bir şey olarak kurup kurgulaması (ya da kurup kurgulattırması) itibarıyla film deneyimini genleştiren de bir tarafı var (Zihnin filmi düşünüşünü filmle eşliyor bir bakıma). (Filmik olayların varlığından söz edebiliyorsak, bu olayların bir nevi güdümlendiğini söyleyemez miyiz bu filmde? Bir “bilim” olarak sibernetiğin yükseliş yıllarına denk gelmesi bir raslantı mı bu filmin yapımının? Bir güdüm-film?)
- Expanded cinema üzerine yazılmış birkaç müstakil ve müstesna metni de unutmadan paylaşmak gerek: Wernes Nekes’ten “Some Notes on Expanded Films”; Carole Schneemann’dan “Free Form Recollections of New York”; Annabel Nicolson’dan “Artist as Filmmaker” ve son olarak, Japanese Expanded Cinema and Intermedia: Critical Texts of the 1960s adlı olağanüstü kitaba önsöz olarak yazılmış bir metin, Julian Ross’tan “Situating Intermedia and Expanded Cinema in 1960s Japan”. (Bu en sonda adı geçen kitap ve metin ayrıca bir önemi haiz. Japon deneysel sineması gerçekten de keşfedilmemiş bir ada gibi çünkü. Toshio Matsumoto ve Takashi Ito’nun işlerini dahi bilen kişi sayısı çok çok az...)
- Riccardo Venturi’nin, expanded cinema’yı dünkü ve bugünkü koşullar içerisinde yani hareketli görüntü teknolojilerinin dünü ve bugünüyle ilişkisinde düşünen, expanded cinema’yı retrospektif ve prospektif olarak ele alan çok değerli ve çok kısa bir metni var: “Rethinking the Expanded Cinema”. Expanded cinema’yı düşündükten sonra düşünmek, “tekrar düşünmek” için ideal bir metin bu da.
- Federico Biggio’nun, Gene Youngblood’ın sinemaya dair elli yıl önceki fütüristik vizyonunun bugüne yansımaları üzerinden expanded cinema’yı değerlendiren, onu bugünün gerçeklik teknolojileriyle (VR, AR, MR, XR) ilintililiğinde kavrayan şahane bir metni de göz atmaya değer kuşkusuz: “Augmented consciousness: Artificial gazes fifty years after Gene Youngblood’s Expanded Cinema”.
- Oscar almış ilk sanal gerçeklik filmi için ayrıca bkz. Alejandro González Iñárritu’nun Carne y Arena’sı (Bu film ile Amores perros’un aynı filmografide bulunması pek bir ironik). (Bu tip filmlerle birlikte “izleyici olmanın pasifliği” mitinden de kurtulacağız belli ki, sanki okumak ve yazmak dünyanın en pasif iki eylemi değilmiş gibi… Jacques Rancière!)
- Jonas Mekas’tan görme duyusunu genleştiren sinematik deneyimler ve genleşimsel sinepedagoji üzerine: “On the Expanding Eye”. (Marshall McLuhan bu metni okusa fazla “Batılı” bulurdu, too imagocentric “görürdü” kuşkusuz).
- Yine bu konuda, expanded cinema hakkında Gary Comenas’ın kaleme aldığı, Amerika’daki expanded cinema performanslarını ve bu performanslar hakkındaki medyatik yazını ele alan didaktik nitelikteki bir metin için bkz. “Expanded Cinema?” (Didaktizm de güzel bazen. Live life harmonically.)
- Duncan White’ın, expanded cinema’yla ilişkilenen çokbiçimli pratiklerin kartografik bir dökümünü çıkarmış olduğu, expanded cinema’yı bir pratikler dizgesi olarak bir nevi haritalayan bir mind map’i bulunuyor. (Bir bakıma George Macuinias’ın Expanded Arts Diagram’ının bir türevi bu, öyle de denebilir yani.)
- Gloria Sutton’ın, gelmiş geçmiş en ünlü expanded cinema performanslarından biri olan Stan VanDerBeek’in Movie-Drome’unu incelediği ve onunla ilişkisinde expanded cinema’nın farklı veçhelerini tartışmaya açtığı, VanDerBeek’in bu performansını (ve birçok başka performansını) çağdaş yeni medya sanatının ve katılımcı sanat pratiklerinin bir prototipi olarak kavramsallaştırdığı harikulade bir kitabı olduğunu da not etmek lazım: The Experience Machine: Stan VanDerBeek’s Movie-Drome and Expanded Cinema.
- Janine Marchessault ve Susan Lord’un editörlüğünü üstlendiği, sinemayı interaktif, performatif ve ağ bağlantılı olarak inceleyen yani expanded cinema’yı bu boyutlar ve türevleri içerisinde tartan ve düşünen metinlerin yer aldığı bir kitap için ise bkz. Fluid Screens, Expanded Cinema.
- Expanded cinema’nın erken dönem gelişimini merkezine alan ve ayrıntılandıran, televizyonun doğuşundan 1950’lerin ve 1960’ların hareketli görüntü teknolojilerindeki genel çeşitlenmeye ve farklanmaya dek sinemadaki teorik ve pratik genleşimin izini süren ve inceleyen Andrew V. Uroskie’nin Between the Black Box and the White Cube: Expanded Cinema and Postwar Art’ı expanded cinema’nın tarihselliği söz konusu olduğunda gerçekten de değerli bir kaynak. (Sinemayı televizyondan ayırma ve ayırt etme tribine ve gafletine son vermek için de ideal bir okuma bu.)
- Sinemanın çağdaş sanatla olan ilişkisini mekân, deneyim, mevcudiyet/namevcudiyet, üretim ve tüketim, teknoloji, mit, algı, olay ve zamansallık kategorileri üzerinden ele alan (içeriğinin düzeni itibarıyla pek bir Kantçı sanki bu kitap?), sinematik genleşimi, expanded cinema’yı sanatla bağlantısında yani hareketli görüntü ile sanatın kesişim noktasına kavrayan bir kitap da var ayrıca: Theorizing Film Through Contemporary Art: Expanding Cinema. (Sinemanın tadilleri ile sanatın tacirleri bir araya gelirse ne olur? İşte kitapta “cevaplanan” bonus soru…)
- Hareketli görüntünün gelecek genleşimlerini geçmiş genleşimleriyle (bölünmüş ekranlı filmler, canlı sinematik performanslar, ışık sanatı, kinetik sanat, video ve CGI) bir arada inceleyen, multimedyatik hâlinden intermedyatik hâline dek sinemadaki değişimleri takip eden ve bu konuda notlar düşen ve her şeyden önemlisi sinemanın varoluşuna dair ezber bozucu bir anlayış sunan bir kitap için ekstradan bkz. Jonathan Walley’in Cinema Expanded: Avant-Garde Film in the Age of Intermedia’sı. (Sinemanın ölümünü ilan etmekten neredeyse orgazmik bir keyif alan bugünün insanının pseudo-teorik zehirine karşı ultra-teorik bir panzehir olarak yazılmış bu kitap sanki…)
- Biraz da pratik: Carolee Schneeman’ının, renkli ışık panellerini, film projeksiyonunu, yırtık kolajları, renkli suları, ipleri ve dahasını bir araya getirerek gerçekleştirdiği expanded cinema performansı Snows’u belki de bir tür “somut film” olarak değerlendirmek lazım. Found object cinema?
- Valie Export’un Touch Cinema’sını bir tür expanded cinema performansı olarak görmek de mümkün pek tabii. En amiyane tabirle bir “somut sinema” örneği bu da. Herhangi bir hareketli görüntü teknolojisini değil (şehvani) hareketin kendisini yönlendiren, bir tür carnal camera obscura’ya katan, imgelemi dokunsal kılan bir sinemadan söz ediyoruz. Sinirsel bir şok sinemasından bahsediyoruz (Sergei Eisenstein’ın asla anlayamayacağı türde bir şok, zihinsel değil bedensel şok!). (Pelikül ile penis arasında pek çok ilişki kuruldu, peki ya bobin ile meme arasında tesis edildi mi hiç bir ilişki?)
- Valie Export’un expanded cinema kavramını ve bu kavramın performansla, performativiteyle ve bedenle ilişkisini kavramsallaştırdığı harikulade metni için ise bkz. “Expanded Cinema as Expanded Reality”.
- Portekiz merkezli çevrimiçi bir sinema dergisi olan Aniki’nin expanded cinema’yı dosya konusu hâline getirmiş olduğu bir sayısı da mevcut hâlihazırda. (Bu konuyu dosyalarının içerisine taşımış dünyadaki sayılı dergiden biri Aniki…)
- Isaac Julien, Fiona Tan ve Yang Fudong’un birlikte gerçekleştirdiği Expanded Cinema adlı sergide söz konusu olan şey ise bu sanatçıların kendi işlerini bir ekrandansa birçok ekranda ve karmaşık (yani birbirine karışmış) bir biçimde göstermesi ve bu işlerin bir arada bir tür hareketli görüntü labirenti oluşturması. Etrafında dolanılabilir ve farklı açılardan izlenebilir bir çoklu ekran deneyimi sunuyor bu sergi. Bu anlamda da bir sinema labirenti aslında. Mekâna dolan, göze dolanan ve zamanda dolaşıklaşan imgeler olarak expanded cinema.
- Nam June Paik’ın 50 DVD oynatıcıdan, 3,750 fit uzunluğundaki elektrik kablosundan ve 575 fit uzunluğundaki çokrenkli neon boru hattından oluşan Electronic Superhighway’ini bir televizüel enstalasyon olarak görmek mümkün olduğu kadar bir videotik expanded cinema yerleştirmesi olarak görmek de mümkün kuşkusuz (TV Garden, Dadaikseon ve benzerlerini de öyle tabii). Zaten televizyon da, sinematik genleşim söz konusu olduğunda, başlı başına nevi şahsına (yoksa mecrasına mı?) münhasır bir moment değil mi? Televizyon zaten elektronikokamusal sinema değil mi?
- Tony Hill’in Point Source adlı expanded cinema performansı, öte yandan, tüm mekânın bir tür ekran olduğu ve bu mekân içerisindeki tüm objelerin de ışığa doğrultulup gölge yarattıkları sürece sinematik birer “şey” olarak var olduğu bir sinemasallığa, sinemasal-mekânsal bir komplekse gönderiyor [referment]. (Bunun bir tür sinestetik buluntu materyal estetiği olduğunu söylemek imkânlı, ama tabii ki cinema of attractions’ın bir tür postmodern varyantı olduğunu söylemek de imkân dahilinde bir o kadar. Define it however you please.)
- Hareketli görüntünün mimarlıkla olan ilişkisini expanded cinema kavramı üzerinden irdeleyen müthiş bir yazı dizisi ve bu yazı dizisine eşlik eden olağanüstü bir enstalasyonel video derlemesi için ise bkz. Sarah Breen Lovett’in Expanded Architecture’ı. (Mimari “şey”in hareketten azade olduğunu düşünmek mimariyi mimari haricindeki şeylerin yalıtımında düşünmek demek yani mimariyi yalıtık düşünmek demek. Bir yapı “duruyor” olabilir mi gerçekten? İçinde bulunacağı, “yer” kaplayacağı, katılacağı ortamın hareketine göre “tasarlanan” yapılar yok mu hakikaten? Mimarlar cevaplasın bu soruları, henüz cevaplamamış olanları yani…)
- Sabrina Ratté’nin Immeuble-Villas adlı video serisi de soyut iç mekânların kurulduğu, elektronik dokularla arkitektonik elementlerin, kuvvetlerin iç içe geçtiği bir seri. Bu serinin ikinci işi olan Immeuble-Villas II ise somut bir dış mekânda gösterildiği anda bir tür sinematik x-ray işlevi görüyor. Soyut iç mekânın muhayyel imgesi (videonun ışınları) ile somut dış mekânın muayyen simgesi (binanın çeperleri) eşleşip bir tür cisim-imge oluşturuyor. Mekâna “yüklenen” imge olarak sinema. Extended cinema olarak expanded cinema.
- YouTube ve Guggenheim Müzesinin ortak çalışması olan YouTube Play’in de bir expanded cinema projesi olmadığını söylemek namümkün. (Haters gonna hate but yeah, YouTube, too, is cinema.)
- Nona de la Pena’nın Kiya’sı da YouTube’dan izlenebilecek en ilginç “VR video oyunu film”lerinden ayrıca. (Peki, bu denli bir kavram kargaşası “normal” mi bugün? Yoksa kavramsallık denen şey mi bir kargaşa artık? İç içe mi geçmek istiyor kavramlar yoksa, her zamankinden daha da çok? Kavramsallığın ilksel hâline, amalgamik kavramsallığa, kavramsal urdoxa’ya mı dönülmek isteniyor yani? Bazen bir şeyleri “sıfırdan” almak da iyi oluyor sanki?)
- Janet Cardiff ve Georges Bures Miller’ın Alter Bahnhof’u bir video mu, yoksa bir video yürüyüş [video walk] mü? Bir yürüyüş belli ki, değil mi? Kaydı yürümüyor muyuz, gözlerimizle? Ekrandan algılanan ile “gerçekten” algılanan üst üste binmiyor bu yürüyüşte? İzlenen mi, yoksa yönelinen mi video? Artırılmış bir gerçeklik mi bu? Paralel bir gerçeklik değil mi daha ziyade? Zamansal olarak sürekli çoğalan bir videotekten mi söz ediyoruz? Sürekli bir temporal genleşim hâlindeki bir sinematekten mi bahsediyoruz? Yeni bir gerçeklik sanki bu daha çok. Bindirmeli bir gerçeklik [overlay reality]. Expanded cinematicity.
- Doug Aitken’in MoMA’nın hem dış hem de iç yüzüne kelimenin hem düz hem de mecaz anlamıyla ışık vuran çalışması Sleepwalkers’ın ise sinemayı mekânda genişleyen, hatta saçılan bir şey olarak kurup kurguladığını söylenebilir muhtemelen. (Marie Beckmann’ın Doug Aitken’in işlerini expanded cinema bağlamında kompakt bir şekilde ve kısaca teorize ettiği bir metin de mevcut bu arada: “Doug Aitken in the Context of Expanded Cinema”.)
- Günümüzde expanded cinema’nın en önde gelen boyutlarından biri olan sanal gerçeklik teknolojisini sinemanın bir veçhesi olarak ele alan ve sanal gerçekliğin (VR) teorik ve pratik boyutlarını kısaca tartışan (ve ayrıca bu konuda Türkçedeki sayılı kaynaktan da biri olan) bir metin için ise bkz. Öykü Sofuoğlu’nun “Sanal Gerçeklik ve Sinema” başlıklı metni.
- Gabo Arora ve Chris Milk tarafından “yaratılan” (ya da dilerseniz, “sunulan”) Clouds Over Sidra, hem 360° bir video olarak hem de (“lirik”) bir VR film olarak görülebilir. Zaman-mekânın sabitlenmediği ve görümsel hareketin zaman-mekân algısı ve duygusunu çeşitlediği bir film bu (Tabii buna hâlâ “film” demek mümkünse). Panoramik görüde temellenen bir expanded cinema örneği.
- Ve penultimately, prodüksiyonu Tate tarafından yapılan, expanded cinema’ya dair (bu konudaki sayılı videodan biri olan) bir videoyu paylaşmak gerek: What is Expanded Cinema?
- Son olarak ise expanded cinema’nın bir bütün hâlinde sinema denen şeyle özdeşliğinden ileri gelen özsel belirsizliğini ifade eden ve bu bağlamda sinemanın olan değil oluşan bir şey olarak kavranması gerektiğini dışavuran yani sinemanın genleşim(in)den ayrı tutulamayacağını ve bu nedenle hayattan da soyutlanamayacağını belirten Gene Youngblood’ın bir sözünü aktarabiliriz ki başlangıçta yapılan tanımların altı oyulsun ve sinema söz konusu olduğunda, tıpkı hayatta olduğu gibi, her şey belirsizliğini korusun (“Narrative Exploration in Expanded Cinema”): Expanded cinema does not mean computer films, video phosphors, atomic light, or spherical projections. Expanded cinema isn’t a movie at all: like life it’s a process of becoming, i.e. a concept of presence more than it is a material of one kind or another.
{fold içindeki imge: Stan VanDerBeek, Movie-Drome, 1963–1966/2012, enstalasyon manzarasından görüntü, kaynak: e-flux}algı, Andy Warhol, AR, artırılmış gerçeklik, beden, bölünmüş ekran, ekran, enstalasyon (yerleştirme), expanded cinema, film, Gene Youngblood, genişletilmiş gerçeklik, hareket, Hasan Cem Çal, imge, ışık, karma gerçeklik, medya (mecra), mimarlık, MR, müze, Nam June Paik, Pazar Sekmeleri, performans, performans sanatı, sanal gerçeklik, sanat, sergi, sinema, Stan VanDerBeek, Valie Export, video, video sanatı, VR, XR, yapı, yeni medya, yerleştirme sanatı, YouTube, zaman, zaman-mekân